• Unutmayın! "şey" hiçbir şeyle birleşmez! Ne bir şey, ne hiçbir şey, ne de her şey! TDK
  • “Ah... ün/. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır”
    Diyor TDK.

    Madak ne diyor peki?

    -AH’lat diyor, ağaç diyor.

    “Ahlat ahların ağacıydı,
    Yaşlanmaya başlayanların,
    İtiraf edilememiş aşkların,
    Evde kalmış kızların.
    Ahlat ahların ağacıydı,
    Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
    Öyleydi işte.”


    “Sesimin tonunu emanet ettiğim
    AHLAT AGACINA...”


    Henüz 13 yaşındayken kaybeder annesini ve böyle başlar Madağın zorlu günleri.
    Anne kokuyor şiirleri, özlem kokuyor..
    Teyzesinin hediye ettiği defter ve dergilerle başladı her şey!
    Nasıl da içerleniyorum genç yaşta gidenlere!
    Üç kitabını bıraktı ardından.
    Üç kitap dediğime bakmayın ben bir kitabını okudum.
    Bir kitap dediğime de bakmayın!
    Hayata bıraktığı Ahlarını okudum Madağın..
    O en zor dönemlerde çektiği acıları bırakmış satırlara.

    *Ahlaşmış Madak*

    Hepimizin Ah’ı olmuştur.
    Eşe, dosta, anneye,babaya, aşka, hayata, dünyaya,görmüşlüklere,geçmişe belki geleceğe de!

    -Olanlar oldu Tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

    Şiirleri okurken aklımdan Madağın kendi hayatını anlattığını düşündüm hep.
    Hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan sonra.

    KendimeDipnot:İyice araştır!

    Şiir okumaya bu kadar uzak olmama rağmen Ahlarla, yaşlarla, Madağın mutsuzluğunu bıraktığı satırları bir solukta okudum.

    Annesinin kaderini yaşamış Madak genç yaşta kanserden kaybetmiş hayatını.

    Ve kızına bıraktığı mektupta demiş ki;
    “Canım kızım, cehaletimden şair oldum..
    Annesizlikten.
    Sen sakın şair olma!”

    Aslında bu sözleri yeterdi Madağı anlamaya..

    Mutsuzluğu saklı şiirlerinde.
    O kadar mutsuzmuş ki..
    Annesizlikten diyor, sessizlikten annesizlik, annesizlikten sessizlik, annesiz sessizlik
    Ve Ah diyor her nefeste yaşadığı her anda.

    Ve durmadan davet ediyor İç Sesini Ahlat Ağacına.

    -İç ses, diye söylendim.
    Gel!
    Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

    Ve ezmek ister! Son vermek ister Ahlarına!

    “Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim:
    A
    H!”

    Yine devam eder Ahları yine yine ah eder Tanrı’ya, şiirlere, çaresizliğine,saymakla bitmeyecek kederlerine.

    Kitap bana annemi çok düşündürdü ve Madağın hayatı da..

    https://youtu.be/FhyCXUT_5as

    Herkese keyifli okumalar.
  • Dilinin ağır olması diye başlayan cümlelere ifrit oluyorum. Kelime dağarcığı az diye karşılaştığı kitapların lugati mevcudatının fazla olmasına tahammülü olmayan bir insanı tedai ediyor. Elinize TDK'nin Büyük Türkçe Kamusunu alıp bir bakınız efendiler, hanımefendiler. Dünya ve bittabi edebiyat sizin tahayyülünüzün üzerinde fevkaladeliklere maliktir. 100 kelime ile aksettirilemez. Benim bilgi birikimim bu kitabı okumaya yetmedi demek, bu kitabın da dili ağırmış demekten bence daha esaslı ve hakkaniyetli olur.
  • AZ kitabının bu incelemesi, Hakan Günday'ın https://www.youtube.com/watch?v=ew_2sZSzzGs söyleşisinin 29:19. saniyesinde sorduğum "Türünüz yeraltı edebiyatı değilse, yaptığınız nedir?" sorusuna yine kendisinin "Türkçe macera romanları yazıyorum." cevabına bir eleştiri niteliğinde yazılmıştır.

    Macera kelimesinin tanımına bakalım ilk olarak TDK'dan: "Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri." İşte, burada ayrılıyor görüşlerimiz senle Hakan Abi.

