Günün hangi saatinden başlasam bilemiyorum bugün. Aslında epey yorucu koşturmacalı bir gündü. Hüznü bir köşeye bırakmayı seçiyorum bugün. Kalbim huzurla dolu bugün. Onca yoğunluğun arasında bi anda kapıdan içeri girince dünyanın tüm yükünü aldı omuzlarımdan. Sorarım şimdi sana; Bir insan nasıl oluyor da bi insanla bu denli saatler içinde bambaşka duyguları hisseder ki? Dakikalar öncesinde pes etmeye hazırlanırken gelişiyle nasıl oluyorda yaşamak için her seferinde başka bir sebep bulup orda onunla o anda kapabilmek için daha çok nefes almaya çalışır? Benim kalbim sende atıyor. Benim ruhum seninle hayat buluyor bugün bir kez daha anladım. Neşem seninle, Gülüşüm seninle, Hayattan keyif alışlarım seninle, Ruhumun hissettiği yaş tam da o çiçekler açtığım yaşlara bürünüyor. Bak ne diycem hadi normalde bu çaylak aşıklar var ya hani şu karnımızın içinde kelebeklerin uçuştuğunu söyleyenler. İşte senle o çaylak aşıklar gibiyim. Öyle gelip geçiyor gibi değil. Olduğunu hissettiğim an, Seni yaşamaya başladığım an karnımda kelebekler uçuşuyor ve şımarık bir kadına dönüşüyorum. Kızma. Ben sen varken ne yaşarsak yaşayalım o an dünyalar da yıkılsa mutsuzluk nedir unutuyorum. Aklımda ne kırgınlıklarım kalıyor ne kavgalarımız ne de sorunlarımı hatırlıyorum. Şöyle karşılıklı güldüğümüz anlar var ya hani işte o anlarda seni cebime koyasım geliyor be adam. Bitmesin istiyorum, Hiç bitmesin hiç sensiz kalmayayım istiyorum. Sen bana kendimi sevdirdin. Ve ben seni severken kendimi sevmeyi öğrendim. Çirkin olmaz insan sen tarafından sevilirken. Unutmaz kalbindeki merhameti. Yedi cihan bir araya gelse ruhuna kötülük değdirmez.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik Üzerine Konuşalım...
Selamlar umarım iyisinizdir. Sıhatiniz ve Keyifleriniz yerindedir. Bu gün çok uzun zamandır Hayruş ✮⋆˙ ile yapmak istediğim ama benim yüzümden uzun bir süre ertelenen bir soru-cevap, kitap üzerine sohbet etkinliğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sohbetimiz başlıkta da olduğu gibi HGOİ serisi: Lordlar ve Varisler Krallar ve Soytarıları Ejderha ve Yıldız Deliler ve Cellatlar Efsaneler ve Lanetler üzerine olacaktır. (Bu arada isim yazmak uzun süreceği için hesaplarımızın baş harfleriyle devam edeceğim) Ve sohbet seri hakkında SPOİLER İÇERECEKTİR HEM DE BOLCA... ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ M: Tamamdır şimdi o zaman ilk sorumla başlayayım bu seride en çok hoşuna giden şey nedir? H: Hmm... Nova diyeceğim. Çok güzel yazılan bir karakter. Baştan sona gelişimini okurken kendi kızımı yetiştiriyorum gibi hissettim. M: Benim için seriyi iyi yapan temelde 4 şey var: birincisi özgün bir konu ya da işleyiş, ikincisi beni ne kadar eğlendirdiği, bana ne kadar duygularını geçirebildiği, kitap sonunda bana ne kadar çok şey kazandırdığı. Şimdi ilk madde belki pek olmaz ancak hgoi diğer tüm isteklerimi karşılıyor, senin dediğin gibi karakter gelişimi konusunda hakikaten çok başarılı. H: Evet katılıyorum N.G. Kabal'ın kalemini seviyorum yazdığı ufacık bir cümlede bile derin anlamlar var. H: Sence serinin sonu yeterli miydi bir şeyi değiştirmek istesen neyi değiştirirdin 🙃
Duygu ve Düşünce
Reklam
