Önce bütün şairlere selam Sonra şunu söylemek isterim Ölüm hiçte güzel değil Ne sabah var ne akşam Sokakların ellerinden öperim Bana yaşamasını öğretmişlerdi Dost olsun düşman olsun İnsanlara iyi günler dilerim Söyle sarı saçlı daktiloya Ben yokum artık Vefasız dostlara hatırlat Kimseye kalmaz o dünya Nasıl unuturum güzeldi yaşamak Fakat hakkı varmış Oktay'ın "Hatıralar da dal istiyor "Kuşlar gibi konacak" - Rüştü'den Gelen Mektup Şiiri / Muzaffer Tayyip
Erdoğan'ın NATO Genel Sekreterliği Tartışmaları Üzerine Bir Değerlendirme Son dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın NATO Genel Sekreterliği görevine getirilebileceğine yönelik çeşitli iddialar ve değerlendirmeler kamuoyunda yoğun biçimde tartışılmaktadır. Ancak konu, hukuki ve kurumsal çerçevede ele alındığında, görevde bulunan bir devlet başkanının kendi makamını sürdürürken aynı zamanda NATO Genel Sekreteri olarak görev yapabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. NATO Genel Sekreterliği, üye ülkelerin ortak mutabakatıyla belirlenen ve ittifakın siyasi koordinasyonunu sağlayan uluslararası bir görevdir. Bu nedenle herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı veya devlet yönetiminde aktif görev yapan üst düzey bir yetkilisinin mevcut görevini sürdürürken NATO Genel Sekreterliği makamını üstlenmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO Genel Sekreteri olabilmesi için görev süresinin sona ermiş olması ya da mevcut görevinden ayrılması gerekmektedir. Bu çerçevede ortaya atılan iddiaları yalnızca diplomatik bir görevlendirme tartışması olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Zira siyasi açıdan bakıldığında, bu tür söylemlerin Türkiye'nin iç siyasi dengeleriyle de yakından ilişkili olduğu görülmektedir. Özellikle seçim süreçlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında arzu ettikleri sonucu elde edemeyen bazı çevrelerin, Erdoğan'ın ulusal siyasetten uzaklaşmasını sağlayabilecek alternatif senaryolar üzerinde durduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu bakış açısına göre NATO Genel Sekreterliği tartışmaları yalnızca uluslararası bir görev değişikliğinden ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin siyasi geleceğini, liderlik yapısını ve güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir tartışma alanı olarak da
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Önce bütün şairlere selam Sonra şunu söylemek isterim Ölüm hiç de güzel değil Ne sabah var ne akşam. Sokakların ellerinden öperim Bana yaşamasını öğretmişlerdi Dost olsun, düşman olsun İnsanlara iyi günler dilerim. Söyle sarı saçlı daktiloya Ben yokum artık Vefasız dostlara hatırlat Kimseye kalmaz o dünya. Nasıl unuturum güzeldi yaşamak Fakat hakkı varmış Oktay'ın "Hâtıralar da dal istiyor Kuşlar gibi konacak." (Şimdilik) Muzaffer Tayyip Uslu
Yeni Çağın Güç Denklemi: Küresel Teknoloji Monarşisi ve Türkiye'de Statüko Çıkmazı Modern siyasetin doğası, geleneksel ideolojilerin ve sınırların ötesinde, sermaye ile teknolojinin soğuk ve rasyonel ortaklığı tarafından yeniden inşa edilmektedir. Bugün ulus devletlerin iç siyasi dinamiklerini ve kurumsal yapılarını anlamak, yalnızca yerel parlamento tartışmalarına ya da parti içi kurultay delegasyonlarına bakarak mümkün değildir. Siyaset, siber egemenliğin, yapay zekâ tekellerinin ve küresel finans ağlarının dikey gücüyle şekillenen çok katmanlı bir satranç oyunudur. Bu oyunun kurallarını doğru okumak, hem batı dünyasında milyarderlerin neden tek bir çizgiye geldiğini anlamayı hem de Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi tıkanıklığa gerçekçi bir teşhis koymayı zorunlu kılar. Kurumsal Mülkiyet Körlüğü ve Tarihsel Kırılmalar Türkiye siyasetindeki en büyük yanılgılardan biri, köklü siyasi partilerin ve yerleşik kurumların alternatifsiz olduğuna dair duyulan statüko inancıdır. Siyaset elitleri genellikle mevcut büyük yapıların kalıcı olduğunu, bu yapılardan ayrılan aktörlerin ise siyasi bir hiçliğe gömüleceğini vaaz eder. Oysa tarih, kurumsal sınırları ve dayatılan statükoyu bizzat yıkan figürler tarafından değiştirilmiştir. 1980 sonrasında Bülent Ecevit’in mevcut yapılara karşı gösterdiği kararlı duruş ve ardından kurduğu Demokratik Sol Parti ile başbakanlığa uzanan yolu, bu durumun en somut tarihsel reçetesidir. Kurumsal yapılar vizyoner projelerle, teknoloji çağının gereksinimleriyle ya da toplumsal dertlerle bağını kopardığında birer "halat çekmece" oyununa döner. Taraflar vizyon yerine hukuki dehlizleri ve yerleşik bürokrasiyi birer enstrüman olarak kullanarak o halatı kendi tarafına çekmeye çalışır. Ancak bu katı ve uzlaşmaz duruşun nihai sonucu kaçınılmazdır: O
Siyaset
`Bir Sevda Şiiri
Sen eski bir sevda şiirisin. Bir koku var sende, Sıcak yaz akşamlarına mahsus... Ellerinde mi, Saçlarında mı, Gözlerinde mi Bilmem... Bir koku var sende, Sıcak yaz akşamlarına mahsus... `Muzaffer Tayyip Uslu
Şiir
OKTAY RİFAT'A Önce bütün şairlere selam Sonra şunu söylemek isterim Ölüm hiçte güzel değil Ne sabah var ne akşam Sokakların ellerinden öperim Bana yaşamasını öğretmişlerdi Dost olsun düşman olsun İnsanlara iyi günler dilerim Söyle sarı saçlı daktiloya Ben yokum artık Vefasız dostlara hatırlat Kimseye kalmaz o dünya Nasıl unuturum güzeldi yaşamak Fakat hakkı varmış Oktay'ın "Hatıralar da dal istiyor Kuşlar gibi konacak" -Muzaffer Tayyip Uslu
Şiir