Kimse tarafından korunmayan, kimse için değerli olmayan, kimse için önem taşımayan, hatta sıradan bir sineği pime yerleştirme ve onu mikroskopta inceleme fırsatını kaçırmayan doğal gözlemcinin dahi dikkatini çekmeyen bir varlık yok oldu, gitti.
Dağda gezen türkü
Dedim: Dere baştan taşar mı oy sevdiğim Taşar mı da dağı taşı aşar mı Kalk gidelim sevdalım Kalk gidelim Bu can sensiz yaşar mı Gözlerine dalmışım
Sayfa 67·Kitabı okuyor
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ANAHTAR "Devlet kapısına bir anahtar uydur yeter." sözü ne zaman ortaya çıktysa biz o zaman "alınteri" ni unuttuk. Sadece alınterini mi? Kanaati, sabrı, şükrü de unuttuk. Açıkçası başka bir ahlâkı benim-sedik. Hatta itikadımız zedelendi bile denebilir. Nasıl zedelenmesin? Devlet kapısına yazılanlar sabahtan akşama üç beş evrak ile uğra-şıyor, sırt üstü yatıyor, tıkır tıkır maaşlarını alıyordu. (Böyle bir batil inanç vardı.) Bu anlayış sonraları daha beter bir hâl aldı. Adam işini tarif ederken şöyle diyor: "Arkadaş öyle bir iş buldum ki sorma. Sabahtan akşama yatıyorum, parmağımı kıpırdatmıyorum, maaşımı alıyo-rum." Ötekilerin ağzını sulandıran "ideal ig" tarifi buraya geldi. Devletler devleti soyarken ötekilerin eli armut toplayacak değil ya, onlar da havadan para kazanmanın yolunu buldular ve bir "çete" kurdular. Her sokaktan bir çete fışkırmasının bir sebebi de budur. Eskiden, diyelim elli yıl önce, Anadolu'nun pek çok kentinde, evlerin avlusunda "tandır evi" vardı ve ekmek tandırda pişerdi. Biz çocuklar tandır ekmeğinin kalın ve kuru olan kenarları yemez, ortadaki yumuşak kısma saldırırdık. ŞU BIZİM MAHALLE İnsanlar "mahalle hayatını" özlemle hatırlıyor; bazıları "ah nerede o huzurlu-şen günler!" diye iç geçırıyor. Bu yüzden tv yapımcıları "Şöyle sıcak bir mahalle dizisi çeksek de krizi aşsak." diye düşünüyor. Perihan Abla'dan bu yana hep böyle. Şu anda oynayan dizilere bakıyorum çoğu bahçeli-ahşap bir evde geçıyor. Kim özlemez asma çardağı altında komşuların birlikte dolma sarmasını. Kim aramaz mahallenin delisini, delikanlısını, hocasını, muhtarını, arkadaşını, kahvesini, bakkalını, berberini, komşusunu, okulunu, maçlarını ve bu maçlardan sonra içilen gazozları. Bu mahalle bize Osmanlı mirasıdır (Ama redd-i miras ederek kriz-entelektüel yaşantısını mahalle
Sayfa 23·Kitabı okudu
Din bir hâl meselesidir. Onunla hâllenmeden, onu üzerimizde taşımadan dine hakiki anlamda bir mensubiyetten ya da kâmil manada bir sadakatten söz edemeyiz.
Gecenin bir yerinde, bir düşün loş sularına dalıp yüzmeğe başladıklarında kendilerini taşıyan ellerin üzerinde, bir çocukluk evine dönenler gibidir, gecenin işçileri...
Neşet Ertaş elini kalbine götürdü; "Burası var ya" dedi. "Taşa toprağa gerek kalmadan insanın gömüldüğü tek yer."
1000Kitap