Hayatın her yol ayrımında, yeni bir karar aşamasındaki o düşünceli günler.. Kazanılması ümid edilenler ve vazgeçilenler. İnsanın olasılıkları hesaplayarak ideale ulaşma çabası.. Bir yere kadar güzelken bir yerden sonrası beyhûde bir çaba. Nihayetinde kaderin üstünde bir kader var. Ve teslimiyet en güzel en tatlı duruş. Rabbim sen vereceğim kararı nice güzelliklerin, hayrların sebebi kıl.. Suhûletli, selametli, huzurlu bir hayatı bahşet..
1000Kitap
Hepten hiç olunur ama hiçten sonra hep olunmaz
Çevrede yılın ilk düğünü oldu ve ilk kezlerden birisinde evde kaldık. ((: Çoğu şeyin modası geçiyor ya da bir şekilde evrimleşiyor ama düğünler çoğunlukla hep aynı kaldı. İnsanlardaki genel bozulma, kalabalık etkinlikleri daha çekilmez ve sıkıcı hâle geliyor. Bir de mesafe girmiş artık, gitsen ne gitmesen ne? Gitmesem de güzel niyetlerde bulundum tabi ki ama bu şeyler artık bana fazlasıyla boş gelmeye başladı. Bazen empati amacıyla da düşündüm "Mutluluk hasetliğimi var yoksa, gizli sinsi bir pislik miyim ne diye bu şeyleri anlamsız ya da vakit kaybı görüyorum? Ben birini sevince ve onunla evlenmeyi düşündürürse böyle mi olacaktı?.." Benim hayallerimin en ileri versiyonu sadece sevgili olmaya kadar gitmişti. O derece imkansız ve tuhaf geliyor. Ya da bazen diyorum "Evlenmeyi düşündüren insan da tamam, cidden bu saçmalıklarla uğraşacak mıyız? Düğünü kendi içimizde ve birbirimize bakarken yaşarsak yetmez mi? Allahım umarım güzel akıllı, sade ve öz düşünceli ve de öyle yaşayan birisi olur." Böyle olaylar aslında çok özelken kalabalıkla sıradanlaşıyor, bilmiyorum ben hâlâ zorundalık dışındaki kalabalıklara alışıklık gösteremiyorum. Ama yakınlarımdan birisi evlendiğinde onun tatlı heyecanına ortak olmayı da çok isterim o ayrı. Az ve öz anlayışına sahip olarak çekirdek aile ve en sevilen başka yakınlar olarak sınırlandırırdım. Çünkü olayın öznesi benim ve sadece sevdiklerimin olması yeterli. Ki günümüzde çoğu davetiye ayıp olmasın diye geliyor hissi de veriyor bazen; Onlar da ayıp olmasın diye gidiyor. Öyle bir kısır döngü. (: Güzellik merkezlerinde çalıştığımda gelini hazırlamak çok zaman alıyordu ki önceki hazırlıklar? Bana hiç samimi ve doğal gelmiyor. Heyecana bir şey dememem ama hem vakit kaybına hem de o kadar boş uğraşmaya derim. Bu arada işe girmeyi değil, işten
Duygu ve Düşünce
Reklam
İç ile Dış Arasında
Yaşa bu ömrü,bakma zamana, Yaşamak kalır yalnız insana. Hayat denilen şey duyguya bağlı, O ne söylüyorsa her zaman haklı. Kafanı karıştırır dıştaki sesler, "Bizi,bizi dinle" haykırır sözler. Çok olur seni yoldan ayıran, Seni senden çalar söylenen yalan. Bir an sessiz kalıp susunca dünya, Uyanıp anlarsın,son bulur rüya. Hep içte taşırsın aranan yeri, İnsan kendinde bulur gerçek değeri. Ne kadar değişse dıştaki yüzler, İçte kalan his gerçeği süzer. Ömür dediğin şey geçip giderken, Yorulup,boyun eğme dünyaya erken. Ne kadar çoğalsa insanın sözü, Değişmez içinde saklı o özü. Zaman silerken bütün izleri, İç taşır her zaman gerçek değeri. İçe döndükçe azalır yükler, Bir bir çözülür düğümlü sözler. Ne varsa toplumda,kalabalıkta, Bir gölge gibi kalır uzakta.
