Çok yoruluyorum bazen..
Çok yoruluyorum bazen. Gerçekten yorulduğumu hissediyorum bazen. İnsanlar hep aç gözlü neden? Bir şeyler verdikçe daha fazlasını istiyorlar neden? Peki ya verecek bir şey kalmayınca? Bi durup bakıyorum bazen.. Seyreden oluyorum gözlem yapan, edilgen taraf pasif taraf oluyorum, gördüklerim beni dehşete düşürüyor. Geçen bir yerde okumuştum.. Yüzeyin altına inmeye başladığın an, dünyanın aslında hiçte basit olmadığını fark edersin. İnsanların gerçekte kim olduğunu, oynadıkları oyunları, sahte özgüvenlerini ve gizli niyetlerini görmeye başlarsın. Ve anlarsın ki toplum, büyük ölçüde yalanlar üzerine kuruludur. İnsanlar da sürü gibi hareket eder. Artık her şeyi fark ediyorsundur ve eskisi gibi olamayacağını bilirsin. Farkındalık insanı yalnızlaştırır.
Duygu ve Düşünce
Çinli yazarların gözünden Hz. Peygamber Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), kendi tarihî bağlamından kopuk, yalnızca dinî bir hadise değildi. Aksine o, Arap Yarımadası’nın yüzyıllardır kendi kendine sorduğu büyük soruya verilmiş kaçınılmaz cevaptı: Çölün eşiğinde, tarihin kenarında yaşayan dağınık bir toplum, dar sınırlarını nasıl aşarak evrensel bir medeniyet kurabilir? Mekke’de yetim olarak dünyaya gelen; asabiyetin, intikam kültürünün ve put ticaretinin hüküm sürdüğü bir toplumda yetişen bu insan, sıradan bir ahlâk ıslahatçısı değildi. O, kan bağının yerine anlam bağını; kabile sadakatinin yerine ilkeye bağlılığı koyarak insan kimliğini kökünden yeniden inşa eden büyük bir kurucuydu. Çinli yazar Liu Bingwen’in bu siyer okumalarında gördüğü şey de tam olarak budur. O, Hz. Peygamber’in hayatına ne Batı’nın İslam’a dönük tarihî kompleksleriyle ne de Müslümanın kendi Peygamber’i karşısındaki savunmacı hassasiyetiyle yaklaşır. Bilakis kendi kurucularını okumayı çok iyi bilen kadim bir medeniyetin bakışıyla yaklaşır. Bu okumayı farklı kılan taraf, Hz. Peygamber’i köklü bir Çin düşünce çerçevesi içinde ele almasıdır: bilge hükümdar, amelî filozof, düşünceyle eylemi; ahlâkla siyaseti birbirinden ayırmayan insan… Tam da bu çerçevede Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), Çin zihninde tanıdık bir şahsiyet hâline gelir. Çünkü o, Batı’nın ısrarla birbirinden ayırdığı şeyleri kendi şahsında birleştirmiştir: peygamberlik ile liderliği, ruh ile devleti, iç hakikatle toplumsal hareketi… Burada vahiy, yalnızca teolojik bir tartışma konusu değildir; bütün bir ümmetin ortak bilincini yeniden şekillendiren merkezî hadisedir. Bu gerçek tek başına, onu insanlık tarihinin en büyük medeniyet kurucuları arasına yerleştirmeye yeter. Metnin temel iddiası şudur: İslam ne sadece
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
-Dünya ne kadar çirkin bir yer oldu ya... Hayır anlamıyorum, insanlar nasıl bu kadar kötü oldu? +Kötülük hep vardı. -Bence arttı ama. +İyiler sustuğu için olabilir mi? Tepkisiz kaldıkları için... Biz tepki göstermedikçe, kabul ettikçe kötüler de cesaretleniyorlar. İyi sadece öyle doğruyu bulmakla da olmuyor, kendin için adaleti aramakla da. Herkes için mücadele etmek gerek. Öyle sosyal medyadan sallamakla da bitmiyor bu iş. İcraat lazım ki caydırıcı olsun karşı taraf için...
