İbn Humeyd'in ders meclisi, Kur'an'da tasvir edilen cennet nimetlerini hatırlatıyordu. Rivayetleri okudukça âdeta süt ve bal ırmaklarını tatmışçasına lezzet alıyordum. Şeyhim ayetlerin tefsirini yaptıkça meşakkat ve zahmet çekmeden dalları önüme uzanmış meyvelere uzanıyordum sanki. Üzerinde oturduğum keçenin sert dokusu dizlerimi acıtmaz hale gelmiş, keçe atlas yüzlü yumuşak bir mindere dönüşmüştü.
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Alıntı
Ünlü Avusturyalı psikanalist ve sanat tarihçisi Ernst Kris'in söylediği gibi, "Sanatçı doğayı 'tasvir' etmez, ya da doğayı 'taklit' etmez; onu yeniden yaratır. Frenhofer'in Porbuse "Sanatın görevi doğayı kopya etmek değil, dile getirmektir:' dediği biliniyor.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çizdiği resimli sefernameler ile tanıdığımız Matrakçı Nasuh, Kanuni döneminin önemli tarihçilerindendir. Enderunda yetişmiş Nasuh, matematikle ilgili yazdığı eserinden, Osmanlı İmparatorluğu’na nam salan silahşörlüğüne ve matrak oyunundaki maharetine kadar çok yönlülüğüyle padişahların ilgisine mazhar olmuştur. Özellikle topografik resimlerindeki detaylarıyla, minyatürleri birer coğrafi belgenin çok ötesine taşımış, tarihî ve mimari ayrıntılarla bezenmiş mekânsal bir tasvir niteliği kazandırmıştır. Piri Reis'in haritalarında detayların minyatürlere dönüşmesi gibi, Matrakçı Nasuh'un minyatürlerindeki detaylar da birer haritaya dönüşerek topografik tasvir özelliği kazanmıştır. Matrakçı Nasuh'un minyatürleri, bu zamana kadar üretilen tarih yazmalarından farklı olarak padişah ve ordunun tasvirlerini içermez; odağına mekânları alan figürsüz şehir tasvirlerdir. Kuş bakışı betimlenen şehirlerin surları, çarşıları, ana yolları, camileri gibi önemli anıtları net bir şekilde seçilebilmektedir. Kendine has belirgin renklendirmesi, kırmızı çatıları, yeşil ağaçları ve mavi suları minyatürlere dramatik bir hava katar. Kimi zaman gerçekliğin estetikle birleştiği detaylar, canlı renk seçimleri ve özellikle fetih vurgusu taşıyan kalelerin ön plana çıkarıldığı kent portrelerindeki ustalık, Nasuh’un aynı zamanda sanatsal kaygılar taşıyan bir nakkaş olduğunu da bize gösterir.
Fatih Sultan Mehmed dönemine dönülecek olursa, en detaylı ve titizlikle hazırlanan nüshası Fatih'e hediye edilen (Paris nüshası) ve diğer iki kopyasında dahi incelikle işlenmiş minyatürler bulunan Cerrâhiyye-i İlhâniyye isimli yazmanın minyatürleri 15. yüzyıl bağlamında tartışılmaya değerdir. Amasyalı bir hekim olan Şerafettin Sabuncuoğlu, Endülüslü hekim Ebü'l-Kâsım ez-Zehrâvî ve İbn Sina'nın tıbbi metinlerini Türkçeye çevirip, kendisi de eklemeler yaparak iki yüzden fazla cerrahi tekniği hem metin hem de görsel olarak tasvir etmiştir.
Bunlar Gerçek Mi? (Anı, sadece anı ve yalan da olabilir?)