    Kızlarını satan insanlardan 11 yaşında evlendirilen kız çocuklarına,
    Sadomazoculardan tarikatlerin kendi içlerinde çevirdiği işlere,
    Eroin bağımlılığından mezarcı çocukların çektiği çilelere,
    Trainspotting esintilerinden Requiem for a Dream filmi göndermelerine,
    Oğuz Atay'la ilgili bahsedilen bütün bu atıflara kadar bunların hiçbiri ilginç değil çünkü. Bunların hepsi aslında hayatın ta kendisi olan, sadece göz önünde olmayan gerçekleri... Sadece biz, yani bütün bu eylemlerin faili olan insanlar, bu gerçekleri göz ardı etmeye çalışırız. Yeraltı edebiyatı da tam olarak bu duymak, görmek, yaşamak istemediğiniz olguları size tattırandır. Onun için bu bir macera kitabı değildir sayın Günday.

    Derdâ'nın, içinde doğup doğmamayı seçemediği Yatırca Köyü, kendi isteğinin dışında hiç tanımadığı birilerine satılması, birileriyle evlendirilmesi, cinsel tercihleri ve tarikatler arasında sıkışıp kalması, uyuşturucu bağımlılığı ve kafasını kazıtması gibi olaylar benim için ilginç kelimesi yerine hayatın tam da içinden olan gerçeklerdir.

    Derda'nın mezarlık sulama işiyle büyüyüp Oğuz Atay tutkusuyla birlikte bir Tourette sendromlusuna dönüşen halleri de aynı şekilde ilginç değildir. Çünkü ilginç kelimesi de TDK tarafından "İlgi uyandıran, ilgi ve dikkat çekici olan." olarak tanımlanmıştır. Fakat Derda ise tam tersine Oğuz Atay'ın kimsede ilgi uyandırmayan ölümünü kendine bir intikam idi olarak edinmiştir.

    Kimse mezarlık sulayan çocukları ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
    Kimse kızların istekleri dışında satılıp evlendirilmesini ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
    Kimse cinsel tercihleriyle tarikat arasında kalmış bir kadının halini ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
    Bizim için ilginç olan, ilgi uyandıran şey kadınların aşağılanması, hor görülmesi, değersizleştirilmesi,
    yoksul çocukların umursanmaması, dediklerinin anlaşılmak istenmemesi değildir. Şiddetin meşrulaştırılmasıdır. Siyasi karışıklıktır, futbol maçlarında bir futbolcunun küfrüdür. Bizim için ilginç olan şey bir gün sabah gözlerimizi açtığımızda Twitter'daki ya da Instagram'daki gönderimizin beklediğimizden daha çok bildirim almasıdır, bu kadar ilginç varlıklarızdır işte biz.

    Az kelimesi, Günday'ın da dediği gibi ne kadar küçücük bir kelime olarak gözükse de, aralarında koca bir alfabenin olduğu, birisine söylemek isteyip de yazamadığımız bütün cümleleri kapsayan, başlangıç ile son arafında kalmış bir kelime.

    2 puanı romanın bazı yerlerinin önüne geçmiş tesadüflüklerden dolayı kırdım. Bu kadar gerçekçiliğin üstüne bu kadar tesadüfün olması beklenemez. Gerçek hayat, tesadüflere yer vermeyecek kadar gerçektir, acıdır.
  • "Kesin buyruk bir tanedir, hem de şudur: ancak aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun."
    Immanuel Kant

