Tatlı Villa
Sevmeye değer her şey için savaşmaya da değer.
Film
TOPRAĞA DEĞİL HAYATA!
Odamda uzanmış kitap okuyordum. İçerde birdenbire görüverdim onu. 10-12 yaşlarında bir kız çocuğuydu. Beyaz şifondan, etekleri uçuşan, güzel bir elbise giymişti. Elbisenin belini de kuşağıyla bağlamış, sırtında bir de güzel fiyonk yapmıştı. Elbise ona çok yakışmıştı. Koyu kumral uzun saçları özenle taranıp toplanmış, yüzü ortaya çıkmış, kocaman üzgün kahve gözleriyle bana bakıyordu. Öyle kederliydi ki dokunsam kederi de beni içine alacak, o derin ve saf keder de kaybolacağım sandım. Ne zaman, nasıl içeri girmişti, kim onu odama almıştı, bilemedim. Sen de nereden çıktın diye sordum bu küçük, tatlı kıza merhametle, kimsin sen? Adım Hatice dedi, 12 yaşındayım ben. Seni görmeye geldim. Beni mi? dedim, neden? Dediler ki, yazarmışsın, hikayemi anlatırsam bir gün beni de yazarmışsın sen! Kim dedi bunu sana? dedim. Cebrail! dedi, beni sana o getirdi! Eliyle işaret ettiği yere doğru baktım. Bir şey görür gibi oldum ama ben daha ne olduğunu seçemeden o ortadan kayboldu. Ben o kayboluşun etkisiyle şaşkın bir halde boşluğa öylece bakakalmışken küçük kız yanıma gelip oturdu, saçlarımın bir buklesini tutup sağ el parmaklarından ikisine doladı, gözlerimin içine sevgiyle baktı, korkma, ölüyüm ama zombi değilim, sana zarar vermem ben! dedi, göz kırptı. İlk kez gülümserken görüyordum onu. Bir daha da gülümsediğini görmeyecektim. Güleyim mi ağlayayım mı bilmedim. Bildiğim bir şey varsa, o da ondan hiç ama hiç korkmadım. Neden öldün? dedim üzgün bir merakla. Ölmedim ben dedi, öldürdüler beni! Kim? dedim, seni kim öldürdü? Siz! dedi, siz insanlar yüzünden öldüm ben! Savaşta mı öldün dedim? Hayır dedi, organlarını bağışlamayan insanlar yüzünden öldüm ben! Organ nakli yapılamadığı için ölmüş bir küçük kızdı demek... Hayır! dedi, organlarım için öldürüldüm ben! Aklımdan geçenleri okumasına
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zarifleştiremediklerimizden misiniz?
Zarifleştiremediklerimizden misiniz? Gözlerim yorgun, beynimde heyulalar dans ederken, elime çayımı ve dergimi aldım. Gözüm muhafazar bir abinin yazısına ilişiverdi. Yazıda ;bir kahve resmi vardı ; şöyle yazıyordu. -Kızlar sizi istemeye gelen adamların kahvesine ne diye tuz atıyorsunuz?Tuzlu kahve, bir Osmanlı geleneğidir ve nazikçe damadı reddetme hareketidir. Tatlı kahve ise beğenildiğini gösterir.  Yazı ile bir süre bakıştık. Acaba ben de günümüzde anlamsız hale gelen bu geleneğe, alet olur muyum? Allahu alem! diyerek dergiyi kapattım. Peki nedir zerafet? Klavye delikanlıları ; "hasret kaldık ,ruhun incesine "diye paylaşımlar yapıyor. Herkes bu kadar zarif ve naifse , toplumda niye bu kadar fazla kaba saba insan var öyleyse? O zaman biraz hayret ve hayranlık uyandıran , birkaç cümle kullanacağım size ... Pencerenin önünde sarı çiçek varsa; bu evde hasta var, gürültü yapmayalım , rahatsızlık vermeyelim.. Pencere önünde kırmızı çiçek varsa; bu evde gelinlik çağında, bekâr kız var, evin önünden konuşmalarımıza dikkat ederek geçelim... Kimsenin mahremiyetine karışmayalım, kimsenin penceresine bakmayalım... Sen bize ne anlatıyorsun ? Masal mı anlatıyorsun ? dediğinizi duyar gibiyim.. hayır hayır! Bunlar hakikat . Ahlak , incelik ve edep timsali Osmanlı geleneklerinden birkaç tanesi sadece... Ciltler dolusu kitaplar yazılsa , yine de yeter mi Osmanlı medeniyetini anlatmaya? Osmanlıların edep, nezaket ve terbiye hususunda ulaştıkları seviye , hiçbir milletle kıyaslanamayacak kadar yüksek hâle gelmiştir... Bu işin sırrı ne ? diye sorarsanız bana ... canı gönülden bağlı oldukları islam dini diyebilirim . Elhamdülillah!Müslümanım diyen bir toplumda yaşamamıza rağmen , zerâfet kırıntısı dahi kalmamış olması ne kadar acı değil mi? Birşeyleri yanlış yapıyoruz