6/10
·58 syf.··
2026 5. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 17:06
Dördüncü sayı; düşsel kurgu ile korku, mitoloji ve bilimkurgunun farklı damarlarını aynı çatı altında buluştururken anlatıların merkezine insanın kadim korkularını, açgözlülüğünü, yalnızlığını ve bilinmeyen karşısındaki çaresizliğini yerleştiriyor. Seçkide yer alan öyküler kimi zaman Göktanrı inancının izlerini taşıyan karanlık masallarla, kimi zaman savaş sonrası distopyalarla, kimi zaman da doğaüstü varlıkların gölgesinde şekillenen ruhsal çözümlemelerle okuru karşılıyor. Geceye Doğan (Emrah KUTLUK & Emre BOZKUŞ); Öncelikle öykü yorumlamanın nedeni; 2024 yılında hayatını kaybeden Emrah Kutluk Bey ile hiçbir problem yoktur. Başkaların yaptığı saygısızlığından dolayı ortak projede kimsenin günahına giremem. Tengri'nin huzuruna ölmüş birinin hele de hiç tanışmamışlığın olmadığı halde onun kulluk hakkıyla çıkamam. Öykü; akıcılık, sürükleyicilik ve merakın ön planda olduğunu görüyoruz. Göktanrı inancına bağlı bir kadının tek başına çocuğunu doğurduğunu görüyoruz. Öyküde Lilith eşdeğeri Albız'ın, annenin ciğerini çiğ çiğ çiğneyerek yemesinin nedeni ise kadim zamanlarda savaşçı bir ulus olduğumuz için yazılı bir kaynak geride bırakamadığımızdan dolayı Albız'ın asıl öyküsünü unutarak lohusa kadınlara ve çocuklara musalat olmasına mantıklı olarak böyle bir neden bulmuşuz. Öykünün sonunda Umay Ana gelip yetim bebeği, Albız'dan koruduğunu gördük. Giderken bebeği yetim bırakmak için öldürülen annesine yeniden yaşam vermesi için Tengri'nin huzuruna çıkmak için otağdan ayrıldı. İyi düşünen okurlar öykünün sonu böyle yorumlayarak tamamlayacaklar. Pencere Komşum (Esra SÖNMEZ); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın uyum içinde dans ettiği öyküde fırtınalı havaların korkunç yanını bizlere sunuyor. Fırtınalı havalarda beliriveren insanların bilinçlerini oyuncağa
Fantastik
ORM Fantastik Öykü ve Resim Seçkisi - Sayı 4Kolektif · Kadran Yayınevi · 20262 okunma
Toplumun Acımasız Çarkı ve Bir Yeşilçam Dramı: El Kızı
9/10
·400 syf.··
2026 23. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 17:35
Orhan Kemal’in El Kızı romanını bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, damağımda kalan o burulmuş siyah-beyaz Türk sineması tadı oldu. Kitap, kelimenin tam anlamıyla harika bir Yeşilçam filmi estetiğine ve sürükleyiciliğine sahip. Ancak bu hikaye sadece bir melodram değil; toplumun acımasız yüzüne tutulmuş çok sert bir ayna. Kitabı okurken bir kez daha çok net anladım ki: Bu dünyada masum ya da suçlu olmanız fark etmiyor; eğer bir kez düşen konumuna geldiyseniz, toplum sizi kaldırmak yerine üzerinize basıp ezmek için sıraya giriyor. Başkahraman Nazan’ın o saf, naif dünyasının dedikodularla ve ön yargılarla nasıl tarumar edildiğini izlemek içimi sızlattı. Romanın kurgusunda beni en çok etkileyen şey ise o muazzam kader örgüsü oldu. Haldun, Nermin, Nihat, Mazhar Bey ve Neriman Hanım… Hepsinin hayatı ve kaderi birbirine görünmez iplerle öyle bir bağlanmış ki, yaşanan her şey dönüp dolaşıp yine birbirlerini buluyor. Hikayenin finalinde, Nazan’ın bunca çileden sonra gelip tekrar oğlunu bulması, hatta tam da öldüğü gün oğlunun onun ölüsünü bulması adeta kaderin kaçınılmaz bir oyunu gibiydi. İnsanın insana ettiğini, toplumsal ikiyüzlülüğü ve kaderin ilmek ilmek örülüşünü Orhan Kemal o kadar duru anlatmış ki, etkilenmemek elde değil. Klasik Türk sineması tadında, derin ve sarsıcı bir dram okumak isteyen herkesin kitaplığında mutlaka bulunmalı. Kesinlikle tavsiye ederim.