Adem ve Havva Günlükleri
10/10
·96 syf.··
2026 52. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 15:53
Mark Twain’in kalemini daha önce de sevmiştim ama bu kitapta ona bir kez daha hayran kaldım. Çünkü o, okurunu kahkahalarla güldürürken bir sonraki satırda hiç fark ettirmeden kalbinin en hassas yerine dokunmayı başarıyor. Mizahı hiçbir zaman gösterişli ya da kaba değil; ince, zarif ve zekice. Tam da bu yüzden okurken sık sık gülümsedim, bazen de aynı gülümsemenin içinde buruk bir hüzün yakaladım. Kitabın en sevdiğim yanı ise Âdem ile Havva’nın dünyaya çocuk saflığıyla bakmalarıydı. Acıyı bilmeyen, ölümü tanımayan, doğruyla yanlışı ayıracak “ahlak duygusuna” henüz sahip olmayan iki insan… Ölümü uzun bir uyku sandıkları bölümler hem yüreğimi burktu hem de tarifsiz bir masumiyet taşıyordu. İnsan, ölümün ne olduğunu bilmeyen birinin onu güzel bir uyku gibi karşılamasına üzülmeden edemiyor. Şeytan karakteri de kitabın en etkileyici taraflarından biriydi. İlk bakışta alışılagelmiş kötücül figürden çok uzak; aksine sorgulayan, açıklayan, kimi zaman alay eden ama çoğu zaman da yol göstermeye çalışan bir bilge gibi duruyor. Havva’ya acıyı, ölümü, ahlakı ve insan olmanın ağırlığını anlatmaya çalışırken aslında okura da sessizce ders veriyor. Onun sözleriyle yalnızca karakterler değil, biz de düşünmeye başlıyoruz. Mark Twain’in en büyük başarısı bence tam burada yatıyor. En ağır felsefi meseleleri bile didaktikleşmeden, mizahın sıcaklığıyla anlatıyor. Okuru yormuyor; aksine eğlendirirken düşündürüyor. Gülümserken bir anda kendinizi hayat, vicdan, ölüm ve insan doğası üzerine düşünürken buluyorsunuz. İşte Twain’in kaleminde en çok sevdiğim şey de bu oldu: İnce ince eğlendirerek dokunan, okurun ruhuna fark ettirmeden yerleşen o zarif anlatım. Âdem ile Havva’nın Günlükleri benim için yalnızca yaratılış hikâyesinin farklı bir yorumu değil; insan olmanın, öğrenmenin, sevmenin,
Âdem ve Havva'nın GünlükleriMark Twain · Türkiye İşbankası Kültür Yayınları · 20247,1bin okunma
8/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 19:25
Aşk Meleği serisine bu novella ile veda etmek hem çok keyifli hem de biraz hüzünlüydü. Dört kitap boyunca kahkahalarla, romantizmle ve birbirinden renkli karakterlerle dolu bir maceraya eşlik ettikten sonra, onların yıllar sonraki hayatlarını görmek bana adeta eski dostları ziyaret ediyormuşum hissi verdi. Aşk Meleği Aşkına, ana hikâyeden üç yıl sonrasını anlatıyor ve bu nedenle büyük çatışmalardan çok karakterlerin günlük yaşamlarına, aile hayatlarına ve mutluluklarına odaklanıyor. Emelle'in artık hem Patron Aşk Meleği, hem eş hem de anne olarak hayatını dengelemeye çalışmasını okumak oldukça eğlenceliydi. Onun sakarlığı, enerjisi ve bitmek bilmeyen telaşı serinin ilk kitabındaki sıcak atmosferi yeniden hissettirdi. Özellikle yeni Aşk Meleği adaylarını eğitmeye çalışırken yaşadığı komik olaylar yüzümde sürekli bir tebessüm oluşturdu. Serinin en sevdiğim yönlerinden biri her zaman karakter dinamikleri olmuştu. Ronak hâlâ güçlü, koruyucu ve lider ruhlu tavırlarıyla öne çıkarken, sert görünümünün altında ne kadar yumuşak bir kalbe sahip olduğunu görmek çok güzeldi. Evert yine sivri dili ve esprileriyle sahneleri renklendirirken, Sylred'in sakin ve şefkatli yapısı huzur veriyordu. Okot ise her zamanki gibi nazik devimizdi; gücüyle etkileyen ama sevgisini göstermeyi bilen karakterlerden biri olarak kalbimi kazanmaya devam etti. Elbette kitabın gerçek yıldızı yine Emelle'di. Dört farklı karakterle kurduğu ilişkiyi yönetme şekli, onları bazen şaşırtması bazen de parmağında oynatması o kadar eğlenceliydi ki birçok sahnede kahkahalar atmadan duramadım. Raven Kennedy'nin mizah anlayışı bu seride gerçekten parlıyor ve bu novella da bunun en güzel örneklerinden biri olmuş. Kitabın en keyifli yanlarından biri de karakterleri artık ebeveyn olarak görmekti. Bebekler, aile içindeki
Aşk Meleği AşkınaRaven Kennedy · Ren Kitap · 202625 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi
Toprak’ın adını koyduğumuz günden beri doğayı çağrıştıran isimlerin bende ayrı bir yeri var. Yağmur, bulut, çiçek… Bu isimler bana hep yaşamı, umudu ve çocukluğun saflığını hatırlatıyor. O yüzden Yağmur ve Çocuk daha adını görür görmez dikkatimi çekti ve merakla okumaya başladım. Bu kitap, çocuklar için yazılmış şiirlerden oluşuyor. Fakat sayfaları çevirdikçe yalnızca çocuklara seslenmediğini de hissettim. Şiirlerin dili yalın, akıcı ve içten. Çocukların dünyasına onların diliyle yaklaşırken doğayı, sevgiyi, dostluğu ve merhameti de incelikle hissettiriyor. En sevdiğim yanı ise doğanın şiirlerin merkezinde yer alması oldu. Yağmurun, ağaçların, kuşların ve çiçeklerin yalnızca birer doğa unsuru olarak yer almaması, çocukların hayal dünyasını besleyen canlı kahramanlara dönüşmesi çok hoşuma gitti. Şiirler öğüt vermeye çalışmıyor,çocukların kalbine usulca dokunuyor. Çocuk edebiyatında şiire yeterince yer verilmediğini düşünenlerdenim. Bu yüzden böyle kitaplarla karşılaşınca ayrıca mutlu oluyorum. Çocukların küçük yaşta şiirle tanışmasının, kelimelerin ritmini hissetmesinin ve doğaya biraz daha yakından bakmasının ne kadar kıymetli olduğunu hep düşünmüşümdür . O yüzden benim için keyifle okunan, yüzümde tebessüm bırakan sıcacık bir kitap oldu Yağmur ve Çocuk.
