İnceleme yazısına başlamadan önce kitap yayıncılarına bir çift sözüm olacak. 1961'de ilk baskısı yapılan bu kitabı 1990 yılından sonra doğanların nasıl okuyabileceğini düşündünüz mü? Kitabın 17.baskısı 2012 yılında yapılmış ve içinde birçok Arapça, Farsça ve Fransızca kelimeler mevcut. Kitabı okurken TDK nın sözlüğünün mobil uygulaması sürekli elindeydi. Yaşım itibariyle bir çok kelimenin anlamını bilsem de günümüzde bu kelimeler kullanılmıyor. Bu nedenle sadeleştirilmiş bir dil ile yeni baskıları yapılarak değerli kitaplardan herkesin özellikle genç neslin yararlanması sağlanmalıdır.
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Mehmet Akif Ersoy
demiş milli şairimiz. 1961 de yazılan kitabı 2026 da okuduğumda hiçbir şeyin değişmediği ve bu zihniyet ile değişmeyeceğini fark ediyorsunuz. Ne acıdır ki Hayrı İrdal ve Halit Ayarcı benzerleri sürekli hayatımızın içinde olacaklar.
Yazarın doğu batı veya gelenekçi modern toplum eleştirisi, bizim Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne geldiğimiz noktayı çok net biçimde ortaya koymaktadır. Kitabı ön yargılarım ile okumaya başladım okuma sırasında Tanpınar'ın hayatı ve eserleri hakkında makaleleri okuyunca eser sizi içine çekiyor kimi zaman Hayri İrdal kimi zaman da Halit Ayarcı kişiliklerinin günümüzde ki karşılıkları gözönüne geliyor. Kitabı keyifli şekilde okudum. Okumanızı tavsiye ederim.
Fakir Baykurt , Türk edebiyatının "toplumcu gerçekçi" akımının en önemli isimlerinden biridir. Anadolu'da yaptığı öğretmenlik sayesinde köy yaşamını, köylünün sorunlarını, ağalık sistemini ve ezilen halkın mücadelesini eserlerine aktarmıştır. Tırpan'da da yine köy yerindeki sınıfsal yapıyı, kadın haklarını, çocuk yaşta zorla evlendirilmeleri ve köy halkının bu haksızlıklara karşı gösterdiği pasifliği anlatıyor. Ayrıca Tırpan TDK Roman Ödülü ve TRT Sanat Ödülleri'ni kazanmıştır.
Kitap Gökçimen adlı köyde geçmektedir. Komşu köyün zengin, yaşlı ve nüfuzlu kişilerinden biri olan Musdu Ağa, evli olmasına rağmen, henüz on üç-on dört yaşlarında olan Dürü adında dünya güzeli bir kızla evlenmek ister. Musdu Ağa parasına ve gücüne güvenerek Dürü’nün ailesine baskı yapmaya ve dünür göndermeye başlar. Dürü’nün babası Velikul, köyün fakirlerindendir ve Musdu Ağa’nın gücü karşısında boyun eğmek zorunda kalır. Dürü ise evlenmeyi asla kabul etmez, kıyametleri koparır. Hatta kendisini öldürmeyi bile düşünür. Hem annesi hem de köylü Dürü'nün evlenmesine razı olmasalarda korkudan seslerini çıkaramazlar. Bu düzene karşı çıkmaya çalışan tek bir kişi vardır: Uluğuş Nine. Uluguş, Dürü’nün bu evliliğe boyun eğmemesi gerektiğini savunur. Ona direnmeyi ve ne pahasına olursa olsun teslim olmamayı öğütler. Köyün diğer kadınlarını da örgütlemeye çalışır. Gökçimen'in kızlarının kaderi değişsin ister. Ama nasıl?
Fakir Baykurt'un kitaplarının en sevdiğim yanı güçlü kadın karakterleri. Haksızlığa karşı duran, direnen ve etrafını bilinçlendiren güçlü kadınlar. Bu kitabın güçlü kadını da: Uluguş. Köyün delisi diyorlar onun için ama en akıllı olan O!
Kitabı bu sene 72. defa verilen "Sait Faik Hikaye Armağanı"nı kazandıktan sonra tanıdım. Kitap kısa kısa 14 hikayeden oluşmakta. Hikayeler anladığım üzere durum hikayesi yani Sait Faik'in yazdığı tarzda. 110 sayfadan oluşmakta ve Sel Yayıncılık tarafından basılmış. Zaten Sel'den çıktığı için kitabın kaliteli olacağını hemen hemen tahmin edebiliyorsunuzdur, genelde kaliteli kitaplar çıkıyor bu yayından.
Kitaptaki hikayelerin her birinde bir aile hikayesi anlatılmaktadır. Bir hikayede çocuklar olmamış bir aile, birinde ailesi yurt dışına gidecek olan bir genç ve kardeşinin ilişkisi, birinde ayrılık vs vs şeklinde gidiyor 14 kitap. Hatırı sayılır miktarda alıntılanacak yeri olan ve kendini okutturan bir kitap. Yani "Bu kitap mı ödül almış ala ala?" demiyorsunuz ödülün hakkını bence veriyor. Bir Sait Faik kitabı olmasa bile, ki bence yazarın da böyle bir iddiası yokur, hoş bir kitap. Aynı zamanda yer yer güldürün bir kitap. Ve bence kadınların daha iyi anlayabileceği bir kitap çünkü "Şöyle elbise" "Böyle topuk" "Bilmem ne kumaş" gibi kadınların daha hakim olduğu terimler var ama erkeklerde gayet okuyabilir ben okudum yani. Yalnızca sonradan dönüp TDK veya Gemini vs gibi yerlerden kelimelerin anlamlarına da baktım. Kelime haznem gelişmiş oldu.