    [Maksim:
    Ahlak İlkesi, TDK;
    Öznel İlke, ABDULLAH KAYGI s.10]
  • Cengiz Dağcı'nın 1958-1959 yılları arasında kaleme aldığı Moğolların önderi Cengiz Han'ın hayatını anlatan bir roman. Cengiz Han'ın diğer adıyla Temuçin'in hayatını anlatan roman, babası Yesügey Bahadır'ın hükümdarlığından başlayarak Cengiz Han'ın zorluklarla geçen yaşantısından bir kesit sunuyor okurlara.
    *** Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, sürprizbozan) içerir. Kitabı henüz okumayanlar bu kısmı atlayarak bundan sonraki bölümü okusun lütfen.
    -----------------------------------------------------------------
    Kitap Cengiz Han'ın babası Yesügey Bahadır'ın hayatından bölümlerle başlıyor. Yesügey Bahadır Ak Tatarların önderi Temuçin Üge'yi esir alır ve kendi topraklarına getirir. Kendi ordasına geldiği sırada hanımı Yulun Eke'nin doğum yaptığını öğrenir Yesügey Bahadır. Bebek elinde kanlı bir bezle doğmuştur. Oğlunun adını Temuçin koyar. Şamanlara göre bu çocuk ilerde Moğol topraklarına hükümdar olacaktır. Çocuğu olduğunu öğrenen Yesügey Bahadır bu mutlu haber üzerine Temuçin Üge'yi serbest bırakır, kendi ülkesine dönmesini emreder. Yesügey Bahadır'ın hanımı Yulun Eke, Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'nin hatunudur. Ancak Yesügey Bahadır, Yulun Eke'yi kaçırmış kendi hatunu yapmıştır. Moğol ulusu Yulun Eke'ye çok değer verdiğinden ona 'Bulut Ana' denmektedir.
    Ak Tatar ulusundan Kargun Batır, oğulları Birge ve Kaltugay ile beraber Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'den yardım ister. Yesügey'in Temuçin Üge'nin ordasını bastığını, onu alıkoyduğunu, düşmanın ortak olduğunu söyler. Ancak Yesügey Bahadır'ın gücünün farkında olan Merkit önderi, savaşçı andaları Tukta Beyci ve Haata kabilesi önderi Hatay Darmala'yla konuştuktan sonra kendisinden zaman ister ve ona sabırlı olmasını söyler. Tukta Beyci, Çılaydı'ya on - on beş yıl beklemesi gerektiğini, yıllar sonra Yesügey'in gelinini kaçırarak ondan intikam alacağını söyler.
    Temuçin'in, Kasar, (anneleri farklı olan) Bektar ve Belgütay adında kardeşleri vardır. Kardeşlerinden Bektar, Temuçin'e düşmanlık beslemektedir. Bu durumun farkında olan Temuçin babasına durumu fark ettirmemektedir. Temuçin'in amacı bir gün Moğol uluslarını birleştirmektir.
    Temuçin 13'üne bastığında Yesügey Bahadır, Temuçin'i evlendirmek için eş aramaya koyulur. Kendi ulusundan biriyle evlendirmeye niyeti yoktur Yesugey'in. Çünkü Moğol ulusu kurt postu giydiklerinden kötü kokmaktadır. Yanına oğullarını alıp yola koyulurlar atlarıyla. Ungır Ordasından Dai Seçen'le karşılaşırlar. Dai Seçen karşısına çıkan Yesügey'in oğluna eş aradığını öğrenince kızını Temuçin'e vermek ister. Dai Seçen onları misafir etmek ister. Kendi çadırına götürürken Ak Tatarlarla karşılaşırlar. Tatarlar onları coşkuyla karşılar ve çadırlarında ağırlarlar. Yesügey başta şüphelense de Dai Seçen'den ötürü kendisine zarar gelmemiştir. Dai Seçen daha sonra onları kendi çadırına götürü ve kızı Bortay'la tanıştırır. Yesügey ufak tefek ancak güzel olan bu kızı beğenir. Temuçin'in kızı daha iyi tanıması için oğlunu orada bırakır ve oğullarıyla birlikte kendi topraklarına geri döner. Geri dönüş yolunda Ak Tatarlar Yesügey'i kendi çadırlarına davet ederler ve Yesügey'i zehirlerler. Haberi alan Temuçin ordaya geri döner. Babasının öldüğünü öğrenir. Orda başsız kalır. Taycuutların önderi Targutay Kurulduk bu durumdan faydalanarak Moğolları kendi tarafına çeker. Kendini Moğolların önderi ilan eder. Moğollar onun saflarına katılır. Temuçin ve ailesi yalnız bırakılır. Dağılan Moğol uluslarını bir araya getirmek hayalinde olan Temuçin'i yalnız bırakılmak üzer. Moğolları tekrar kendisine tabi etmek ister ancak bunun