Aşamazsın Duvarlarımı
Öyle yüksek, öyle sessiz ve derin, Kolay inşa edilmedi bu taşlar. Arkası uçurumdur, önü serindir, Dokunduğun yerde fırtına başlar. Beyhude çaba, zorlama sınırları Aşamazsın duvarlarımı. ​Yılların yorgunluğu harcında gizli, Kırılan kalplerin ördüğü kalkan. Bıraktın sanırsın derinden izi, Oysa sular akar, durulur her an. Ne bir söz kâr eder, ne tatlı lisan, Aşamazsın duvarlarımı. ​İçeride saklıdır en saf cevherim, Sadece hak eden görebilsin diye. Kendimi korumak tek yeminim, Bu sessizlik, ruhuma bir hediye. Esip geçersin ancak rüzgâr olsa , Aşamazsın duvarlarımı.
Şiir
21. yüzyıl insanı, tarihin en büyük paradokslarından birini yaşıyor: Bilginin hiper-enflasyonuna maruz kalırken, anlamın derin kıtlığını çekiyoruz. Dijital simülasyonlar, algoritmalar ve sürekli bir "görünme" arzusu, insanı kendi özünden koparıyor. Modern kent yaşamı ve dijital ekosistem, bireyi sürekli bir rasyonellik, nezaket ve uyum kalıbına zorlarken, insanın derinliklerinde bastırılmış, ehlileştirilemez bir kaos yatar. Sigmund Freud bu çelişkiyi, "İnsanın aynı zamanda uygar bir varlık olmaya çalışması trajik bir durumdur. Sonuç, uygarlığın kaçınılmaz huzursuzluğudur" diyerek çarpıcı şekilde ortaya koyar. Freud burada insanı trajik bir özne olarak konumlandırır; çünkü insan, doğası gereği dürtüsel bir kökene sahipken, varlığını sürdürebilmek için kültürel normlara boyun eğmek zorundadır. Ve Arthur Schopenhauer’ın dediği gibi, "Hayat, bir sarkaç gibi acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelir." Modern insan, arzularının peşinde koşarken acı çeker; onları toplumsal baskıyla bastırdığında ise anksiyeteye mahkum olur. Araya girmeme izin verin;))) yani sabahları alarmı üç kez erteledikten sonra yataktan fırlayıp, kahve bardağını kapıp metrobüse yetişmeye çalışırken hissettiğiniz o gizli "her şeyi yakıp yıkma" arzusu var ya? İşte o tam olarak Freud'un bahsettiği hayvani dürtülerinizle, plaza insanı olma çabanızın tatlı bir savaşı. Medeniyet sizden her sabah güler yüzlü bir günaydın bekliyor ama içinizdeki mağara adamı hala elinde sopayla dolaşıyor. Kabul edelim, modern insan dediğimiz canlı, aslında şık takım elbiseler giymiş kronik bir anksiyete yumağından başka bir şey değil! Neyse..... Günümüzün dijital dünyası, bu baskıyı daha da derinleştiren modern bir Panoptikon’dur. Filozof Jeremy Bentham’ın tasarladığı ve Michel Foucault’nun felsefeye
Edebiyat
ÜÇ DİL En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Ana avrat dümdüz gideceksin En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin En azından üç dil Birisi ana dilin Elin ayağın kadar senin Ana sütü gibi tatlı Ana sütü gibi bedava Nenniler, masallar, küfürler de caba Ötekiler yedi kat yabancı Her kelime arslan ağzında Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla Kök sökercesine söküp çıkartacaksın Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek Her kelimede bir kat daha artacaksın En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Canımın içi demesini Canım ağzıma geldi demesini Kırmızı gülün alı var demesini Nerden ince ise ordan kopsun demesini Atın ölümü arpadan olsun demesini Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini İnsanın insanı sömürmesi Rezilliğin dik âlâsı demesini Ne demesi be
Reklam
Reklam