Ormanda oyunu her zaman aslan mı kurar yoksa güç tilkide midir?
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Merhabalar Kitapsevenherkes ailesi İskender Pala’nın en sevdiğim kitabı olmuş olabilir desem abartmış olmam. Soygun, beni ilk sayfadan son sayfaya kadar “Tilki kim?” sorusunun peşinden sürükledi. Kitap boyunca adeta bir ipucu avına çıkıyorsunuz; her yeni detayda zihniniz başka bir şüpheliye kayıyor, her bölümde “Bu sefer çözdüm” diyorsunuz ama yazar son ana kadar merak duygusunu ustalıkla diri tutuyor. Bu da kitabı elinizden bırakmayı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Kitapta en sevdiğim detaylardan biri ise güç ve zekâ arasındaki ince çizginin çok güçlü bir metaforla verilmesiydi. Genelde “ormanların kralı aslandır” deriz; gücü, otoriteyi ve hükmetmeyi temsil eder. Hikâyede de ilk bakışta aslanın oyunu kuran taraf olduğu hissine kapılıyorsunuz. Ancak ilerledikçe asıl kurgunun, sessizce ilerleyen ve görünmeyen hamleleriyle tilki tarafından şekillendiğini fark ediyorsunuz. Bu durum, güç ile zekânın çatışmasını çok daha derin ve düşündürücü bir hale getiriyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise karakter isimlerinin ve kurgunun hayvan metaforlarıyla uyumlu ilerlemesiydi. Bu detay sadece estetik bir seçim değil; hikâyenin alt katmanını güçlendiren, okuyucuya sürekli “bir şeyler sembolik mi anlatılıyor?” hissi veren çok ince bir işçilikti. Böylece sadece bir gizemi çözmüyorsunuz, aynı zamanda karakterlerin arkasındaki anlam dünyasını da okumaya başlıyorsunuz. Tarihsel arka plan ise kitabı bambaşka bir seviyeye taşıyor. Sultan Mahmut dönemi ve özellikle Vakayı Hayriye sonrası Osmanlı’da yaşanan kırılmalar, devlet yapısındaki değişim ve sarsıntılar hikâyeye çok doğal bir şekilde yedirilmiş. En çok hoşuma giden şey, tarihin burada kuru bir bilgi gibi anlatılmamasıydı; aksine olayların içinde yaşayan, karakterlerin kararlarını etkileyen canlı bir unsur gibi ilerliyor. Bu da
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,160 okunma
8/10
·254 syf.··
2026 10. kitabı
Petrikor nedir bilir misiniz? Aslında bilirsiniz de adını duymamışsınızdır: Yağmurun kuru toprağa değdiğinde çıkan o harika kokunun adıymış. Siz de bilin istedim Kitabımızda gelirsek, kahramanlarımız bir Adam ve bir Kadın. İsimleri yok, aynı iş yerinde çalışıyorlar ama sohbet etmek için karşılaşmaları biraz zor. Dışarda denk geliyorlar hep ve ne hikmetse her buluşmaları bol yağmurlu oluyor. Yüz yüze konuşurken sorun yok ama mesajlaşırken bir şeyler kopuyor, iki taraf da birbirini anlamıyor. Bir "tamam" ortalığı ne kadar gerebilir? İşte en yükseği geliyor. Ama karşılaşınca hepsi gidiyor. Bir yandan da galaksi gezegenleri hareket ediyor. Oasis ve Lapis döndükçe bizim Kadın ve Adam da bundan etkileniyor. Büyük cümleler yok bu kitapta, ya da imkansız bir aşk yok. Herkesin başına gelebilecek durumlar var. O yüzden işte her satırda kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Doğal olaylar, hissiyat var. Söyledikleriniz başkayken arkada neler hissediyorsunuz onlar var. Gökyüzü ve yeryüzünün ortak kokusu Petrikor... Değerlendirin bu kitabı derim
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202666 okunma
Reklam
10/10
··
Beğendi
