9/10
·418 syf.··
2026 117. kitabı
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni okurken peşine düştüğüm şey sadece katilin kim olduğu değildi. Asıl merak ettiğim, insanların birbirine nasıl yabancılaşabildiği ve bir şehrin kalabalığında nasıl bu kadar yalnız kalabildiğiydi. Ahmet Ümit, polisiye kurguyu kullanarak yalnızca bir suç hikâyesi anlatmakla kalmıyor, Beyoğlu'nun değişen yüzünü, kaybolan insan ilişkilerini ve görünmeyen hayatları da gözler önüne seriyor. Bu yüzden romanın asıl kahramanı bazen karakterler olmuyor, sokakların kendisi gibi hissettiriyor. Kitap boyunca cinayetin izleri sürülürken, her karakterin kendi yükünü taşıdığı görülüyor. Kimisi geçmişinden kaçıyor, kimisi bugüne tutunmaya çalışıyor. Bu da hikâyeyi klasik bir polisiyenin ötesine taşıyor. Kitabın en sevdiğim tarafı, gerilimin sadece olaylarla değil atmosferle de kurulabilmesi oldu. Çünkü Beyoğlu'nun arka sokakları, ışıkları ve karanlığı hikâyenin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyor. Kitabı bitirdiğimde bazı şehirlerin insanları yalnızlaştırmadığını, yalnızlıklarını da görünür kıldığını gördüm. Ve bir cinayetin ardında bazen bir katilden çok, görmezden gelinen hayatların var olduğunu.
Beyoğlu'nun En Güzel AbisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,4bin okunma
İstikbâl Kurşunu – Bir Milletin Direniş Ateşine Yolculuk
Puan vermedi·102 syf.··
2026 12. kitabı
Genç yazar ve öğretmen Esabil Erden'in ilk eseri olan İstikbâl Kurşunu, yalnızca bir tarihî olayın anlatımı değil; aynı zamanda bir yörenin hafızasını, kültürünü ve ruhunu gelecek nesillere taşıma çabasıdır. Eser, Millî Mücadele'nin başlangıcında önemli bir yere sahip olan Dörtyol'da atılan ilk kurşunu ve bu kurşunun bir milletin bağımsızlık mücadelesindeki anlamını konu edinmektedir. Dörtyol'un kurtuluş sürecini merkeze alan kitap, tarihî gerçekleri hikâye diliyle okuyucuya sunarak geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurmaktadır. Yazar, eserde yalnızca savaş ve direniş atmosferini anlatmakla yetinmemiş; Dörtyol yöresinin kendine has kültürünü, günlük yaşamını, örf ve adetlerini, doğal güzelliklerini ve bölgeye özgü bitki örtüsünü de satırlarına taşımıştır. Bu yönüyle kitap, okuyucusuna hem tarihî bir yolculuk hem de kültürel bir keşif fırsatı sunmaktadır. Eserin dikkat çeken özelliklerinden biri de yerel dil kullanımına verilen önemdir. Esabil Erden, Dörtyol yöresinde kullanılan konuşma dilini ve ağız özelliklerini mümkün olduğunca koruyarak anlatımına yansıtmış, böylece hikâyenin gerçeklik duygusunu güçlendirmiştir. Bu tercih, okuyucuyu olayların yaşandığı döneme ve coğrafyaya daha da yaklaştırmaktadır. Bir ilk kitap olmasına rağmen İstikbâl Kurşunu, tarih bilincini canlı tutma gayesiyle kaleme alınmış samimi ve değerli bir çalışmadır. Özellikle Dörtyol'un Millî Mücadele tarihindeki yerini öğrenmek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşırken, yerel kültüre ilgi duyan okuyucular için de zengin ayrıntılar barındırmaktadır. Kitap hakkında yayımlanan bilgilerde, eserin Dörtyol'un Karakese bölgesinde atılan ve Millî Mücadele'nin sembollerinden biri olarak kabul edilen ilk kurşunun hikâyesini genç nesillere aktarma amacı taşıdığı belirtilmektedir. Henüz
İstikbâl KurşunuEsabil Erden · Tenha Yayınları · 20251 okunma
Reklam
8/10
·120 syf.··
2026 13. kitabı
Kitap evin taşlarının gözünden üçüncü bir şahıs gibi anlatılmış. İncecik bir kitap ama çok fazla duygu barındırıyor. Yazar duyguları acındırmadan çok yalın şekilde anlatmış. Dramatize edilmiş ‘engelli’ çocuktan ziyade, ailedeki ‘sağlam’ çocukların büyürken ihmal edilmiş olmalarına odaklanıyor. Büyük çocuk ebeveyn rolünü üstlenmiş. Bir daha yuva kurup ebeveyn olmaktan da belki de bu yüzden kaçmış, bilemiyorum. Ortanca kardeş ise ilgi görmediği için öfkeli. Ve sevildiğini hissettiği ilk adamla evleniyor, kendi sevgi çemberini kendisi oluşturuyor. Sosyolojik derinliği çok fazlaydı. Etrafımda sendromlu çocuğu/kardeşi olan herkese bakış açımı değiştirdi. Okunmaya değer bir kitap.
