• 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10·
    "Sözcükler yapraklar gibidir; onların çok bulunduğu yerde, anlam meyvesi pek fazla bulunmaz."

    Bir distopya okuyucusu olarak okuduğum kitaplar arasında haklı yeri tahsis edeceğim bir eser...

    Çok ciddi bir inceleme olmayacak bu. Yukarıda alıntıladığım cümle dışında da kitaptan alıntı yapmayacağım.

    Fahrenheit 451'in ne olduğunu kitabı açar açmaz öğreneceksiniz. Bunu burada söyleyip o anki atmosferi bozmanın manası yok sanırım.

    Ben, daha çok eserin alegorik tarafına değinmek istiyorum. Kendi kendime belirlediğim birkaç başlıkla belki de kitabı okuyanlar ya da okuyacaklar için bir bakış açısı sağlamış olurum.

    1-İtfaiye: Kitabı okumaya başladıktan sonra zıtlıklar üzerine kurulu bir dünyada buluyorsunuz kendinizi. Karı - koca eşleşmesinin iki yabancıdan öteye gidemediği gibi yangın söndürmesi gereken kamu organının yangın çıkartması şaşırtıcı gelecektir. Fakat burada yazarımızın da kitabın sonunda belirttiği gibi korkaklık baş göstermiş olsa da aslında korkak olduğunu sanan insanların bir yerlerde en cesur duyguları beslediğini gösterir.

    Toplum içinde organik görevini yerine getirmekle yükümlü kuruluşlar yahut kuruluş içindeki kişiler, tamamen o görevin zıddını ifa etmeye adanmış gibi. Yangın söndürmesi gereken itfaiye, aksi yönde yangın çıkarmaya evrilmiş. Fakat bu dünyada kavramlar daha gerçekçi. En azından yangın söndüreceklerini iddia etmeden yangın çıkarma organı olduklarını kabul ediyorlar.

    2-Kitaplar: Kitap nedir? Kitap, kapak arasına boca edilmiş mürekkebin oluşturduğu bir icat mıdır? Teoride öyledir belki. Nitekim tanımlar, muhtevayı tam olarak yansıtamaz. Bu yüzden insan, bir uzvu gibi kullandığı kelimelerin tanımı yapmakta hep zayıf kalmıştır.

    TDK'ye göre kitap: Ciltli ve ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü...

    Ama size göre kitap?..
    Kitap seyahatten başka bir şey olmayan yaşamda en iyi silahtır. (Montaigne) Ya buna ne demeli?
    Bir birikim, karanlık bir yolda fener, yaşanmamış fakat yaşanacak kadar uyarıcı... Birçok çeşidi varken aslında kötüsü yoktur kitabın. Herkesçe bir okuru vardır. Herkese hitap etmese de insana hitap eder.

    Burada neden insanları yakmayı düşünmedi yazar? Belki de kitapları yakmak, insanı yakmaktan daha adice idi. Nitekim insanları öldürmeyen fakat köylerine okul yaptırmayan zamane ağaların yöntemi çokça tutmuştur.

    3-Hız: 79'da bitmesine rağmen anlatılan hız, bir nevi bugünkü dünyayı tasvir eder. İnsanların ulaşmak istedikleri yere çok rahat bir şekilde ulaştığı, trene ihtiyaç duyulmadığı, TV'lerde komşu ziyaretleri yapıldığı bir dünya... 3 boyutlu fakat sanal bir dünya... İşte, bu dünya hakkında J.B'nin İmkansız Takas kitabını tavsiye ederim. (Felsefeye meraklı olanlar için.)

    4-Montag-Gerçek İnsan: Montag, başkahramandır. Gerçek insandır. Ot gibi yaşayan ve dayatmalara ses çıkarmayan insanlığın timsalidir. Aslında kitapları yakan tarafta, itfaiyede, bulunan Montag, bir süre sonra bunun yanlış olduğunu hisseder. Belki çok önceleri bunun yanlış olduğunu biliyordu. Çünkü tavan arasında sakladığı kitapları, eyleme geçmeden önceki zamandan kalmaydı. Ta ki o geceye kadar...

    Peki, Montag'ı uyandıran ne oldu? Bir iğne mi yapıldı da uyandı bu adam? İnsan ne zaman uyanır? Ya da ateş ne zaman büyür ve kocaman bir alev topuna döner?
    Bir kıvılcım...
    Kıvılcım, var olan ateş potansiyelini ortaya çıkarmak adına sadece bir anahtar görevi üstlenir. Oradaki yanma potansiyeli mevcuttur aslında. Kuru otlar, gaz yağları, petrol... Sadece bir kıvılcımla hepten yanmaya başlar. İnsanın içinde korkuyla sakladığı ve daha çok bilinçaltı denen yörede barındırdığı duygular da yanma potansiyeli taşıyan nesneler gibidir. Sadece doğru bir kıvılcıma ihtiyaçları vardır. Ve doğru zamanda, doğru yerde en ufak bir kıvılcımla alev topuna dönerler.
    Uysal, yönlendirilen Montag'ın tutuşup kocaman bir alev topuna dönüşmesi gibi.

    Komiktir ki Montag, Faber'ın kulaklığını düşürüp ardından Beaty'nin de yokluğuna rağmen kendi zihninde kurguladığı düşünceleri bir başkasının yönlendirmesiymiş gibi tekrarlaması insanı anlatır bize.