Kitap, Gökçay'ın Harbiye son sınıf öğrencisiyken katıldığı savaşa ilişkin olarak yazdıklarını içeren Çatalca Cephesi'nden daha çok, Birinci Dünya Savaşı'nda Teğmen olarak görev aldığı Doğu/Kafkas Cephesi anılarına ayrılmıştır. Özellikle de Sarıkamış harekâtını tasvir eden sayfalar ilginç ve dramatiktir: HAYRE GORÇAY BİR TÜRK'Ün HATIRAT İNTİKAMI "Bir gün gene tâlimle meşgüldüm. Yanıma bir er gelerek, karlar altında bâzı cesetlerin görüldüğünü haber verdi. Haberi kayıtsızlıkla karşılayamazdım. Gidip vaziyeti tetkik ettim. Bir de ne göreyim? Bunlar, köprücük vazifesini gören bir geçitte bir kış evvel şehit düşmüş askerlerimizin cesetleri değil mi? Vakit geçirmeden, cesetlerin toplanmasını emrettim. Bilir misiniz kaç ceset toplandı? Tam 88... Şurasını da ilave edeyim: 1914 yılında hayata gözlerini kapayan şehit kahramanların, 1915 yılında karlar altından çıkarıldıktan sonra, üzerlerinden çıkarılan elbiseleri birliğimize getirildi. Bunların tevzi ve taksimi sırasında, 'Sana çok, bana az düştü; bana daha yenisi, bana daha eskisi isabet etti' gibi tatsız tartışmalar oldu. Yâni ölü elbiselerini bile paylaşamayacak kadar kötü durumda idik."
Sayfa 97·Kitabı okuyor
Tarih
H. Ç. Yalçın'a Göre İttihatçılar, en azından bir kısmı
Yalçın'ın Enver Paşa ile ilgili yazdıklarının başlangıcı, âdetâ bu cümlenin devamı sayılabilir. Enver Paşa'nın "stil"i, bu satırlarda göze çarpar. Sâde ve mütevâzı hayat tarzı ile siyâset anlayışı arasın-daki farklılık, Yalçın'ın değerlendirmelerinde de kendisini hemen gösterir. Bütün eleştirel yaklaşımı ile Yalçın, Enver Paşa'ya karşı mesafelidir. Ama Talât Paşa için yazdıklarında derin bir farklılık görüyoruz. Talât Paşa'nın da sâde ve mütevâzı hayat tarzı, Yalçın'ın vurgulamak istediği bir noktadır. Diğer yandan, siyasî alandaki ılımlı tutumunu da över. Enver Paşa için yazılanlarla kıyaslandı-ğında, Yalçın'ın Talât Paşa'ya olan yakınlığı hemen görülür. Oku-yucu, Harb-i Umûmî'de Ermeni tehciri konusunda Dâhiliye Nâzın Talât Paşa'nın misyonu ve genel olarak Ermeni tehciri konusunda Yalçın'ın yazdıklarından dikkatli bir metin analizi yapmayı başa-rabilirse, kendisine belirgin ipuçları sağlayabilir. Cemâl Paşa'nın gösterişli hayat tarzı, diğerleri ile karşılaştırıldığında, âdetâ vurgulu bir edâ ile anlatılıyor. Bununla birlikte yazar, Cemâl Paşa'ya da ya-kındır. Yalçın'ın, eski dâvâ arkadaşları olan ve İttihat ve Terakki'nin bu üç ünlü paşasına karşı yazdıkları, kanımca, bir hayli yumuşak, samimî ve içtendir. Eleştirel ton neredeyse saygılı bir üslûp içinde eritilmiştir. Bir anlamda denge kurulmak istenmiştir. Ama yine de okuyucu, Yalçın'ın anekdotlarından yaklaşımını çözebilir. İttihat ve Terakki'nin kurucusu ve ideoloğu Ahmet Rıza Bey 10, belli ki Yalçın'ın gözünde sinik ve pasif bir kişiliktir. Ondan poli-tikacı olarak söz etmek bile zordur. İttihat ve Terakki'nin Katib-i Umûmîsi Mithat Şükrü Bleda¹¹ için yazılanlar ise tamâmen fark-lıdır. Bleda'nın ılımlı kişiliği ve siyâsî anlayışı övülür. Sadrâzam Sait Halim Paşa¹2 için yazılanlar da aynı yaklaşımın ürünüdür. Bu
Alıntı