ilk yolunun kendi çadırını yola koymak olduğunun farkındadır. Kardeşi Kasar'a birlikte bir gün kendilerine düşmanlık eden Bektar'ı öldürürler. Bunu öğrenen Yulun Eke çok üzülür. Bektar'ın ölümünden sonra Belgütay, Temuçin ve Kasar'la dost olur. Ordaları yavaş yavaş büyür. Ordaya yeni yeni atlar katılır. Bir gece Temuçin'in çadırına yüzü gizli biri gelir. Targutay Kurulduk'un çadırına doğru geldiğini haber verir. Kaçmasını söyler. Targutay Kurulduk, Temuçin'i gelişmesinin önünde engel olarak görmektedir. Onu ortadan kaldırmak ister. Temuçin kaçar. Ormanda gizlendiği bir sırada tuzağa düşer. Esir edilir. Boyunduruk takılır boynuna. Targutay Kurulduk'un ordasındaki meydanda boynunda boyunduruk yatarken Moğol bir ana gelir omuzbaşlarına bez koyarak yaralarını sarar, ona et verir. Targutay'ın ordasında misafir olan Yesügey'in eski dostu Sorgan Şira'nın ona yardım edeceğini söyler. Dediği gibi de olur. Temuçin'in başına bir çocuk koyarlar ona göz kulak olması için. Temuçin bir yolunu bulur, çocuğu öldürür ve kaçar. Targutay'ın emrindekiler her yerde onu arar. Temuçin Onon Nehri'ne girerek saklanır. Targutay'ın adamları onu bulamaz ve geri dönerler. Temuçin, gece vakti Sorgan Şira'nın çadırına gider ve yardım ister. Sorgan Şira ona yardım eder. Oğulları Çıla ve Çınba yün dolu bir at arabasıyla yola çıkar. Arabanın içinde yünlerin altında Temuçin yatmaktadır. Yolda Targutay'ın savaşçılarıyla karşılaşırlar. Dayılarının Targutay Kurulduk'un andası Dodo Kıray'ın yanında olduğunu, arabanın arkasındaki atın ona ait olduğunu atı ve yünü ona götüreceklerini söylerler ve onları atlatırlar. Bir müddet gittikten sonra yedekteki atı da Temuçin'e vererek ayrılırlar. Temuçin kendi çadırlarının bulunduğu yere Burhan Kaldun Dağı'na gider. Ailesini bulur. Ailesi Temuçin'in döndüğüne inanamaz. Temuçin, dağın yakınında bulunan Gölyalgu'ya taşınmaya karar verir. İki gün sonra da taşınırlar. İki hafta sonra Targutay'in ordasından kaçanlar Temuçin'in çadırlarına katılır. Yulun Eke'ye Temuçin'in Targutay'ın elinden kurtulduğu haberini getirir. Ancak karşılarında Temuçin'i görünce şaşırırlar. Yesügey'in eski demir ustası olan Çalmay da bir gün Temuçin'in çadırlarına katılır. İyice genişler Temuçin'in ordası.
    Günlerden bir gün Temuçin'in ordasındaki sekiz at çalınır. Kasar, Taycuutların çaldığını söyler. Temuçin atına atlar ve peşlerine düşer. Birkaç gün sonra azığı güçsüz düşer. Temuçin ne yapacağını bilememektedir. O sırada ormanın ötesindeki geniş otlakta bir gençle karşılaşır, tanışırlar. Gencin Nuhu Boyan'ın oğlu Bogurçı olduğunu öğrenir. Bogurçı, Temuçin'in başına gelenleri öğrenince ona yardım etmek ister. Atların izine ulaşırlar ve atları kaçırmayı başarırlar. Ancak Taycuutlar peşlerine düşer. Kovalamaca esnasında Bogurçı Taycuutlardan bir kişiyi okla vurur. Böylece ardındakileri yavaşlatır. Nuhu Boyan'ın çadırına yol alırlar. Nuhu Boyan, Bogurçı'nın haber vermeden ortadan kaybolmasına kızsa da olanı biteni anladıktan sonra oğlunu Temuçin'in ordasına onun hizmetine gönderir. Temuçin'in ordasına yol alırken muazzam bir manzarayla karşılaşırlar. Moğollar Temuçin'in ordasına geri dönmüştür. Moğollar'ın Temuçin'in ordasına dönmeleri için çabalayan savaşçılara öğüt veren yüzü saklı bir savaşçı vardır. Artık iki yüz çadırlık olmuştur orda. Temuçin bundan sonra Bortay'ı almak istemiştir. Annesi Yulun Eke'ye bu fikrinden bahseder ve yola koyulur. Bortay'ı alır ve evlenirler. Ungırlar da Temuçin'in Targutay'dan kurtulduğunu görünce Temuçin'in ordasına katılır. Temuçin'in ordasında olan gençler rehavete kapılır günlerini günlük güneşlik rahat rahat geçirirler. Günlerden bir gün Merkitlerin önderi Tukta Beyci, Temuçin'in ordasını basar, ortalığı birbirine katar. Yıllar