Irmak Zileli ile tanışma kitabım olan Gölgesinde'yi okurken beynimin bir köşesinde Ingeborg Bachmann'ın o müthiş faşizm tanımlaması dönüp durdu.Ne diyordu Bachmann: “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...”
Kitap boyunca kitaba dahil olan her karakterde, karakterin öyküsünde bunu hissettim.Ela'dan, hafızasının dehlizlerinde kaybolmuş Nine'ye kadar.
Leylâ keza...Babasıyla olan ilişkisinde de kocası ile olan ilişkisinde de ezme, yok sayma gibi psikolojik istismarlarla faşizmden payını almış gibi geldi bana.
İki hatta üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Fikret karakterinin, eşi Leylâ 'nın ortadan kayboluşu ile birlikte polis sorgusu altında paramparça oluşunu görüyoruz.Kölesini kaybeden efendinin varlık nedenini kaybedişiyle efendiliğinin tuz buz oluşu diye de düşündüm.
Kitabın ikinci bölümünde kendini arayan Leylâ'nın kentin sokaklarında yürüyüşü başlıyor.Karşılaştığı her karakter ve öykü Leylâ'nın kendine dönüşünü ve iktidar olgususunu perçinler nitelikte.Leylâ 'nın yürüşünü bir tren yolculuğuna da benzettim.Tren hızla giderken dışarıdaki görüntüler akar gider.Kimi daha belirgin kimi daha belirsizdir.Çağrışımlar yaratır beyninizde her şeye rağmen.Leylânın karşılaştığı karakterler de ( çoğunun öyküsünün sonunu bilmesek de) arayışında, kendi benliğine dönüşünde çağrışımlar yaratıyor.Bütüne baktığımızda tüm bu karakterlerin hikâyelerinde de iktidar olgusunun altı çiziliyor.Rastladığı kafede Sylvia Plath ve eşi Ted Hughes'in ilişkisine yapılan göndermeler de yine iktidar ilişkisini sorgular nitelikte.Bölümün ilerleyen sayfalarında Leylâ 'nın babasının gerçek yüzü ortaya çıkınca bu kez Sylvia Plath'ın babasına
Merhabalar,
İlk defa bir eserini okuyarak edebi anlamda da tanışma fırsatımız olan sayın Irmak Zileli'ye başarılarının devamını diliyorum.
Kitabın konusu evini terk eden bir kadının iç konuşmaları ve yolda katşılaştığı bir takım olaylar zinciridir. Kendisi neyi arıyor tam olarak anlaşılmasa da geride bıraktığı eşini tarumar etmekten de hiç çekinmiyor. Sorular var evet bunlara cevap aranıyor. Ara ara ara sonuç hiç tanımadığı bir adamla meçhule doğru gidiş.
Ne değişti? Açıkçası rahat batıyor...
Keyifli okumalar efendim.
Kitabın baş karakteri Leyla bir sabah evden işe gitmek için çıkar ve bir daha haber alınamaz. Leyla’nın bu yürüyüşü ile kendini bulmaya çalışmasına tanık oldum. “Topukluları çıkarıp da ayağıma yürüyüş ayakkabılarımı geçirdikten sonra değişti her şey. Tersine bir Külkedisi masalı belki de bu.”
Yazarın kurguya değil duyguya odaklı yazdığını düşünüyorum. Çünkü okurken hayal ve gerçek arasında yapılan sık geçişler rahatsızlık yarattı ve hikayeye odaklanmakta güçlük çektim. Kurgu nereye gidecek diye kafa yordum bir yere gitmedi nitekim. Bir taraftan da duygular net anlatılmış ve kitap boyunca üstüne katarak güzel bir yazıma dönüşmüş.
İlk bölümlerde bulunan psikolojik tahliller ve kaybolma hikayesi çok güzel ilerledi. Fakat son kısımlar biraz daralttı ve zorlama geldi. Sonlara doğru kitabı bırakmaya kadar gittim.
İki bölümden oluşan kitap, bir gün ortadan kaybolan Leyla’yı birinci bölüm olan Arayış’ta eşinin gözünden ve ikinci bölüm olan Yürüyüş’te kendi bakış açışından anlatıyor. Kitabın ilk kısmı 166 sayfa kadar sürüyor ve bu bölümde Leyla’nın eşi Fikret polise ifade veriyor ki bu ifade aslında kendi iç sesi olarak karşımıza çıkıyor çoğu zaman. Bir nevi Fikret sorguyu kendi kendine yapıyor eşinin gidişiyle ilgili. Bu bölüm benim sevdiğim kısımdı, bir erkeğin eşine dair kendi iç hesaplaşmasını çok severek okudum. İkinci kısım ise kitaba niye konulduğunu anlamadığım bir bölüm olmuş. Keşke kitap sadece Fikret’in iç hesaplaşması olarak kalsaydı çok daha güzel olurdu çünkü ikinci bölüm bence okura kendini iyi ifade edememiş. Tamam Leyla’nın hissettiklerini anlıyorum ama bana çok yapmacık geldi okurken ve çok sıkıldım açıkçası. Kitaba puanımı sadece ilk kısım için veriyorum.
Bu benim Irmak Zileli’den okuduğum ilk kitaptı ama bir süre başka bir kitabını okumayı düşünmüyorum. Keşke bu kadar uzun soluklu yazmak yerine daha kısa ve yoğun yazsaydı çok daha güzel olurdu.