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,578 okunma
7/10
·144 syf.··
2026 52. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Felsefe ve tasavvufun birleştiği bir kitap. Gazali, insanın iç dünyasını ciddiye alan bir düşünürdür. Onu önemli kılan şey, bilgiyle kurduğu ilişki kadar, insanın zaaflarını ve kendini aldatma biçimlerini bu kadar açık görebilmesidir.Gazali’ye göre bilgi vazgeçilmezdir; ama tek başına kurtarıcı değildir. Asıl soru şudur:Bilgi insanı daha uyanık ve sorumlu bir hayata mı taşır, yoksa ona sahte bir güven mi verir? Gazali iyilik, niyet, ibadet, akıl ve kalp gibi kavramların başlı başına güvenli olmadığını ifade eder.İnsan, doğru kavramlarla bile kendini aldatabilir.Onun metinlerinde dikkat çeken şey, kavramların doğruluğundan çok, insanın onlarla kurduğu ilişkinin nasıl değişebildiğidir. İnsan Nasıl Kaybeder tam da bu bakış açısından hareketle Gazali’nin metinlerini bugünün insanıyla yeniden düşünmeyi deniyor. Kaygı, erteleme, kendini aldatma, alışkanlıkların dinleşmesi, duanın ve ibadetin içinin boşalması,“iyi niyet”in bir kalkan haline gelmesi gibi modern meseleler, Gazali’nin işaret ettiği bu bozulma noktaları üzerinden ele alınıyor.Gazali’yi sloganlara sıkıştırmadan, romantize etmeden, ama onu bugüne yabancılaştırmadan okumak isteyenler için eşsiz bir kaynak.
İnsan Nasıl Kaybeder?İmam Gazali · Destek Yayınları · 2026222 okunma
Ruhun mekanikleşmesine, her şeye bir tanı konulması.
Puan vermedi·
Kemal Sayar’ın "Antipsikiyatri" perspektifli yazılarını ve bu felsefe üzerine kurduğu argümanları okuyup bitirdiğimde, uzun süredir içimde taşıdığım ama adını koyamadığım o huzursuzluğun bir aynaya yansıdığını hissettim. Kitap benim için sadece bir tıp eleştirisi değil, modern dünyanın ruhumuzu nasıl birer "arıza koduna" dönüştürdüğünün itirafnamesi gibiydi. ​Özellikle kitabın 150. sayfasından sonra yazar, vitesi iyice artırıyor ve doğrudan modern yaşamın kalbine dokunuyor. Bir okuyucu olarak beni en çok sarsan şey, "acı çekmenin bir hastalık değil, insanın hâlâ canlı olduğunun kanıtı" olduğu fikriydi. Bugün en ufak bir kederde hemen bir ilaca sarılmamızı, yas tutmayı bile bir "disfonksiyon" (işlev bozukluğu) olarak görmemizi ne kadar güzel deşifre etmiş. Sayar’ı okurken, psikiyatri kliniklerinin bazen acıyı şifalandıran yerler olmaktan çıkıp, bizi çarkları döndüren uysal robotlar haline getiren birer "hizalama merkezine" dönüştüğünü fark ediyorsunuz. ​Kitap boyunca yazarın o şefkatli ama bir o kadar da dik duran sesini duyabiliyorsunuz. Klasik antipsikiyatrinin o hırçın, her şeyi yıkan üslubundan farklı olarak Kemal Sayar, insanı insan yapan bağları anlam arayışını, yalnızlığı, inancı ve biricik hikayelerimizi savnyr. Bize reçetelenen hapların ruhun derinindeki o varoluşsal boşluğu asla dolduramayacağını, şifanın kimyada değil, insani yakınlıkta olduğunu hatırlatıyor. ​Son sayfyı kapattığımda anladım ki; "hasta" veya "normal dışı" ilan edilip toplumun dışına itilen o hassas ruhlar, aslında bu dünyanın çürümüşlüğünü ilk hisseden ve buna bünyesi isyan eden erken uyarım sistemleriymiş. Ruhun mekanikleşmesine, her şeye bir tanı konulmasına karşı ses çıkaran, insanı reçetelerden çok daha byük gören herkesin kesinlikle altını çizerk okuması gereken bir başucu eseri.
AntipsikiyatriM. Kemal Sayar · Mavi Yayıncılık · 199728 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 104. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:32
"Hafıza tiyatrosu (veya theatro della memoria), eski bir hafıza tekniği kavramıdır. Aslen 16. yüzyılda İtalyan hümanist Giulio Camillo tarafından tasarlanan bu kavram, tüm insan bilgisinin toplamını haritalamak ve depolamak amacıyla hayal edilen fiziksel bir yapıydı." Kitabı bitirdikten sonra daha iyi anlayabilmek için yabancı kaynaklara baktım. Birkaç kısa inceleme yazısı buldum. Tuhaf olan şu ki bu incelemelerde de benim hissettiklerim hissetmiş yazarlar. Hayal gücünü tahrik eden masalsı unsurlar kısa kitabı çekici hale getirirken, kitabı tam olarak anlama isteği okurun elimden istemsiz bir şekilde alınmış. Okurun elimden "anlama iradesini" o kadar ustalıkla almış ki yazar...yazdıklarını okumaya o kadar mahkum etmiş ki...satırlar arasında tuhaf bir baş dönmesi ile ilerliyor okuyucu...kronoloji dağılıyor, zaman algısı yitiyor... Okuyucu...bu kitabı olursan sen de bir şey anlamayacaksın. Ama bir süreliğine de olsa Dünya algın değişecek ve sen bundan tuhaf bir haz alacaksın...
Bellek TiyatrosuSimon Critchley · Metis Yayıncılık · 201569 okunma
Reklam
Reklam