İçim bir baraj gölü kapağı açtım işte
Koroya katılınca kendimden geçtim işte
Bu sefere çıkalı bir an ayık değilim
Kendini yakan ateş, kendini yutan selim
Bir tatlı su balığı, bir küçük risaleyim
Ne olursam olayım ey yüce müellifim
Ben senim eserinim..⚘️♡
"Kur'an öyle hakikatlı bir halâvet göstermiş ki, en tatlı birşeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur'anı tilavet edenler için değil usandırmak, belki kalbi çürümemiş ve zevki bozulmamış adamlara tekrar-ı tilaveti halâvetini ziyadeleştirdiği, eski zamandan beri herkesçe müsellem olup darb-ı mesel hükmüne geçmiş."
"Bu söylediğiniz bir an meselesidir" dedim. "İçinizde mevcut olan sevgi, alaka, sarih olarak bilinmeyen bazı vesilelerle, zamanı tayin edilemeyecek olan bir anda, birdenbire birikir, tekasüf eder(Yoğunlaşır); nasıl tatlı tatlı ısıtan güneş ışığı bir adeseden geçtikten sonra bir noktada toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, kuvvetini fevkalade artıran bu sevgi de sizi sarar ve tutuşturur.
Onu dışarıdan birdenbire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O, içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir."
Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin ta kendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilirmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış...
Deniz hayattan bıkkınlığı ve gizemin çekiciliğini ilk kederlerden önce, adeta gerçekliğin kendilerini doyurmakta yetersiz kalacağının bir önsezisi gibi yaşamış kişileri her zaman büyüleyecektir. Henüz bir yorgunluğu yaşamadan dinlenmeye ihtiyaç duyanları deniz teselli edecek, belli belirsiz coşturacaktır. Toprağın aksine deniz insanların işlerinin ve insan hayatının izlerini taşımaz. Denizde hiçbir şey kalmaz, her şey kaçarcasına geçip gider, denizi aşan teknelerin suda bıraktıkları iz çabucak siliniverir. Denizin toprağa ait şeylerde bulunmayan muazzam saflığı da bundan kaynaklanır. Bu bakir su, ancak kazmayla yarılabilen sert topraktan çok daha narindir. Bir çocuğun attığı adım suda açıkça işitilen bir sesle derin bir oluk açar, suyun bütünleşmiş renk tonları bir an birbirine karışır; sonra bütün izler silinir ve deniz tekrar dünyanın yaratıldığı günlerdeki gibi sükûnete bürünür. Yeryüzünün yollarından bıkmış ya da henüz o yollara adımını atmadan ne kadar sarp ve sıradan olduklarını tahmin eden kişiyi denizin hem daha tehlikeli hem daha yumuşak, belirsiz ve ıssız, solgun yol ları kışkırtacaktır. Denizde her şey daha esrarengizdir; göksel köyler, müphem dallar budaklar olan bulutların zaman zaman evsiz ve gölgesiz, çıplak deniz arazisinde huzur içinde yüzen gölgeleri bile.
Deniz geceleri susmayan şeylerin büyüsüne sahiptir; bunlar tedirgin hayatımızda bir uyuma izni, her şeyin yok olmayacağına dair bir vaattir, tıpkı yandığında küçük çocuklara yalnız olmadıkları hissini veren gece ışıkları gibi. Deniz toprak gibi gökyüzünden ayrı değildir; göğün renkleriyle daima uyum içindedir, en ufak ton farkından bile etkilenir. Güneşin altında ışık saçar ve her akşam güneşle birlikte adeta ölür. Güneş yok olduğunda deniz onu özlemeye devam eder, tekdüze bir karanlığa