Puan vermedi·248 syf.··
2026 14. kitabı
#Okudumbitti Uzun zaman olmuştu Bir kitabı okurken ağlamayalı. Babaannemi çok özlediğimi hissettiren bir kitap oldu benim için. Bazı kitaplar vardır kapağını kapattığınızda içiniz ısınır kendinizden bir şeyler bulursunuz ya işte tam da o kitap. Yazarın kalemine denecek yok zaten resmen bam teline dokunuyor insanın nokta ya da ben duygusallaştığım bu kitabı okurken bilmiyorum. Birbirini anlamak için çaba sarf etmeyen insanlarla dolu merhametin ve vicdanın giderek azaldığı bu dünyada, iki insanın dertlerini sadece konuşarak ve dinleyerek aktarma çabasını tutunmak. Kalben dinlemek. Kalben anlamak. Konuşmak için sıranı beklemeden.. Kitaptaki tarif defterleri kısmı ayrıca etkileyici nokta tavsiye ederim vakti olana bir günde okunacak kitap. "Selime teyze ve 6 harfli bir tatlı olan Meltem" Yalnızlığı taşır mı bir insan taşıyormuş kitap okuyunca net anladım. *İnsan karşısındakine ağlamaz; ona bakar, onu ağlıyormuş gibi yapar ama asıl kendine ağlar. *Herkesin derdi ötekine masal gelir.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
7/10
·392 syf.··
2026 33. kitabı
Merhabalarr, Filmlerden daha güzel kitabının devam kitabıyla geldim. Açıkcası kitabı okuyup okumama konusunda kararsızdım çünkü ilk kitap gerçekten çok tatlıydı, istediğim herşeyi vermişti ve çok güzel bitmişti. Ama merakıma yenik düştüm ve okudum. Çünkü Wes’i gerçekten çok seviyorum. Üniversiteye başladıklarında Wes’in başına büyük bir olay gelir ve evde onu bekleyen sorumluluklardan dolayı okula ara vermek zorunda kalır. Çiftimiz 2 yıl boyunca ayrı kalırlar ve görüşmezler. Liz, Wes’in yaşadıklarını bilmiyordur ve Wes ona durumu hakkında yalan söyler. 2 yıl sonra üniversiteye geri döndüğünde Liz’i geri kazanmayı planlar ama Liz’in (sahte) erkek arkadaşı vardır. Buna rağmen pes etmez ve aralarındaki şeyi düzeltmeye çalışır. Liz’in hislerini anlayabiliyorum, aldatıldığını, yüzüstü bırakıldığını düşünüyor ve onu görmeye dayanamıyor. Nefret etmek istiyor ama edemiyor da. Liz özellikle bu 2 yılda çok değişmiş hissettirdi, zaten artık o çiçekli elbiseler giyen bir kız değil. Wes’in hikayesini merak unsurlarıyla yavaş yavaş vermesi, hikayeye yedirilmesi çok güzeldi. Wes’in kızkardeşi Sarah’ın Wes’e destek olması, onu devam etmesi için teşvik etmesi çok tatlıydı. Bu seride de en çok bu durumu seviyorum sanırım. Evet aşk daha baskın ama aile ilişkileri, arkadaşlıklar, birbirlerini desteklemeleri çok tatlı. Liz’in üvey annesi Helena’nın bile Wes’i arayıp yüreklendirmesi, rahatlatması çok tatlıydı. Bu kitap ilk kitaba göre daha hüzünlü, daha kalp kırıcıydı ama Wes’in hayatı üzerinden döndüğü için yine çok keyif alarak okudum. Liz’i geri kazanmak için verdiği çaba, hiç pes etmeyişi (Liz’e rağmen), Liz’e bayılışını onun ağzından okumak çok keyifliydi. Liz çok süründürdü belki kendince haklıydı ama ben olsam çoktan yelkenleri suya indirmiştim. Bu seriyi kesinlikle okumanızı
Filmlerdeki Gibi DeğilLynn Painter · Artemis Yayınları · 2025287 okunma
Reklam
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 83. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 18:31
