Odamda uzanmış kitap okuyordum. İçerde birdenbire görüverdim onu. 10-12 yaşlarında bir kız çocuğuydu. Beyaz şifondan, etekleri uçuşan, güzel bir elbise giymişti. Elbisenin belini de kuşağıyla bağlamış, sırtında bir de güzel fiyonk yapmıştı. Elbise ona çok yakışmıştı. Koyu kumral uzun saçları özenle taranıp toplanmış, yüzü ortaya çıkmış, kocaman üzgün kahve gözleriyle bana bakıyordu. Öyle kederliydi ki dokunsam kederi de beni içine alacak, o derin ve saf keder de kaybolacağım sandım.
Ne zaman, nasıl içeri girmişti, kim onu odama almıştı, bilemedim. Sen de nereden çıktın diye sordum bu küçük, tatlı kıza merhametle, kimsin sen? Adım Hatice dedi, 12 yaşındayım ben. Seni görmeye geldim. Beni mi? dedim, neden? Dediler ki, yazarmışsın, hikayemi anlatırsam bir gün beni de yazarmışsın sen! Kim dedi bunu sana? dedim. Cebrail! dedi, beni sana o getirdi! Eliyle işaret ettiği yere doğru baktım. Bir şey görür gibi oldum ama ben daha ne olduğunu seçemeden o ortadan kayboldu. Ben o kayboluşun etkisiyle şaşkın bir halde boşluğa öylece bakakalmışken küçük kız yanıma gelip oturdu, saçlarımın bir buklesini tutup sağ el parmaklarından ikisine doladı, gözlerimin içine sevgiyle baktı, korkma, ölüyüm ama zombi değilim, sana zarar vermem ben! dedi, göz kırptı. İlk kez gülümserken görüyordum onu. Bir daha da gülümsediğini görmeyecektim.
Güleyim mi ağlayayım mı bilmedim. Bildiğim bir şey varsa, o da ondan hiç ama hiç korkmadım.
Neden öldün? dedim üzgün bir merakla. Ölmedim ben dedi, öldürdüler beni! Kim? dedim, seni kim öldürdü? Siz! dedi, siz insanlar yüzünden öldüm ben! Savaşta mı öldün dedim? Hayır dedi, organlarını bağışlamayan insanlar yüzünden öldüm ben! Organ nakli yapılamadığı için ölmüş bir küçük kızdı demek... Hayır! dedi, organlarım için öldürüldüm ben! Aklımdan geçenleri okumasına