Birden rüzgâr dindi, tüm yelkenler indi,
Yoğun bir hüzün çöktü her şeye,
Ağırlığı hissettik, rastgele sözler ettik
Sırf denizin sessizliği bozulsun diye.
"Dinle, sorun yok," dedi Vanessa. "Çok şey istedik, değil mi? Yıldızlara dokunmak istedik ve bunu yaptık. Evrenin ya da senin hep söz ettiğin şu Tanrı'nın bize bundan fazlasını verebileceğini sanmıyorum. O yüzden sorun yok. Tamam mı, Joan? Benim için ne kadar önemli olduğunu bildiğin sürece sorun yok."
Joan'un ağladığını biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordu ama hissediyordu. Fakat bu talihsiz günde Vanessa ilk kez hiç üzülmüyordu.
Nasıl üzülebilirdi ki?
Dünya'dan tek bir istekte bulunmuş, muhteşem zekâsıyla parlayan o güzel gülüşlü, harika gökbilimcinin sevgisini hak edebilmeyi dilemişti. Dünya'dan, kendisine gurur duyabileceği bir miras bırakma şansı vermesini dilemişti. Ve bunların hepsini elde etmişti.
"Neden en iyi şarkının 'Space Oddity' olduğunu söyleyip durduğumu biliyor musun?" diye sordu Vanessa.
"En sevdiğin kısmı yüzünden," dedi Joan.
"Evet," dedi Vanessa. "'Karıma, onu çok sevdiğimi söyleyin...' diyor ya hani?"
"Ve sonra, 'O zaten biliyor', diyor," dedi Joan.
"Evet," dedi Vanessa. "İşte o kısım şarkının en güzel yeri. Ama sence biliyor mu? Kadın gerçekten biliyor mu?"
"Biliyor," dedi Joan. "Kesinlikle biliyor."
"Tamam," dedi Vanessa. "Bu bana yeter."
"Onun ya da başka birinin –şu anda bunu dinleyen herhangi birinin– benim yaşamaya değer bir şeyim olmadığını sanmasını istemem. Çünkü var. Gerçekten var. Tamam mı? Sence herkes bunu anlamış mıdır?"
Joan'a bir söz vermişti. Her sabah uyanıp yeniden onu seçeceğine dair bir söz. Sonsuza dek. Ama şimdi o sözü bozmak zorundaydı.
"Lydia'yı ölüme terk edemem," dedi Vanessa.
"Biliyorum," diye fısıldadı Joan. "Biliyorum."
Vanessa, Joan'un sesindeki kaygıyı duyabiliyordu. Mikrofondan ona uzanıp elini tutmak, ondan özür dilemek istedi. Ona, eğer yeniden seçme şansı olsaydı sırf bu acıdan korumak için onunla tanışmanın verdiği mutluluktan bile vazgeçebileceğini, hatta her şeyini feda edeceğini söylemek istedi.
"Üzgünüm, hayatım," demek istedi, hıçkırıklarının arasında. "Çok üzgünüm."
Onun yerine "Houston, yapacağım şeyin neden olacağı acıdan derin bir pişmanlık duyuyorum," diyebildi. "Ama Lydia'yı kurtarmak için elime geçen son fırsatı denemeden yaşayamam."
"Bir insana bunu yapmak... Onları hak etmediklerini sandıkları şeyleri hak ettiklerine inandırmak ve sonra da ellerinden almak ne kadar korkunç bir şey."
"Ama hayal ettiğin her şeyi kaybedebilirsin."
"Bırak kaybedeyim. Bırak ne istiyorlarsa alsınlar. Yeter ki seni almasınlar. Ne olacağını bilmiyorum," dedi Vanessa. "Ancak mesele sen ya da uzay mekiği arasında seçim yapmaksa o zaman siktir et uzay mekiğini."