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·183 syf.·
2026 4. kitabı
"Bizi biz olmaktan çıkarıp boyu boyumuza, huyu huyumuza uymayan bir iğreti kaftanın içine hangi sapık zihniyet soktu?" _____________ Vaktiyle İstanbul'un o heybetli ahşap konaklarından birinin son vârisi , o güzelim hâne cayır cayır yandıktan yıllar sonra bile cebinde devasa, paslı bir demir anahtar taşırmış. Kendisine acıyarak bakanlara hüzünlü ama vakur bir tebessümle karşılık verir; "Kapı kül oldu evet , ama benim yurdum bu anahtarın ucunda asılı duruyor hâlâ," dermiş. Bence hatırat denilen şey de tam olarak budur işte. Yitirilmiş, tarumar olmuş, rüzgâra karışmış bir dünyanın cebimizde kalan o paslı anahtarıdır. Sâmiha Ayverdi’nin Bir Dünyadan Bir Dünyaya adlı eserinin satırları arasında dolaşırken içimi kaplayan his tam da bu oldu. O, gözlerinin önünde yıkılan bir imparatorluğun, kaybolan bir medeniyetin anahtarını kendi avuçlarında sımsıkı tutuyor ve o ağır anahtarı sessizce , incitmeden bizim avucumuza bırakıveriyor. Zannımca , edebiyat fakültesi sıralarında gencecik, hevesli bir talebe olan Kâzım Yetiş, o isabetli mezuniyet tezi sorusunu sormasaydı,yazarın çocukluk hâtıralarının o gizemli ve derin mahzenine belki de hiç inemeyecektik. Kitabın kapısını aralayan isimlerden Nihad Sâmi Banarlı'nın o kıymetli önsözde gayet haklı olarak işaret ettiği gibi, elimizde tuttuğumuz bu metin muztarip bir devrin en sahih aynası. Kemâl Yurdakul Aren'in kelimelerin "aşk izdivacı" yaptığını söylemesi de boşuna değil elbet. Sayfaları çevirirken öyle sıradan bir "ben çocukken şöyleydim, şu oyunları oynardım" anlatısı beklemeyin; daha ilk bölümlerde, koca bir milletin makûs talihiyle o küçük kız çocuğunun şahsî şaşkınlığının nasıl da iç içe geçtiğini, nasıl hemhâl olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İnsan o loş sayfalarda gezinirken durup kendine sormadan edemiyor: Sâmiha Ayverdi
Bir Dünyadan Bir Dünyaya Sâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2012139 okunma
Arayış mı? Rahat batması mı?
8/10
·336 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 16:01
Merhabalar, İlk defa bir eserini okuyarak edebi anlamda da tanışma fırsatımız olan sayın Irmak Zileli'ye başarılarının devamını diliyorum. Kitabın konusu evini terk eden bir kadının iç konuşmaları ve yolda katşılaştığı bir takım olaylar zinciridir. Kendisi neyi arıyor tam olarak anlaşılmasa da geride bıraktığı eşini tarumar etmekten de hiç çekinmiyor. Sorular var evet bunlara cevap aranıyor. Ara ara ara sonuç hiç tanımadığı bir adamla meçhule doğru gidiş. Ne değişti? Açıkçası rahat batıyor... Keyifli okumalar efendim.