Dizi Alıntısı
HİSSİZ - O'nun Benimle Bir Derdi Var
Tür: Edebi roman / Psikolojik – İlişkiler Hedef Okur: – Duygusal ama yüzeysel metinlerden yorulmuş okur – İlişkilerde kendini kaybeden, susarak kalan insanlar – Modern Türk edebiyatında “iç ses” arayanlar KISA TANITIM Kudret, sevilmeyi bilen ama kendisiyle kalamayan bir adamdır. Ati ise gitmekle kalmak arasında sıkışmış, kalabalıkların içinde yalnızlaşmış bir kadın. Bu roman; ayrılıkların, barışmaların ya da mutlu sonların hikâyesi değildir. Hissiz Hissiz Hasan Gürkan Işık Bu roman, kalıp kaybolmanın, susarak eksilmenin ve acıyı seçtiğini fark edememenin hikâyesidir. HİSSİZ, okuru taraf tutmaya değil; kendine bakmaya zorlayan bir anlatıdır. Mağduriyetle acı arasındaki farkı sorgular. Ve şu soruyu sessizce okurun önüne bırakır: “Acıyı mı yaşadık, yoksa acıyı mı seçtik?” TEMALAR
1000Kitap
Verilen sözler, yeminler bir ömür boyu tutulması için sanıyordu Uygar. Oysaki sözlerin de bir ömrü olduğunu nereden bilecekti? Bir gün sözlerden vazgeçilirse insanın inancı da kırılırdı. Fakat tutulmayan sözler bazen tek taraflı da olabilirdi. Karşı taraf ne pahalısına olursa olsun sözünden caymazken ondan da bu beklentiyi beklemek bazen kör olduğundan dolayıydı. Uygar sonuna kadar, hatta o vazgeçse bile sözünü tutmuştu. Kalbinden bir an olsun atamazken o bir çırpıda atmışa benziyordu. #çocukluğumyok
Alıntı
Kalbimin sessiz duası 74..
Allah’ım… Bugün sana kırılmış bir kalbin içinden sesleniyorum. Öyle büyük olaylarla değil belki ama yavaş yavaş yorulmuş, sessiz sessiz eksilmiş bir kalbin içinden… Çünkü insanı bazen tek bir acı değil, uzun süre güçlü kalmaya çalışmak tüketiyormuş. Herkese “iyiyim” derken kendi içinde çöküyormuş insan. Ve en kötüsü de; bunu kimsenin fark etmemesiymiş. Ben çok yoruldum Rabbim… Hep toparlayan taraf olmaktan yoruldum. Kimse üzülmesin diye kendi içime susmaktan yoruldum. İnsanların değişmesini izlemekten yoruldum. Birine alışıp sonra yabancı gibi kalmaktan yoruldum. Ve en çok da… İçimdeki o tarifsiz boşluğu kimseye anlatamamaktan yoruldum. Allah’ım… Bazı insanlar vardır; gider ama yokluğu uzun süre kalır insanın içinde. Bazı cümleler vardır; yıllar geçse de unutulmaz. Bazı hisler vardır; insanı gece olunca sessizce yakar. İşte ben bugün, içimde biriken bütün o yarım kalmış hislerle geldim Sana. Çünkü biliyorum… Ben herkese anlatamasam da, Sen içimde neyin eksik olduğunu biliyorsun. Rabbim… Bazen kendimi hayata geç kalmış gibi hissediyorum. İnsanlar bir yerlere ait olmuş, bir şeyleri başarmış, kalplerini dinlendirecek limanlar bulmuş gibi… Ben ise hâlâ içimdeki dağınıklığı toplamaya çalışıyormuşum gibi hissediyorum.
Duygular