Bazı hikayelerde mesaj nesneler üzerinden verilmeye çalışılmış ve bence güzel olmuş. Tek eleştirim 14 hikayedeki 14 ailenin 14'ü de sorunlu. Yani insanın içini bir süre sonra bir karanlık basıyor. Ben sınav haftamda hafif bir kitap okumak istediğim için sınav haftamda başladım o yüzden bir seferde kitabı okumadım ama tek seferde okunabilecek bir kitap. Ancak tek seferde okuyunca içinizin kararma olasılığı çok yüksek. Ben birkaç hikaye üst üste okuyunca üzüldüm, içimi bir kasvet kapladı. Araya 1-2 tane mutlu aile ile ilgili
Türk toplumunda pekçok kadın yazarın yazmaya cesaret edemeyeceği ölçüde cesur ayrıntılar içeren, erkek bakış açısından anlatılan, ortak teması yabancılaşma olan üç melankolik öyküden oluşan bir kitap.
1. “Türkan Hanımın Ölümü”: Eşsiz kişiliği ve keyifli sofraları ile ün salmış Türkan Hanımı eşlerinden, genç sevgilisinden, çocuklarından ve arkadaşlarından dinliyoruz. Parçalı anlatım sayesinde bir insanın farklı bakış açılarında nasıl farklı şekillerde görünebildiğini görüyoruz.
2. “Temmuz, Ağustos, Eylül”: Dul kalmış orta yaşlardaki Edibe Hanım ile genç bir oyuncu olan Turhan’ın hikayesi. Tutku, yalnızlık ve zamanın insan üzerindeki ağırlığı bu öyküde incelikle işleniyor.
3. “Kış Yolculuğu”: Eski bir siyasi mahkumun eşi, çocukları ve metresi ile kurduğu yaşamından uzaklaşıp çocukluğunun geçtiği yere yolculuğuyla ilerleyen bir varoluş hikayesi. Tabut yapmayı reddeden marangoz babasının aksine; cenazelere çelenk yapmaktan para kazanan bir oğul oluşunun farkındalığı ile yaşadığı içsel tezatlığa ve daha birçok şeye dikkat çeken bir hikaye.
Selçuk Baran, hukuk mezunu bir kadın yazar ve çevirmen. Almanya’da yüksek lisansa başlamış ama yazma aşkı yüzünden yarım bırakıp Türkiye’ye geri dönmüş. Ancak sonrasında yazdıklarını beğenmeyip 30 yıllık yazma serüvenini kendi isteğiyle noktalamış (Kafka’nın reenkarnasyonla vücut bulmuş hali olabilir misin acaba?). Aslında ben Selçuk Baran’ın kaleminde Sait Faik Abasıyanık’ın olaydan ziyade duruma yoğunlaşan, içe dönük ve insan ruhunun kırılganlıklarını yakalayan üslubunu hatırladım. Zaten 1978 yılında “Sait Faik Hikaye Armağanı” ödülünü kazanmış. Ayrıca 1972 TDK Öykü Ödülü, 1979 Milliyet Roman Yarışmasında mansiyon ödülü de almış. Bir santçıyla gerçekleştirdiği aldatma sonucu boşanma ile gerçekleşen otuz yıllık bir evlilik hayatı.
Kış YolculuğuSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 2020592 okunma
İMLÂ KURALLARI
İmlâ kuralları anarşist oluyor seni yazarken;
Kuralsız, itaatsiz, âsi, devrimci,
Adına özel olduğu için değil,
Sen olduğun için büyük harfle başlıyorum.
Diğer harflerden farkın olsun diye.
Ve hep tırnak içerisinde yazmak zorundayım,
Bitirip de bir nokta koyamıyorum,
İlla bir bağlaçla bağlanıyorum.
Mevcut harfler yetmiyor, yeni harfler arıyorum.
O kadar teksin ki yazımda
iki "v"yi yan yana getirip "w"yi kullanmıyorum.
Yabancılaşmandan korkuyorum.
Seni anlatmaya başlayınca yetmiyor virgüller,
Noktalı virgülle farklı özelliklerine geçiyorum.
"Ki" bağlayıcıyla kendimden bahsetsem de,
Akışı bozuyor diye vaz geçiyorum.
Parantez içerisine hapsolan kelimeleri
Üç noktayla azat ediyorum…
Köşeli parantezi kişilik anlatımında kullanıyorum.
İsmin diğer halleri umurumda değil,
"Sen hâli" yetiyor bana.
Tam bir açıklama yapacağım, iki nokta koyuyorum,
Olmaz diyor birileri: Yazım kuralları.
Birleşik yazılan "veya", "birçok" kadar olamadık.
Ne kadar dipnot birikti bir bilsen,
İçindekiler önemliymiş içerik için.
Zahmet edip sayfaları karıştırmıyorlar.
Yanlış kaynaktan besleniyormuşum,
Öyle diyor Eyüplü Hoca.