Duygu ve Düşünce
GölgesindeIrmak Zileli · Everest Yayınları · 2017151 okunma
Puan vermedi·136 syf.·
2026 1. kitabı
Bir insanın hakikati ararken kullandığı dil, bazen hakikatin kendisinden daha tehlikeli olabilir mi ? Hitabet ve Belagat Üzerine Söylevler tam da böyle bir kitap. İlk bakışta yalnızca antik Yunan’a ait hukuk metinleri yahut belagat / hitabet örnekleri okuyacağınızı sanıyorsunuz; fakat birkaç sayfa sonra fark ediyorsunuz ki burada anlatılan şey sadece cinayet, savunma ya da mahkeme değil. İnsan tabiatının korkuyla, iktidarla, suçlulukla ve ikna etme arzusu ile kurduğu o kadîm ilişki anlatılıyor. Kitap boyunca Antiphon’un dili , bir düşünürün dili olmaktan çok, insan ruhunun karanlık taraflarını ezbere bilen bir adamın dili gibi işliyor. İşin ilginç yanı da şu: Bugünün televizyon tartışmalarında, sosyal medya linçlerinde yahut mahkeme salonlarında duyduğumuz birçok şeyin kökü burada duruyor. Yalnızca isimler değişmiş. İnsan aynı insan . Ketebe Yayınları’nın baskısı hem çeviri dili hem de dipnot tercihleri açısından oldukça başarılı. Özellikle çevirmenin metnin sertliğini ve hitabet ritmini koruması kitabın etkisini artırmış. Fakat kitabın yer yer ağırlaşan yapısı, modern okur için yorucu olabilir. Çünkü bu eser roman gibi akmıyor ; daha çok bir zihinsel düello gibi ilerliyor. Sürekli dikkat istiyor. Bazen aynı argümanın farklı biçimlerde tekrar edildiğini hissediyorsunuz. Ama sonra anlıyorsunuz ki Antiphon bunu bilinçli yapıyor: Çünkü ikna dediğimiz şey çoğu zaman yeni bir şey söylemek değil, aynı şeyi başka duygularla yeniden söylemektir . Kitabın giriş kısmında Antiphon’un hayatına dair verilen bilgiler bile başlı başına etkileyici. Özellikle onun siyasal suçlamalarla yargılanması ve “hain” ilan edilmesi , bugün bile ürpertici bir sertlik taşıyor. Şu satırlar yalnızca tarihî bilgi değil, aynı zamanda iktidarın hafızası gibi: __“Evlerinin tarumar edilmesine ve o evlerin olduğu topraklar
Hitabet ve Belagat Üzerine SöylevlerAntiphon · Ketebe Yayınları · 202411 okunma
8/10
·348 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
nermin yıldırım’dan rüyalar, gerçekler, sırlar ve suskun kalmışlar üzerine sarsıcı bir roman... değil hakikati, hayallerini, rüyalarını bile anlatmaya korkuyorsun. çünkü sustuğun, kilitler altında saklanıp görünmez olduğun sürece güvendesin sanıyorsun. oysa ancak anlatarak ve yasını tutarak kurtulabilirsin içinde yıllanmış acıdan. başka türlü ıslah olmaz kalbinde harelenmiş o uğursuz gam. bırak, bir bir dökülsün gizlice kendini izlediğin aynaların sırları. bırak, kendi sırrında parçalansın cam, tarumar olsun dünün bütün doğruları. aksın zehir, temizlensin kan, bulsun yolunu zaman. bu demde sadece gerçeğin yolcususun. hem gücün de yok sanma bu tekinsiz yolu adımlamaya. unutma, sen sustuğun için böyle yorgunsun. şimdi akrebi ve yelkovanı, kalbini kırdıkları yerde uyut, evvelce verilmiş insafsız sözleri unut ve öyle bir çığlık at ki, bütün sessizlik yeminleri o an bozulsun. bırak, artık her şey konuşulsun... kaybolan kocasını bulmak üzere istanbul’a gelen pilar, yabancı bir şehirde, tanımadığı insanların arasında onun izini sürmeye başlar. ancak kocası eyüp’ün ardında bıraktığı rüya defterindeki işaretler, zamanla pilar’ı kâbusla gerçeğin birbirine karıştığı bambaşka bir hikâyenin içine taşır. artık gizli kalmış ne varsa, hepsinin ortaya dökülmesinin zamanıdır. nermin yıldırım’dan rüyalar, gerçekler, sırlar ve suskun kalmışlar üzerine sarsıcı bir roman...
Rüyalar AnlatılmazNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20124,386 okunma