    "Sağa dön, hadi!
    Şimdi kalk, nehirden çık!"

    Bu gibi cümlelerle sanki bir yönlendirmeye ihtiyaç duyar gibi kendine başkasının ağzından emirler vererek eylemde bulunuyor. İnsan bu değil midir? Haklılığını kanıtlamak adına sürekli toplumda onaylanma aşkıyla tutuşmaz mı? Bugün sosyal medyada hepimizin mümessil bellediğimiz profillerimiz mevcut. Fotoğraflarımız yahut gönderilerimiz ne kadar beğeni alıyorsa o kadar mutluyuzdur. Bir onaylanma, ait olma ihtiyacı...
    Montag(insan). ne kadar doğru bir şey yaptığına inanıyorsa da bir onay gereksinimi duymaktadır.

    Ve son olarak...
    5-Yazar: Son Söz'de kendini o kadar iyi tanımlıyor ki... "...ben aslında hepsiyim. Montag, benim; Beaty, benim; Faber, benim..." tarzında cümleleriyle kitabı yazma sürecini anlatıyor.

    Kitaptaki hikaye ile birlikte kitabın yazılış hikayesi de bir o kadar ilgi çekici. Birkaç sefer ad değiştirmesi, küçük bir rastlantı sonucu kitap yazmaya karar vermesi ve ardından yazdığı kitabı satın alan kişi...

    Okuyun, ilginizi çekecek ve ufkunuzu genişletecektir. Kitapları yakan bir kitabı okuyun ki bir daha kitaplar yanmasın diye dua edesiniz.
  • 296 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Ulu Önder’imizin bize bıraktığı belkide en güzel miraslardan biri olan bu söylevi, ince ince idrak ederek ve içimdeki yogun vatan sevgisiyle harmanlayarak okudum. Dilimizi böylesine güzel kullanan başka kim vardır? O dönemin şartlarını birincil kaynaktan öğrenmemizi sağlayan bu eser bizlere Atamızdan yadigar.Her Türk gencinin kesinlikle ve kesinlikle okuması gereken bu kitap tarihimizi, yaşanan olayları tüm gerçekliğiyle yansıtmakta.Bize düşen, bu görevi layığıyla yerine getirmekk!
    Dipnot: 2 ciltlik olanı yani TDK yayınlarından olan Nutuğu okumanızı tavsiye ederim..
  • 240 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    "ATATÜRK,İlk Türklerin Mu kıtasında yaşadıklarını,bu kıtanın yok olması ve buradaki insanların Asya'nın batısına göç etmesiyle Türklerin ilk defa Asya kıtasına ayak basmış olduklarına inanırdı.Işte bu sebeple Tahsin MAYATEPEK'i Meksika'ya Büyükelçi olarak yollamış ve Mu kıtasıyla ilgili çok geniş çalışmalarda bulunmasını istemişti.1935 1936 yılları arasında bu çalışmaları yapan Mayatepek ATATÜRK'e muntazam bilgiler yollamıştır.(...)ATATÜRK Türk Tarih Tezi'nin Mu kıtasıyla ilgili bölümü hakkında çok iddialı düşünceler üretmiştir.Çünkü tarih hep Türklerin Orta Asya'da doğup oradan batıya yayıldıklarını yazmıştır, ama o Türklerin kesinlikle Orta Asya'dan önce başka bir yerde yaşadıklarını savunuyordu.Savunduğu da Mu kıtası batmadan önce Türklerin bu kıtada yaşamış oluşumlarıydı."
    1930 lu yıllarda ATATÜRK'ÜN YAPTIRMIŞ OLDUĞU TDK TTK GİBİ KURMUŞ OLDUĞU KURUMLAR İLE TÜRK TARİHİNİN TÜRK DİLİNİN ORTA ASYANIN DAHA ESKİLERİNE DAYANDIĞINI ARAŞTIRMIŞ VE TÜRK DİLİNİN TÜRK TARİHİNİN NE DENLİ ESKİ VE KÖKLÜ OLDUĞUNU ORTAYA DÖKMÜŞTÜR.ATATÜRK VEFAT ETTİKTEN SONRA ATATÜRK'ÜN YAPTIRMIŞ OLDUĞU BAZI FALİYETLER YARIM KALMIŞ...
    ATATÜRK 5 10 SENE DAHA YAŞAMIŞ OLSAYDI BU ÜLKE ÇOK FARKLI YERLERDE OLURDU.
  • Yeni kelime buldum: muhtereşem
    Muhteşem ve muhterem insanlara deniyor.
    Hemen tdk yi aradım saat 8-17.30 arası hizmet veriyorlarmış
  • Miladi 1401, Eski Anadolu Türkçesiyle ilk Kur’an tercümesi (Fatiha suresi):
    "Başladum adıyla Tanrı Ta’âlâ’nun ki rızk vericidür ve rahmet edicidür. Şükr cemi âlemleri yaradan Tanrı’ya ki rızk vericidür rahmet edicidür. Din gününün padişahı sana taparuz ve dahı sana sığınıruz. Göster bize hidayet tevfikile doğru yolı yolını ol kimselerün ki ni’met verdün. Kakılmışlardan degüllerden ki Yehudiler azgunlardan degüller ki Nasraniler.”
    •Kaynak: Murat Küçük, Eski Anadolu Türkçesi Dönemine Ait Satır Arası İlk Kur'an Tercümesi, TDK yayınları, 87.