Hangi yalancı bu kadar çok sevilmiştir? Allah’la konuşmayan birisi ölüm bu kadar yakınken ‘Ben peygamberim!’ diye bağırır mı? Elinin altında Arabistan’ın bütün zenginlikleri varken bir dilenci gibi kendi hırkasını kendi elleriyle yamar mı? Hangi yalan? Ne için yalan? Her şeyini feda edip karşılığında hiçbir şey almazken, taşlanmak, aşağılanmak, savaşmak pahasına söylenmiş ne tür bir yalan bu?
Vatan ne Türkiye’dir Türk için ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!
Turan,Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamıdır.
Türk edebiyatı ne Âşık Paşa ile ne de Nevaî ile başlar. Edebiyatımızın kaynaklarını bir taraftan taş mahkûkelerde, ceylan derilerinde, diğer taraftan da halkın koşmalarında, masallarında, destanlarında aramalıyız. Millî veznimiz parmak usûlüdür. Millî dilimiz yalnız Türk bilgisine tâbi olandır. Millî edebiyatımız mevzularını, kelime ödünç alma zeminlerini Türk hayatından, Türk sosyal teşkilatından, Türk mitolojisinden, Türk menkıbelerinden seçmeli. Lisanımızdan yabancı tamlamaları, şiirimizden yabancı vezinleri, edebiyatımızdan yabancı îmâ yollu söylemleri atmalıyız. Lisan ve edebiyatımıza geleneğinin temelinden başlarsak, uğradıkları geçici istilaların ırsî olmayan ve hastalıklı devreler olduğunu anlayacağız. Türk hukukunun tarihini törelerin, yasaların, tüzüklerin incelenmesiyle diriltmeliyiz.
Terimlerimiz Fransızca yahut Rusça olacağına Arapça ve Acemce olması daha hayırlıdır. Herhâlde bütün Müslümanlar arasında olmasa bile, bütün Türkler arasında -kelimeler gibi- terimlerin de ortak olması, yani bütün Türklerin ortak bir edebiyat ve ilim lisanına sahip olması lüzumludur.
O hâlde lisanımızı Türkçeleştirirken, yavaş yavaş aşamalı olarak bütün soydaşlarımızın anlayacağı genel bir Türkçeye doğru gitmek lazım geldiğini de unutmamalıyız. Fikrimizi özetleyelim:
Yeni kavramlar asrın, terimler ümmetin, kelimeler milletin düzgün ve güzel konuşma gücüdür.