Kitap henüz basılmadan önce bir grup arkadaşla birlikte okudum bu kitap benim ilk pr’ım olması sebebiyle yeri bende her zaman ayrı bir öneme sahip olacak bir de bu grup dolayısıyla çok güzel arkadaşlar tanıdım hepsine canıgönülden teşekkür ederim. Kitabı basıma girmeden önce okumuş olmak ‘’ acaba gelecek kitapta heyecanımı kaybeder miyim ? korkusu düşürmüştü içime ; fakat yanılmışım daha bir heyecanla kitaba sarıldım ve her okumamda bir çok yeni detay keşfettim . Güç, adalet ve insan doğası…. seçilmişlerin dünyasında bir başkaldırı ‘’seçkinler’’ bize ne anlatıyor? Gelin, bu seçilmiş dünyanın arkasındaki karanlığa birlikte bakalım. İyi ve kötü taraf diye bir betimleme yapamıyorum baskıcı bir sistem sadece tepedekilerin zalimliğiyle değil alttakilerin çaresizliği ve kabullenişiyle de beslenir. kitapta hata yapan korkan ve hatta güçle zehirlenen karakterleri olması hikayeyi çok gerçekçi kılmış. Can Gözek bize pelerinli kahramanlar kötü karakterler sunmamış; aksine her bir karakterin elini kana güce veya çaresizliğe buladığı son derece gerçekçi portreler çizmiş . seçkilerin arasında çatlaklar olması gücün getirdiği o lüks hayatın içinde bile vicdan azabı çeken sitemin yozlaşmışlığını fark eden ama kurulu düzeni ve canını kaybetmekten korkan karakterler ise kitaba derinlik katmış O koltuğu korumak adına neleri feda edebildiklerini okumak gerçekten sürükleyiciydi. Her kitabın tabi ki nazarı olmalı ; romanda ki bazı diyalog sorunları yer yer tempomu düşürse de ‘’şimdi ne olacak?’’ sorusu kitabın elimden düşmemesini sağladı. Bu evrende Kimse güvende değil ve kimse göründüğü gibi masum değil güç dengesi değiştikçe karakterler gerçek yüzünü gösteriyor maskeler düşüyor ;geriye sadece hayatta kalma ya da hükmetme arzusu kalıyor. Kitabın kapağını kapattığımda aklımda sadece
SeçkinlerCan Gözek · Kaktüs Sanat Yayınevi · 20264 okunma
6/10
·327 syf.··
2026 46. kitabı
Yazardan okuduğum ikinci kitap ve dark romancein hakkını verdiğini düşünüyorum. Fabiano babasından sonra Outfit'in başına geçecek kişiyken babasının başka kadından çocuğu olmasıyla işler değişiyor ve zaten Fabiano'yu istemediği için oğlunu gözden çıkarıyor ve 14 yaşında falanken öldürülmesini emrediyor. Bir şekilde ölümden kurtulunca yolu Remo yani Camorra’nın başıyla kesişiyor ve onu Remo yetiştiriyor ve eğitiyor. Artık Remoya sadık ve bağlı. Ta ki Leona ile tanışana kadar... Artık bir taraf seçmek zorunda. Kardeşi yerine koyduğu adam mı yoksa sevdiği kadın mı. Remo aşkın işin önüne geçmesine tamamen karşı başlarda geçici bir heves sanıp izin verse de hislerin ciddiye bindiğini anlıyor ve Fabiano'nun önünü kesiyor. Ah adama aşık sanmıştım jdjdj Seçim yapmasını istediği kısım biraz rahatsız etti beni. Kızı t*cavüzle burun buruna getirmesi ve Fabiano kızı kurtarmaya çalışırken ona şans verip o zaman sen yap demesi... Yani Remo dahil diğer adamların da kitabını okuyacağız ve buna okey olup aşık olacak olmaları rahatsız edici. Umarım kendisi de bu şekilde olmasa da aşkıyla sınanır o zaman göreceğim onu djdj Fabiano'nun aşkı için kardeşliği ve kendi canını feda etmesi mükemmeldi o kısımlar. Sadece çift olarak kitabın yarısı boyunca sıkıcıydı. Kız fasfekir ve ailesi yüzünden saflık mallık arasında geziyodu beni delirtti. Ortalama bir kitaptı genel olarak. Nino'nun kitabını daha çok merak ediyorum.