Benim için serinin temposunu iyice yükselten kitap oldu. İlk kitapta başlayan o gerilim burada daha da karanlık, daha da bağımlılık yapan bir hâl aldı. S. T. Abby’nin kalemi öyle akıcı ki resmen mini dizi izliyormuş gibi hissediyorsunuz; bir bölüm bitiyor, hemen diğerine geçmek istiyorsunuz. Lana Myers… Gerçekten uzun zamandır bu kadar güçlü, zeki ve unutulmaz bir kadın karakter okumamıştım. Yaşadığı onca şeye rağmen dimdik durması, korkularını içine gömüp planlarını sürdürmesi inanılmazdı. Onun tarafında olmamak elde değil çünkü yaptığı her şeyin altında insanın içini parçalayan bir geçmiş yatıyor. Bu kitapta geçmişe dair öğrendiğimiz detaylar da beni ayrıca mahvetti. Ve Logan Bennet… Tam anlamıyla green flag bir adam. Lana’ya duyduğu güven, onu korumak için gösterdiği çaba ve bir yandan işine bağlı kalmaya çalışması o kadar güzel işlenmiş ki… Ama işin en vurucu kısmı Logan’ın, âşık olduğu kadının aslında aradığı kişi olduğunu bilmemesi. Lana’nın Logan’ın sevgisi karşısında hissettiği vicdan azabı da sürekli bir gerilim yaratıyor. Gerçekler ortaya çıktığında ne olacağını düşünmek bile insanı delirtiyor. Bu kitapta kıskançlık sahneleri ayrı bir olaydı bu arada. Lana ve Logan’ın iç sesleri hem aşırı tatlı hem de çok komikti. Birbirlerine bu kadar yakışan ama aynı zamanda böylesine tehlikeli bir ilişkinin içinde olmaları seriyi daha da sürükleyici yapıyor. Hadley’e ise ne kadar uğraşsam da bir türlü ısınamadım. Sonlara doğru yaşananlar beni şaşırtsa da ona karşı hislerim değişmedi. Duke konusunda da içimde aşırı kötü bir his var… Sanki ileride kesin bir şeyler çıkacak gibi hissediyorum. Ama Lindy ve benim canım Laurel’im kısa sürede kalbimi kazandı. Umarım onlar konusunda ters köşe yemem… Kitabın polisiye tarafı da ayrıca çok güçlüydü. Lana’nın kendi listesinin dışına
Mindf*ck 2: SekteS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202673 okunma
7/10
·92 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 20:52
20. yy en büyük yazarlarından kabul edilen #ThomasMann ‘ın #AldananKadın isimli uzun öyküsü yazarın ölmeden önce tamamladığı son öyküsü. Hikaye, 1920’lerin Düsseldorf’unda geçiyor. Ana kahramanımız Frau Rosalie von Tümmler, ellili yaşlarda iki çocuklu dul bir kadın. On yılı aşkın süredir dul olan Rosalie kocası Yarbay von Tümmler’i trajikomik bir şekilde kaybetmiş. Yirmi yıllık evliliği süresince sayısız kez aldatılmış, değersiz hissetmiş. Kocasını kaybettiğinde henüz on sekiz yaşında olan kızı Anna ve ondan on iki yaş küçük oğlu Eduard ile kocasının görev bölgesinden ayrılarak Düsseldorf’a yerleşmiş. Hem kendi doğa aşığı olduğu için hem de kızı oradaki ünlü bir sanat akademisine gitmek istediği için güzel bir başlangıç olmuş. Yaşça oğlundan epey büyük olan ve kendisi için bir arkadaş haline gelen kızıyla son derece sıcak, güven dolu bir ilişkisi vardı ve yaşadığı geçiş döneminin sıkıntılarını (menopoz) ondan saklamıyordu. Şu anda yirmi dokuzunda, yakında otuzuna basacak olan Anna evlenmemişti, sırf egoistliğinden ötürü, kızını bir erkeğe vermektense ev arkadaşı ve can yoldaşı olarak yanında tutmayı tercih ettiğinden Rosalie'nin de bu durumdan şikayetçi olduğu söylenemezdi. Tipi rahmetli babasına benzeyen, beşeri bilimlere pek yatkın olmayıp daha ziyade köprüler ve yollar yapmanın hayalini kuran ve mühendis olmak isteyen uzun boylu, kızıl kafa oğluyla pek bir şey paylaştığı söylenemezdi. Oğluna ingilizce dersi vermeye gelen genç adam her şeyi bambaşka bir hale getirdi. Utanç yüklü gelişmelerin yolda olduğu Anna' nın sessiz, endişeli gözleminden kaçmamıştı. Zaten Rosalie de daha fazla içinde tutamadı ve bu heyecanı kızıyla paylaştı. Ken Keaton yirmi dört yaşlarında, savaşın oralara sürüklediği bir Amerikalıydı, bir süredir şehirde kalıyor ve birkaç evde İngilizce dersi
Aldanan KadınThomas Mann · Can Yayınları · 20121,909 okunma
Seri güzel devam ediyor.
