Çağırma o herkesin malumu güruhu,
Siste yayılır etrafa dalga dalga,
İnsanoğluna binbir bela
Getirir her cenahtan.
Kuzeyden ısırır keskin dişli ruh seni,
Dalar yüzünü ok sivrisi dilleriyle;
Doğudan çıkagelenler kurutur ortalığı
Ve beslenir akciğerlerinden;
Güneyden yollananlar, çöllerden,
Alev üstüne alev bindirir tepene,
Batıdan gelen güruh önce canlandırır,
Sonra seni de, bağını bahçeni de suda boğar.
Zevklenirler bizi işitince, hemen başlarlar tahribata,
Seve seve itaat ederler, çünkü aldatırlar bizi zevkle;
Sanki gökten gönderilmiş gibi yapar,
Yalan söylerken melek gibi tatlı tatlı fısıldarlar.
Aile dediğin insanların anlamaması ya da yanlış anlıyor olması o kadar sinir bozucu ki.
Normalde kavga eden ya da hakaret/ küfür eden birisi değilim. Hakaret nadiren olsa da küfür sıfır.
Dayım bir ameliyata girip güzel sonuçlarla çıktı çok şükür. O yüzden nenemlere birkaç gündür hep gittik. 3.-4. günde diş kopma olayından ötürü biraz ateşli ve bir göz altım şişmiş uyandım. Gidip gitmeme konusunda kararsızdım, aynı zamanda oradaki ortamı öğrenmek için anneme yazmıştım. Misafirlerin olduğunu ve gittiklerinde haber vereceğini söyledi. O süreçte ben de karar verecektim. Ve yaşıt olan (d. kızı) kuzenimin de orada olduğunu, gelip görmemin iyi olacağını vs. söyledi ve ısrar etti. Ben nenem için ısrar etti sanarken o zamanki ruh halimi bilmesine rağmen yabancı gibi olduğumuz kuzenim için ısrar ettiğini öğrenince "Keşke önceliğin dışarısı yerine içerisi olsaydı." demiştim.
Bugünde konu bir şekilde ikimize geldi "Aranızda bir şey olmadı, niye düşman gibisiniz, niye ona düşman gibi davranıyorsun, o senin kuzenin." demesiyle anında yükseldim.
"Onun ne yaptığını bilmiyormuşsun gibi gelip aramızda bir şey olmadığını mı söylüyorsun, onu yok saymamı ve nötr davranmamı düşmancıl algılayıp beni suçlu, bağın değerini kıymetini bilmez ilan ediyorsun?! Sen ciddi misin?!"
"Evet, kız her geldiğinde seni soruyor, senin umursadığın yok. Kızın babası ameliyata girdi yani ne var onun için gelsen seni görse?"
"Kendisi iki yüzlü. Ve onun düşünmesi gerekenleri sen ondan daha çok düşünüyorsun! Aramızda olan ya da olmayan seni alakadar etmiyor ayrıca. Burada yüzüne bakıp merhaba diyor olmama ve kötü niyetli davranmayışıma saygı duyacağın yerde bir s.kinde olmadığım ve benim için hiç olan birisi için hasta halimle beni sırf onda memnuniyet sağlamak için çağırdın!"
"İki yüzlüyse aferin ona. Senin
40. BÖLÜM
✨️ Serkan ✨️
Ceketimi koltuğun arkasından kaptığımda, kapı bu anı bekliyormuş gibi aralandı. Asistanım, elindeki dosyalarla içeri girdi. Adımları hızlıydı, sesi ise bitmek bilmeyen telaşının tınısını taşıyordu. “Serkan Bey, üçte yönetim kurulu toplantınız var. Ayrıca sözleşme...” Sözünü, keskin bir tavırla kestim. “Toplantıyı yarına erteleyin.”
“Ama yarın sabah için programınız tamamen dolu...”
“O zaman öğleden sonraya kaydırın,” dedim, ceketimi omuzlarıma geçirirken. Gözlerim saatteydi. “Şu an gitmem gereken önemli bir görüşme var. Bu meseleyi kendi aranızda çözün.”
“Emredersiniz.”
Tam odadan çıkıyordum ki proje müdürüyle burun buruna geldim. Elindeki dosyalar bir barikat gibi önümde yükseliyordu.
“Serkan Bey, yeni ihale dosyaları... Karar için süre daralıyor, mutlaka bakmanız lazım.”
Hepiniz bu anı mı beklediniz?
Dosyayı elinden hırsla çekip aldım. Sayfaları hızla, sadece can alıcı noktaları yakalamaya çalışarak çevirdim.
“Şu teklifi kabul edin. Şu firmayı ise derhal listeden çıkarın; risk oranları çok yüksek, güven vermiyorlar. Diğerleriyle ön görüşmelere başlayın.”