Twisted LoyaltiesCora Reilly · Createspace Independent Publishing Platform · 202339 okunma
ARAF! TARAF olamamaktan doğan kelime.. Bir harf nelere bedelmiş..
10/10
·212 syf.··
2026 25. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 15:49
Öncelikle merhaba sevgili okur ! Bu incelememi okumaya niyet ettiysen, küçük bir ricam var. Yüreğini yanına al ,aklınıda katıver yanına. Sadece gözlerinle "miş " gibi yapacaksan burada vakit kaybetme. Anlaştık mı ? Harikasın :) hadi başlayalım o halde... Kitabımız bir imkansız aşkın imkansızlığının sebepleri üzerine kurulmuş bir temada. Başladığınızda ilk birkaç sayfa yaz dizisi tadında. Ana karakter Ercana kızıyor, masum kıza sanki kendinizden bir parça gibi sahip çıkıyorsunuz :) Genel olarak durum bu.. Ama ben başından beri Ercana hiç kızamadım, onu anladım. Zaten bütün olayda onu anlamaktan geçiyordu. Asıl düğüm orasıydı.. Öyle hayatlar var ki, kırmayayım derken kendiniz paramparça oluyorsunuz... Öyle hayatlar var ki, gereğinden fazla evet dediğinizde kendinize kalan kocaman bir HAYIR oluyor. Öyle hayatlar var ki,bedenen size ait,kimlikte bir şahıssınız ama ruhunuz başkalarının elinde köle. Öyle hayatlar var ki ,adam olacağım ,doğru ,dürüst olacağım derken, adam olmanın kıyısından geçemeyene meze olan.. Öyle hayatlar var ki, sevmeyi sahip olmak zannederek bencillikle harmanlanmış
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202611 okunma
İçimizdeki Şeytanla Sessiz Bir Hesaplaşma
10/10
·256 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 00:00
İçimizdeki Şeytan benim canımı çok acıttı. Ömer karakteri aslında benim kaçmak istediğim o taraf oldu; istemeden baktığım o kirli ayna… Kitabı okurken en sarsıcı olan şey, Ömer’in sadece bir roman karakteri olmamasıydı. O, insanın içine sakladığı ama görmek istemediği tarafın adıydı. Başta okurken Ömer’den nefret ettim. Ama sonra fark ettim ki bu nefretin sebebi, içimde bir Ömer gizli olduğu için. Onun bahaneleri, kararsızlıkları, sorumluluktan kaçışı; hepsi insanın zaman zaman yaptığı iç hesaplaşmaları hatırlatıyor. Ömer’in en tehlikeli yanı kötücül olması değil, iradesiz olması. Kendi zayıflıklarını “içimizdeki şeytan” diyerek dışsallaştırması. Yani suçu kendinde değil, soyut bir güce yüklemesi. Psikolojik açıdan baktığımda Ömer’de yoğun bir savunma mekanizması görüyorum. Rasyonalizasyon. Yaptığı ya da yapmadığı her şeyi mantıklı göstermeye çalışıyor. Başarısızlığını, korkaklığını, kıskançlığını bir “şeytan” metaforuna yüklüyor. Oysa o şeytan aslında kendi irade eksikliği. İnsan en çok kendine dürüst olmadığında çürür. Ömer’in trajedisi de bu: Kendini kandırarak yaşaması. Macide’ye çok üzüldüm. Saflığı, kırılganlığı, inancı… Bir kadının sevdiği adamı kurtarma çabasıyla kendinden nasıl ödün verdiğini görmek içimi burktu. Ama kitabın sonunda kendisini seçmesine çok sevindim. O an, bir uyanış anı gibiydi. Yine de bir kadın olarak düşündüm: Keşke kendi hayatının kurtuluşunu bir erkeğe bağlamasaydı. Ama şunu da göz önüne almamak olmaz; o dönemin şartları bunu gerektiriyordu. Kadının ekonomik ve toplumsal özgürlüğü bugünkü kadar mümkün değildi. Bu yüzden Macide’nin seçimlerini değerlendirirken tarihsel bağlamı da unutmamak gerekiyor. Bedri karakterine gelince… Onun için net bir duygu besleyemiyorum. Ne sevgi ne kızgınlık. Saf bir iyilik değildi yaptıkları diye
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma
Reklam
Reklam