önce verdiği sözü tutar ve Bortay'ı kaçırır. Çılaydı'nın kardeşi Çilger'e verir. Bunun ardından Temuçin, Togrul Han'ın ordasına gidip ondan yardım ister. Togrul Han gönülsüz de olsa yardım eder. Togrul Han adamlarına emir verir. Soğuk bir kış günü Merkit çadırlarının kuzeyinden saldırırlar. Merkit çadırlarında genç - yaşlı, kadın - erkek demeden öldürürler. Bortay'ı kurtarırlar. Bortay hamiledir. Temuçin, Bortay, Çilger'in ordasına geleli altı ay olduğu için çocuğun kimden olduğu bilinmeyeceğinden çocuk erkek olarak dünyaya gelirse adının Moğolca'da kim olduğu bilinmeyen anlamında Cuçi konmasını ister. Kitabın sonlarında Togrul Han'ın adamlarından Yamuga, Temuçin'in yanına gelerek Udutların barış istediğini söyler. Temuçin ise suçluların yok edilmeden bu topraklara barış gelemeyeceğini söyleyerek onları öldürmelerini söyler. Kitabın sonunda Kaltugay'ın iç konuşmasından Temuçin'in çadırına gelerek Targutay'ın peşinde olduğunu kaçmasını söyleyen Moğolları Temuçin'in saflarına katılması için uyaran yüzlü gizli kişinin olduğu anlaşılır. Bunların ardından üç gün sonra hayatta kalan Udutlarla beraber Temuçin kendi ordasına doğru yol alır. Kitap böylelikle sona erer.
    -----------------------------------------------------------------
    Yukarıda kitabın özeti var. Çok keyifle okuduğum bir kitaptı. Tarihi kurgu romanıdır Genç Temuçin. Salt bilgi ağırlıklı kitap okumaktan zevk almayanlar için ideal. Tarihi hikayeleştirerek anlatmış Cengiz Dağcı. Kitabın arka yüzünde Cengiz Han'ın Cengiz Han olmadan 'önceki' badireli hayatını konu alıyor denmiş. Evet, tam da öyle bir kitap. Cengiz Dağcı bu kitabını Ruslar tarafından asla bahsedilmeyen Tatar tarihini araştırması sonucu karşısına çıkan sınırlı sayıdaki kaynakta ve edindiği bilgiler neticesinde kaleme almış. Genç Temuçin, Cengiz Dağcı'nın ilk ve tek tarihi romanı. Esasında devam kitabı olsaymış güzel olurmuş diye düşündüm. Bu kitapta Temuçin'i okuduk. Başka bir kitapta da Cengiz Han'ı okurduk. Oldukça sürükleyici bir kitaptı benim için. İlk başta yavaş ilerlese de sonradan hız kazandı ve merakla okudum. Öncesinde de Cengiz Han hakkında bilgi edinmek için ünlü tarihçi Zeki Velidi Togan'ın Çengiz Han adlı altmış altı sayfalık kitabını okudum. İki kitaptaki bilgilerde örtüşen kısımlar mevcuttu. Kitapta dikkatimi çeken kısımlardan biri yazım hatalarının düzeltilmemesiydi. Cengiz Dağcı Türkiye Türkçesinde yazarken yanlış yazmış olabilir ya da kaleme aldığı dönemde bazı kelimelerin yazımı TDK'de yazdığı şekliyle belirtilmiş de olabilir. Ancak günümüzde ayrı yazılan kelimeler var. Onlar düzeltilmemiş (kitabın baskısı yeni olduğu için rahat söylüyorum bunları). Bir de kitapta dikkatimi çeken bir nokta var. Sayfa 264'te Tukta Beyci Temuçin'in hatunuyla konuşurken on beş yıl önce Yesügey, Çılaydı Eke'nin hatunu Yulun Eke'yi çaldığı gibi diyerek söze başlıyor. Yalnız burada bir hata varmış gibi geldi, belki de ben mi yanlış hatırladım bilemiyorum. Temuçin13 - 14 yaşlarındayken Yesügey ve oğulları ona hatun bulmak için yollara düşüyorlar. Bortay'ı buluyorlar. Ancak talihsizlikler sonucu evlenemeden Temuçin ordaya geri dönüyor. Kitapta adı geçen olayların ardından dört yıl sonra Bortay'la evleniyor Temuçin. Yani Yulun Eke kaçırıldıktan yaklaşık en az 17 -18 yıl sonra Tukta Beyci sözünü yerine getiriyor. Burada bi hata söz konusu bence. Aklıma gelmişken yazmak istedim. Kitabı okurken haritadan yararlandım, böylece olay örgüsünü daha net kavrayabildiğimi düşünüyorum. Keyifle okuduğum bir kitaptı, devam kitabı olmasını çok isterdim. Cengiz Han'ın hayatını roman türünde anlatan kitaplar biliyorsanız önerilerinizi beklerim. İncelemenin altına yazabilirsiniz. Kitabı tavsiye eder, keyifle okumalar dilerim.