Müdürün kaşları hayretle yukarı kalktı. “Ama efendim, rakip firmanın fiyatı çok daha düşük, eğer...”
“Benim dediğimi yapın! Fiyat her zaman tek kriter değildir. Kaliteyi ve hızı ön plana koyun, işi bize kendi ayaklarıyla getirsinler.”
“Peki, Serkan Bey.”
Koridor boyunca yürürken sekreterim peşimden geliyordu. “Serkan Bey, bu akşamki gala daveti için katılımınız özellikle bekleniyor...”
Cidden sabrımı zorluyorsunuz...
Ben bu evde doğdum…
Yılın en güzel ayında, Mayıs’ta.
Her yer yemyeşildi. Dışarıda inekler, koyunlar, kuzular otluyor; tavuklar, hindiler ve horozlar birbirleriyle didişip duruyordu. Evimiz büyükçe, konak gibi tarihi bir evdi. Tamamı kerpiçten ve kalın meşe ağaçlarından yapılmıştı. Doğduğum yerden sıra sıra uzanan koca ağaçları görebiliyordum.
Yanımda annem ve anneannem vardı. Abim henüz 1 yaşında ne olup bittiğine anlam veremiyordu. Dayılarım ve dedem erkenden tarlaya çalışmaya giderlerdi. Babam ise geçim derdinden Arabistan’a çalışmaya gitmişti. İlk sesimi aylar sonra duyabilmişti.
O zamanlar her yer ne kadar da cıvıl cıvıldı… Herkes bir işin peşindeydi. Kimse boş boş oturmazdı. Bazen eve sıcacık ekmekler gelirdi. Evimizin az ötesindeki fırında hem ekmek pişirirler hem de köyde olup bitenleri tatlı tatlı konuşurlardı. Gülüşmeler eksik olmazdı.
Annem melek gibiydi. Sürekli gözlerimin içine bakar, dualar eder, yüzümü gözümü öperdi. Dayımlar da bizimleydi. Geniş bir aileydik ve herkes mutluydu.
Köyümüz o zamanlar çok kalabalıktı. Yaz aylarında yurt dışından gelen akrabalarımızla birlikte köy tam bir şenlik yerine dönerdi.
Madımak ve mantar zamanıydı. Her yer madımak dolardı. İnsanlar küçük küçük otları büyük bir sabırla tek tek toplardı. Gençler ekipler halinde mantar aramaya giderdi.
Dış kapının gıcırdamasıyla eve misafir geldiğini anlardım. Kapı sürekli açılır kapanırdı. Gelenler anneme “Geçmiş olsun” der, sonra benim yüzüme bakıp:
“Maşallah, ne kadar güzel bir oğlan,” derlerdi.
Ben güzel bir bahar ayında doğmuşum.
Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Başpınar Köyü’nde…
Aylardan Mayıs, günlerden 24’tü.
Hiç unutmam.
24 Mayıs 1981
07 Mayıs 2026 Perşembe 02:04
MİSAFİRE İKRAM SÜNNETTİR
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur.”
Peygamberimiz (s.a.v.), bir gün deve ve sığır sürüsü olan birine uğrar. Fakat adam, Peygamberimizi (s.a.v.) ağırlamaz. Daha sonra ise yalnızca birkaç kuzusu bulunan bir kadına uğrar. Kadın, Peygamberimiz (s.a.v.)’i ağırlayarak bir kuzu keser.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Her ikisine de bakınız. Bu huy, Allah’ın kudreti dâhilindedir. Allah, kime güzel ahlâk bahşetmek isterse ona verir.”
Hz. İbrahim (a.s.), yemek yiyeceği zaman dışarı çıkar; bir veya iki mil kadar uzaklara giderek birlikte yemek yiyeceği birini arardı. Bu sebeple kendisine “Misafir Babası” denilmiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e:
“Îmân nedir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur:
“Yemek yedirmek ve herkese selâm vermektir.”
Günahlara kefaret olan ve derece yükselten amellerin ne olduğu sorulduğunda ise:
“Yemek yedirmek ve insanlar uykuda iken namaz kılmaktır.” buyurmuştur.
Haccın kabul edilmesine vesile olan ibadetlerin ne olduğu hakkında sorulan bir soruya da:
“Yemek yedirmek ve tatlı dildir.” diye cevap vermiştir.
Hz. Enes İbn-i Mâlik (r.a.) şöyle buyurur:
Derdime çare, baytarım yok
Dengeme destek, tut ki durayım
Şafak güneşin fermanı geçer acı, tatlı sayılı zamanın sancısı
Ama melek bir yandan, şeytan bir yandan
Başım zindan yokluk var, bu kaçıncı şikayetim bilmem