"İkinci Dünya Savaşı sonrası konjonktüründe sağcıların (milliyetçi ve muhafazakarların) iki temel meselesi vardır.
Birincisi tek parti dönemi ve onun din politikasıdır. Bilindiği gibi Kemalist dönem dini, eğitimden ve kamusal alandan çıkarmışlardır. "Türk-İslam geçmişimiz ile olan bağlarımızı koparmışlardır. Tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Ümmetimiz Frengin bağrımıza sapladığı laikliğin acısıyla inlemektedir." Bu batı taklitçisi "ihanet" Tanzimat ile başlamış, Meşrutiyet ile devam etmiş, Cumhuriyet ile neticelenmiştir. (Mason Komplosu)
İşte böylelikle milletin cevheri, maneviyatı kaybolmuştur. İşgal orduları bile bu kadar zarar verememiş bize...
Ne diyordu Nurettin Topçu? "Milletimin istiklalini kazandım, mektebimin istiklalinden vazgeçtim diye övünmek sade bir vatan katiline yakışırdı."
İkinci tehlike de komünizmdir ki müsebbibi de yine tek parti yönetimi ve onun din politikasıdır. Kemalistler milletin özünü tahrip etmeseymiş sosyal kalkışmalar, goministler, anarşistler olmayacakmış...
Efendim "Yoldaş İsmet" milletin ahlakını bozmuş, hümanizma saçmalığını genç dimağlara zerk etmiş, insanımızı komünist yapmıştır. Aydınlanma, hümanizm, laiklik, materyalizm, pozitivizm falan bunlar pek de hayırlı şeyler değil sağcılar için.
Üstüne üstlük Sovyet tehdidimiz de var... Klasik milliyetçilik ile komünizmin durdurulması mümkün değil. Maneviyat lazım bize. Aydın din adamlarının yaratacağı mukaddes ve altın bir nesil. Asım'ın nesli...
Bu güzel insan neslinin harcını da Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu gibi insanlar karacaktır.
Yani elimizde pozitivist, hümanist, materyalist Kemalist zihniyetin sebep olduğu bir maddi-manevi enkaz var. Bu enkazı da İslamizasyon kaldıracaktı tabii ki. Manevi kalkınma şiarı dillerden düşmeyecektir sağ cenahta.
Hatırlayalım, Adnan