Bir zamanlar babasının, sonra da kocasının 'gölgesinde' yaşayan bir kadının hikayesini anlatıyor kitap. Baba da koca da baskın karakterler, bu yüzden ikisini birbirine çok benzetiyor Leyla. Leyla'nın ebeveynine benzeyen bir koca bulması tesadüf mü?
Çocukluk travmaları insanların tüm yaşamlarında var olacak karakteristik özelliklerini belirliyor. Bu insanın en dramatik yönü bana göre. En şanslı olanlarımızın bile sayısız travması var şüphesiz. Leyla ailesinde yeterince sevgi görmedi, bu yüzden sahiplenilmek istedi, içgüdüleri doğrultusunda da sahiplenildi. Ancak bu durumda da yeni paradokslar doğurdu, sahiplenilmek onu yıllar içerisinde boğdu. Yıllar sonra 'kendisi' olamadığının farkına vardı ve amaçsızca yürümeye başladı. Hiç tutunmadan, savrula savrula..
İnsanın kaderi de bu sanırım, kendini aramak, kendini anlamak...
Güzel bir 'içe bakış' kitabıydı. İlgilisine önemle tavsiye ederim.
Sevdiğim yazarların her yazdığını okumak isterim. Gölgesinde, sevgili Irmak Zileli’den okuduğum dördüncü roman ve yine boşa yazılmış tek bir satırın bile olmadığı bir eserle buluşmuş oldum. Teknik olarak da içerik bakımından da dolu dolu bir roman okudum; bunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha söylemek istiyorum çünkü bazen içerik olarak çok güçlü romanlar doğru biçimler kullanılarak aktarılmadığı için okuyucusu ile doğru yerde buluşamıyor. Gölgesinde, içerik-biçim olarak müthiş bir uyum gösteren ve derdini anlatım tarzına çok başarılı bir şekilde yansıtan bir eser. Okurken beni çok etkileyen bir roman olmasının sebeplerinden biri buydu.
İki ana karakter Leylâ’nın ve Fikret’in dişil ve eril dünyaları, anlatım dilinde anlatıcının ve bakış açısının farklı seçimleri ile hayat bulmuş. Elimizi uzatsak dokunuvereceğiz sanki ikisine de. Gölgesinde bir içe dönüş, kayboluş ve arayış romanı. Bir erkeğin (ve benzerlerinin) bir kadını severek onun üzerinde kurduğu her yönlü iktidarın hikayesi var romanda. Bir kadının, üzerinde kurulan bu iktidarla gölgesinde kaldığı her şeyden sıyrılıp kendi hayat düzeyine ulaşıp kendiyle farklı katmanlarda buluşmasının hikayesi aynı zamanda. Sahip olmakla sahip çıkmanın birbirine feci şekilde karıştırıldığı dünyamızda insanların kadın-erkek fark etmeksizin başkalarına ve hatta doğanın esas sahipleri hayvanlara nasıl hegemonya kurduklarına edilmiş haklı bir itiraz var. O kadar derinleştirilmiş katmanlara sahip ki roman ben kendimden ve etrafımda akıp giden hayattan çok fazla detay buldum. Hepimiz kendi hayatlarımızın gerçeğinde gölgesinden çıkmamız gerekenlerle bir arada yaşıyoruz aslında. Belki de birinin size bunu söylemesine ihtiyacınız vardır, o yüzden kendinize bir iyilik yapın ve bu romanı okuyun.
Son olarak, eserde de derin
Listede görüp aldığım bir kitaptı yazarı ilk kez okuyorum. Beklentimin baya üzerinde çıktı kitap. Karısı kayıplara karışan bir adamla başlıyor hikaye ve hem kadın hem adamın düşünceleri, düşleri, değerlendirmeleri ve eleştirileri ile ilerliyor esasında iki ayrı bölüm var diyebilirim adam ve kadının ayrı ayrı yollarının anlatıldığı. Ben oldukça beğendim sizlere de tavsiye edebilirim.
Leyla yürüdükçe Fikret,Gezgin,Aslı ve diğerlerinin de hikayelerini dinliyoruz.Okuması ağır ama yorucu değil.belki cümlelerin birikimidir bu ağırlığın nedeni..sokaklar ve yaşanmışlıklar ise okuyucunun üstüne siniyor.
IRMAK ZİLELİ, 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Sosyal Antropoloji öğrenimi gördü. Televizyon ve dergilerde muhabirlik yaptı. Roman Kahramanları dergisinin kuruluşunda görev aldı ve ilk 6 sayı yayın yönetmenliğini yürüttü. 2006 yılından bu yana çeşitli dergilerde, gazete kitap eklerinde değerlendirme ve eleştiri yazılarının yanı sıra editörlüğünü yaptığı Remzi Kitap Gazetesi’nde “Devrik Cümle” adlı köşesinde yazmayı sürdürüyor.
Zileli’nin basılmış eserleri arasında, 2012 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan ilk romanı Eşik (2011), Bayram Çocukları (2004) isimli bir araştırma ve Doğruyu Aradım Güzeli Sevdim (2009) başlığıyla Halit Refiğ ile söyleşi kitabı bulunuyor.
Zileli’nin ikinci romanı Gözlerini Kaçırma 2014′te Remzi Kitabevi tarafından yayınlandı.