Ruhun Karanlık Sureti: Nankörlük
İnsanın kumaşı cinsiyetinde değil, ruhunun derinliklerinde gizlidir. Kadın ya da erkek fark etmez; bazı ruhlar vardır ki, yürüdükleri her yola gölge, dokundukları her kalbe sızı bırakırlar.
Onlar, kâinatın en zarif emaneti olan insanı ve sevgiyi, kendi içlerindeki karanlığın süzgecinden geçirerek çürütürler.
Böyle bir ruhla yan yana yürümek, dikenli bir tarlada çıplak ayakla yürümekten farksızdır.
Konuştuğunuz an, kelimelerinizin ardında bir niyet arar; her cümlenizde bir kusur bulup sizi ayıplamayı kendinde bir hak görür.
Sizin kendinizi bütünüyle açtığınız o saf alan, onun dilinde bir silaha dönüşür. Öfkelendiği zaman ise içindeki o bastırılmış canavar uyanır; kelimeleri saraylar yıkacak, kalpleri tarumar edecek bir saldırganlığa bürünür.
En kötüsü de, heybesinden kazaara çıkan küçük bir iyiliktir. Yaptığı o minnet yüklü iyiliği dönüp dolaşıp başınıza kakar; ikram ettiği bir yudum suyu bile ruhunuza zehir kılana kadar dilinden düşürmez.
Onlar, gökyüzünün mavisini görmezden gelip sadece fırtınayı besleyen nankörlerdir.
Ne kalbi iyileştiren o saf sevgiden anlarlar, ne de ruhları birbirine kenetleyen o derin muhabbetin tadını bilirler. Sevgi onlar için bir takas, muhabbet ise sadece bir maskedir.
Daha da acısı, ahde vefa nedir bilmezler. Geçmişin hatırasına, paylaşılan ekmeğe, birlikte dökülen gözyaşına hürmet göstermezler.
Sözleri, rüzgârın önüne katıp götürdüğü kuru bir yaprak gibidir; bugün verdikleri sözü, yarın kendi çıkarlarının sunağında hiç çekinmeden kurban ederler.
Böyle kirli bir ruhun ikliminde ne bir çiçek açar ne de bir gönül huzur bulur. Çünkü nankörlük, kalbin uğrayabileceği en amansız çürümedir; ve o çürüme, etrafındaki her güzel şeyi de yavaşça yok etmek ister.
___ /Güven Taşdemir