Herkesin hikayesi ayrı, herkesin ayrılığı başka, herkesin özlediği başka, aradığı başka, bulduğu başka…~Sayfa 111~
Bence kitabı en güzel özetleyen alıntı bu satırlar… İki farklı kuşak, iki farklı kültür, iki farklı kadın ama yine şifayı bu kadar farklılığa rağmen birbirinde buluyorlar. Nasıl mı birbirlerini dinleyerek… Yalnızlaşma, yalnızlaştırılma gibi konuları gündeme getiren ve çağımızın en büyük sorunu ise iletişimsizlik… Sahiden hangimiz birimizin derdini gerçekten dinliyor? Dinlemek yalnızca kulakla olmamalı biz bunu anlıyoruz kitabın her satırında. Dinlemek kulakla başlarken kalbin, aklın, empatinin de eşlik ettiği bir düzende olmalı. İşte gerçekten o zaman dinleriz, anlarız birbirimizi.
Selime teyze ve Meltem. Birisi yıllarca kimsesiz bırakılmış anne baba en çok da aile özlemi ile büyümüş küçük bir kız çocuğu masumluğunda olan bir kadın, diğeri dört evladı için yıllarca tüm bakımları adına saçını süpürge etmiş emektar bir teyze. İki farklı dünyayı birbirine açıyorlar, bir ağacın altında toprağın üzerinde taşla ceviz kırarken… Kitabı okurken ben de o toprak zemini, önce hafif sonra yoğun esen Ekim rüzgarını, taşla kırılan cevizin kabuğunun sesini hepsini noktasına kadar hissettim, hissetmekle kalmadım hatta yaşadım, aslında kitabın sayfalarında gezerken bizler de Selime teyze ve Meltem’in misafiri olduk. Beraber güldüğümüz, ağladığımız çok an yaşandı…
Bu kitabın bende farklı yer edinmesinin, bu kadar içselleştirmemin en büyük nedeni de sanırım çalıştığım alanın yaşlılar olması. Çünkü ben Selime teyze gibi onlarca teyzemin, amcamın hikayesine şahit oluyorum gün içinde. Onlarca yalnızlık, keder, mutluluk, huzur, özlem dolu anılara.
Kitabın dili çok samimi, içten, bizden. Bir diğer sevdiğim nokta ise kitapta yer alan tarifler. Bu durum insana o kadar anne,