Dünyayı uçsuz bucaksız, insanlardan oluşan dalgalı ve hırçın bir deniz olarak gören o yaşlı Bogotalı balıkçının kadim fısıltısını, bir deniz kabuğunu kulağıma dayar gibi zihnimde taşırım hep. Her birimizin, bu zifiri karanlık evrende kendi benzersiz ışığıyla parıldayan birer ateşçikten ibaret olduğunu söylerdi. Kimi sessizce, kendi içine doğru yanarmış içten içe; kiminin alevi öyle zayıfmış ki, esen ilk rüzgarda, hayatın ilk sillesinde savrulup gidermiş. Ama bazı insanlar varmış ki, çılgın birer yangın gibi yanar, yanına yaklaşan herkesi ve her şeyi hiç düşünmeden tutuştururmuş. İşte aşkın, o deli fişek ateşlerin hırçın dalgalar arasında birbirine dokunma, birbirinin alevinden beslenme ve fısıldama biçimi olduğuna inanırım. Ben sadece bu muazzam parıltıyı kıyıdan izleyen ve kayda geçiren bir anlatıcıyım. Okullarda bize zorla ezberletilen, kütüphaneleri dolduran o kalın ve kurşun gibi ağır resmi tarih kitaplarında aşka hiç rastlamayız. Sayfaları çevirdikçe karşımıza hep fetihler, kanla çizilen yapay sınırlar, muzaffer zafer çığlıkları ve göğsü madalyalarla kaplı generallerin kibirli adları çıkar. Sistem, yalnızca gücü, mülkiyeti ve yıkımı kaydetmeyi sever. Oysa yeryüzünün gerçek, kutsal ve gizli haritası o mağrur saraylarda ya da meclis salonlarında değil; gece yarısı kuytu bir sokak lambasının altında, soğuktan titreyen iki insanın birbirine sadece sarılmasıyla, sessizce yeniden çizilir. Ben işte bu haritalanmamış anların, tarihin gözden kaçırdığı o en büyük mucizelerin zamansız şahidiyim. Yıllar önce, Güney Amerika’nın haritalarda bile yer almayan, unutulmuş bir dağ köyünde yaşlı bir yerli kadının toprağı yoğuran çatlak ellerine bakmıştım. Bana dönüp, heybemde ömür boyu taşıyacağım şu cümleyi hediye etmişti: "Savaşlar toprakları parça parça böler oğlum, aşk ise
Kalbin Titreyişi: Mü’min Olmanın Sırrı ve Enfâl’in Aynası ​İnsan, yeryüzünde bir mana arayıcısıdır. Dünyanın gürültüsü, günlük telaşların sisi ve nefsin bitmek bilmeyen fısıltıları arasında ruh, hep sığınacak güvenli bir liman, kalbi mutmain kılacak bir hakikat arar. İşte bu arayışın en saf, en dikişsiz ve en yalın cevabı, asırlar öncesinden gelip bugünün ve yarının insanına rehberlik eden ilahi kelamda gizlidir: "Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir." (Enfâl Sûresi, 2) ​Bu ayet-i kerime, sadece bir inanç tanımı yapmaz; kalbin röntgenini çeker, imanın samimiyet testini önümüze koyar. ​Kalbin Ürperişi: Korkudan Muhabbete Açılan Kapı ​Buradaki "ürperiş", sıradan bir korkunun ya da ürkmenin çok ötesindedir. Bu, haşyettir. Haşyet; içinde sonsuz bir saygıyı, derin bir hayranlığı ve en önemlisi de sonsuz bir aşkı barındıran titreyiştir. Bir kulun, kâinatın yegâne sahibinin, sevmeye ve sevilmeye en layık olan Yâ Vedûd’un adını duyduğunda, O’nun azameti ve cemali karşısında kendi acziyetini hissetmesidir. ​Nasıl ki rüzgâr değdiğinde bir yaprak hafifçe titrer, nasıl ki deniz dalgalandığında sahili ince bir sızıyla döver; mü'minin kalbi de Allah’ın adı anıldığında öyle bir ihtizaza, öyle bir harekete geçer. Bu titreyiş, pas tutmaya yüz tutmuş kalplerin cilalanması, dünyalık tozların ruhun üzerinden savrulup gitmesidir. ​İman, durağan bir kabul değildir; o, her an canlı tutulması gereken bir aşktır. ​Ürperiş, kalbin hayatta olduğunun kanıtıdır; duyarsızlaşmamış, katılaşmamış, merhametini kaybetmemiş bir yüreğin can çekişi değil, aşkla can buluşudur. ​Yeryüzünde İz Bırakanların İmanı ​Bu ayetin çizdiği mü'min portresi, hayattan kopuk, kabuğuna çekilmiş bir insanı anlatmaz. Aksine, Allah’ın adı anıldığında kalbi ürperen bir insan, o
