Sömürgecilik, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çağın yeniliklerinden ve bilimsel bulgularından da faydalanarak davranış değiştirmiştir. Emperyalistler artık ateşli silahlardan çok, günlük ihtiyaç maddelerini ve yiyecekleri bir araç gibi kullanıp, çatışarak giremedikleri be sömüremedikleri toplumlara barışçı bir hava içinde ve yalancı bir dost davranışı ile sokulmayı biliyorlar. Eskiden olduğu gibi büyük balık küçük balığı yutmakta, güçlü güçsüzü dize getirerek amaçları için kullanmaktadır. Sert davranışlar ve silahlı çatışmalar, zayıf kadar kuvvetliyi de hırpaladığı için yeni sömürgeciler, çatışmadan savaşmayı ve silahlı savaş yerine ihtiyaç maddeleri ile yönetilen ekonomik savaşı tercih etmiş görünüyorlar.
Yakında bir kül ve kemik yığınına dönüşeceksin. Bir isimden fazlası olmayacaksın.
Hatta belki bir ismin bile olmayacak...
Hem isim dediğin de nedir ki zaten?
Sadece bir ses ve yankı...
Neye tutunduğunu ısrarla sor kendine.
“Neye tutunuyorsun”
Çünkü tutunduğun her ne ise hareket kabiliyetini alır elinden. Akışa teslim olamazsın, döngüye giremezsin. Tuttuğun şey direnç gösterdiğin yerdir çünkü...
Kaybettiklerine tutunuyorsan, kazanamazsın.
Kazandıklarına tutunuyorsan, kaybedersin.
Sevdiklerine tutunuyorsan, koruyamazsın.
Yalnızlığına tutunuyorsan, üretemesin.
Ürettiklerine tutunuyorsan, usta yetiştiremezsin.
İnsan doğanın bir parçasıdır. Hatta yaşadığı evrenin bir parçasıdır. Yalnız değildir. Tek kişilik bir Evren’de yaşamıyoruz. Dolayısıyla hepimiz doğayla da, toplumlarla da, kültürlerle de ilişki halindeyiz. Bencillik etmeye hakkımız yok. Biri diğerine karşı her zaman sorumludur. İnsan, içinde yaşadığı topluma da, doğaya da duyarlı olma erdemine sahip olmalıdır.