8/10
·28 syf.··
2026 5. kitabı
Serinin ikinci kitabı ‘düşmek bilmeyen yaprak’ bir bahar zamanı başlıyor. Küçük Kurt ağacın en tepesinde bir küçük yaprak fark ediyor. Yaprağın rengi o kadar tatlı o kadar körpe geliyor ki küçük kurt onu yemek için can atıyor ama Büyük Kurt ‘biraz bekle nasıl olsa kendi kendine düşecek’ diyerek onu teskin ediyor. Yaz geliyor ama yaprak yine düşmüyor ve yaprak o kadar parlaklaşıyor ki Küçük Kurt onu ele geçirebilse bir ayna gibi kullanmayı hayal ediyor ama Büyük Kurt onu yine aynı şekilde teskin ediyor. Sonbahar geldiğinde yaprak öyle güzel bir kahverengiye dönüşüyor ki Küçük Kurt onu yanağına sürmeyi düşlüyor. Kış geldiğinde yaprak hala yerinde durup düşmeyip kömür gibi siyahlaşınca Büyük Kurt yaprağı ağaçtan almaya karar veriyor. Ağaca tırmanması biraz meşakkatli olunca Küçük Kurt dostu için endişelenip ‘bu kadar küçük bir yaprak için bunlara değer miydi?’ kendini sorgulamaya başlıyor. Büyük Kurt nihayet yaprağa ulaşıp dokunduğunda yaprak un ufak oluyor. Batan güneşin altında parlayan kırmızı ve altın sarısı parçacıkları Küçük Kurt’a doğru süzülürken Küçük Kurt diliyle yakaladığı yaprağın ne kadar körpe olduğunu anlıyor. Parçalar gözünün önünden geçerken yaprağın ne kadar parlak olduğunu seziyor ve bir parçası yanağına değdiğinde yaprağın ne kadar yumuşak olduğunun ayırdına varıyor. Mevsimle boyu sabredip beklerken düşlediği her şey gerçek oluyor. Serinin ikinci kitabı da hem büyükler hem de küçükler için. Kızım artık ‘körpe’ kelimesi ne demek biliyor ama kitap hakkında konuştuğumuzda bana ‘baba senin hep dediğin gibi işte, güzel şeyler yeterince sabredersen oluyor’ dedi. Ayrıca, bazen sevgi, istediğimiz şeyi hemen elde etmekten çok; birini mutlu etmek için sabırla ve içtenlikle çaba göstermek olduğunu ne güzel ifade etmiş değil mi dedim ben de. Siz de biraz
Büyük Kurt & Küçük Kurt - Düşmek Bilmeyen YaprakNadine Brun-Cosme · Nesil Yayınları · 201822 okunma
İnsanın En Büyük İhtiyacı: Anlaşılmak
Puan vermedi·248 syf.··
2026 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 23:49
Bazı insanlar kalabalıklar içinde kaybolur; en acısı da bunun kimsenin fark etmemesidir. Kimisi bu duyguyu çok daha yoğun yaşar. Davranışlarıyla “Ben yalnızım.” diye haykırır ya da bazen hüzünlü bakışlarla anlatmaya çalışır yalnızlığını. Altı Harfli Bir Tatlı romanı da bu yalnızlığı anlatıyor. Kitabın baş karakterleri Meltem ile Selime Teyze. İki farklı yaşam, yaşanılan benzer hüzünler… Bir tarafta kimsesiz yalnızlık, diğer tarafta terk edilmiş yalnızlık. Meltem kimsesiz kalmış. Anne sevgisini, baba şefkatini hissedememiş; bu eksikliği bir türlü tamamlayamamış. Geçmişe saplanıp kalmış. Diğer karakterimiz Selime Teyze ise şimdinin yalnızlığı içinde hapsolmuş; fark edilmeyi, anlaşılmayı bekliyor. Çocukluk ve yaşlılık dönemleri aslında birbirine benzer. İki dönemde de insanlar ilgiye, sevgiye ve şefkate ihtiyaç duyar. Özellikle yaşlılar, hayatın içinde kendilerini daha yalnız hisseder. Herkes bir yerlere koşuştururken, onlar hayatın verdiği yorgunlukla bir köşeye çekilmiş, kendi başlarına yaşamaya çalışır. Çoğu zaman kimse onları gerçekten görmez. Konuşurlar ama duyulmazlar, görülürler ama fark edilmezler. İşte bu durum onları derinden üzer. Çünkü düşünsenize; bir zamanlar hayatın içindeyken, bir şeyler üretirken, fikirlerine danışılırken… Bir anda “yoruldun”, “hasta oldun”, “evinde dinlen” denilerek sessizce hayatın dışına itilirler. Adeta ölümü beklemeleri istenir. Oysa insan, dinlenilmediği ve anlaşılmadığı zaman hayatta gerçekten mutlu olamaz. Roman da Selime Teyze karakteriyle bize tam olarak bu duyguları hissettiriyor. Gerçekten birbirimizi anlıyor veya anlamak için çaba sarf ediyor muyuz? Karşı tarafı dinlemeden nasıl anlayabiliriz ki? Çoğu zaman kendimizi bile duymuyor ve dinlemiyoruz. Haz ve hız çağında yaşıyoruz. Kendimizi fark edecek vaktimiz bile kalmıyor.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Reklam
Reklam