1000Kitap
“Elime aldığım ürünün dorika topları yıkamada düşüyor. Makinenin içinden topları alırken elim yanıyor. Muhtemelen imalathanede ya da benden önceki tamire gelişinde, tek taraflarından kaynaklandıkları içindir diyorum. Olabildiğince fazla ürün çıkarmak için ürün başına verilen asgari dikkatin ürünü. Kaynaklamaya başlarken gülümsüyorum. İlişkiler de böyle değil mi zaten? Tatlı yalanlarla sadece tutsun diye birbirine yapıştırılan insanlar. En ufak sarsıntılarda kopmaya mahkum. Güzelce kaynaklıyorum, içi boş ama büyük duran altın topları yüzüğe. İnsanlar hep içi boş ama şahşahalı şeyleri sevmiştir zaten. Bense olabildikçe katı, ağır ve kalıplı şeyleri sevdim hep. Net çizgileri olan. Terazi hep ağır basardı benim tarafımdan. İnsanların entellektüel olma, sofistike olma çabasıyla hep dalga geçtim. Basit bir adamdım ben, basit yorumlar yapan. Gerçeğin oldukça basit olduğunu düşünen. Dikenli biriydim. Sonra bunu samimi olmadığım insanlara karşı törpüleyebileceğimi ve kendi dilimi bir yere kadar ısırabileceğimi öğrendim ama herhangi biriyle yakınlaştığım an sızıyordu bir şekilde zihnimin karanlık bölmelerinden çıkan cümleler. Arkada thats not the shape of my heart çalıyor. İki makineye aynı anda bakmak zorundayım şimdi. Çünkü hayat size küçükken oynadığımız oyunlardaki gibi sorunlulukları tek tek ve sırayla vermiyor. Düzgün bir eğitim bölümü bulunmuyor. Hayatınızdaki zorluklarla başa çıkarken mutlu olmayacağınıza, hatta çoğunlukla berbat bir ruh halinde olacağınıza dair bilgiler veren. Ne kadar yorgun olursanız olun çevrenizdeki yapabileceğiniz şeylere odaklandığınızda ve fazla hayallere dalmadığınızda başarabileceğiniz şeylere dair bir bilgi verilmiyor, yeterince saçma motivasyon konuşması dinlememişseniz.”
1000Kitap
Gecikenin Neden güzelleşiyor olabileceği (Sevgi+ Aşk)
Her gün yeniden aşık olacağım birini seçiyorum Öyle bir uyumumuz var ki ben oyum o da ben Karışmışız ama kendi benliğimizi korumuşuz da Birbirimizi bulmuşuz, kolaylaştırıp dengelemişiz Birbirimizi beklemişiz ve sonsuza dek birbirimize ait olmuşuz Birbirimizi büyütüp destekliyoruz Bakışlarımızla konuşup anlaşıyoruz Beni benden daha iyi tanıyor Onu ondan daha iyi tanıyorum Bana dair en ufak bir şeyi bile kaçırmıyor Ona ait en ufak bir şeyi bile kaçırmıyorum Sevginin de yenilenen, her an derinleşip güzelleşen halini seçmişiz. Onun yerini korudum Benim yerimi korudu O yokken saygı duydum Ben yokken saygı duydu Benim için kendini geliştirip güzelleştirdi Onun için kendimi geliştirip güzelleştirdim İkimiz de hakikati biliyoruz ve bunu her şeyde tercih ediyoruz Su gibi berrak ve şeffafız. Gelişi güzel değil, derin ve ince ince seviyoruz Yan yanayken de özlüyoruz Yan yanayken de doyamıyoruz Her an her yerde Birbirimizin önceliği haline gelmişiz
Reklam
Reklam