Yağmur ve ÇocukCahit Kaya · Bu Yayınevi · 20101 okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Adından dolayı beni kendine çeken bir kitaptı hep. İlkokulda okuyupta tek cümlesini hatırlamadığım bir kitap. O yüzden ben de alıp kitaplığıma ekleyerek tekrar bu kitabı okuma şansı buldum. Adından da anlaşılacağı gibi şeker portakalı ağacı olan ve bu ağaçla konuşabilen yaramaz, zeki ve çok iyi yürekli bir çocuğu anlatıyor. Yazar bu kitabı yazarak kendi hayatından izler de bize gösteriyor bence. Zeze’ nin yaşadığı ortam, ailesini fakirliği, çok kardeşinin olması yazarın hayatıyla aynı. Yazar da öylemiydi küçükken ama Zeze çok yaramaz. Sevdiği insanlara karşı harika bir bağlılığı var. Nefret ettiğinde öldürebilecek kadar öfkeli. Sevdiğinde ise göklere çıkarıyor. Hatta kaybetti mi yataklara düşecek kadar seviyor. Bazı sayfalarını tebessüm ederek okuduğum, bazı sayfalarında ise hüzne kapıldığım harika bir kitaptı. (Kitap Günlüklerim)
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,7bin okunma
Anlatı
8/10
·88 syf.··
2026 29. kitabı
Doktor olan babasını çocukluk anılarında dikkatle gözlemleyen anlatıcı, onun yalnızca mesleğini değil; merhametini, şefkatini ve sessiz fedakarlığını da satırlarına işler. Çocukluk yıllarının taze, buruk ve derin duygularını, babasına duyduğu koşulsuz sevginin ışığında, bir çocuğun duygularıyla. Kitap boyunca anlatılan her hatıra, babanın yüreğinden süzülen bir ışık gibi anlatıcının yaşamını aydınlatır. Geçmişin tozlu raflarında saklı kalan anılar, okura tebessüm hem de derin bir hüzün bırakır. Babasıyla paylaşılan her an, ömür boyu taşınacak kıymetli bir mirasa dönüşür. Büyümenin aslında bir babanın gölgesinde kök salmak olduğu hissettirilir. Eser, yalnızca bir baba ile çocuğu arasındaki bağı anlatmakla kalmaz; sevginin en saf, en karşılıksız ve en sessiz halini de dile getirir. Çünkü baba, kimi zaman fırtınalardan koruyan güvenli bir liman, kimi zaman sıcak bir ekmeğin huzur veren kokusu, kimi zaman da yıllar geçse bile silinmeyen hatıraların en derin izidir. Bu kitap, geçmişin insanı tüketmediğini; aksine, insanı ayakta tutanın kalpte yaşatılan sevgi ve hatıralar olduğunu gösterir. “Asla kimseyi öldürmedi benim babam.” Bütün babaların sessiz sevgisin dilidir. 26.06 Bir okur hanım Birkaç alıntı Alçakgönüllüydü benim babam. Babam kırk üç yaşında öldü. Ben on beş yaşındaydım. Bugun ondan daha yaşlıyım. Güçlüydü benim babam. Herkes onun yüzyıl yaşamak için yaratıldığını söylerdi. Asla kimseyi öldürmedi benim babam. Bir çok insanı ölmekten kurtardı.
Edebiyat
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
Hayda... Keyifle Okuyordum, Neden Böyle Oldu Ki?
Puan vermedi·400 syf.··
2026 52. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:57
Bu ay okuduğum yüksek puanlı romanların birçoğu beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu yüzden okuma listemde sıradaki kitap olan Uzakların Şarkısı'nın puanını görünce ilk hissettiğim şey heyecan değil, "İnşallah yine aynı şeyi yaşamam." düşüncesi oldu. Buna rağmen Kaan Murat Yanık'ın çok övülen bir yazar olması ve hakkında sık sık "İhsan Oktay Anar çizgisinde bir kalem" yorumlarını duymam merakımı canlı tuttu. Ben de yazarı bu romanla tanımaya karar verdim. Romanın ilk dikkatimi çeken tarafı dili oldu. Normalde uzun tasvirler ve yoğun betimlemeler beni hikâyeden uzaklaştırabilir. Fakat burada tam tersi oldu. Atmosferini öyle güzel kuruyor ki kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Evet, belli bir noktadan sonra tekrar eden betimlemeler yorucu olmaya başlıyor ama bu, yazarın kurduğu dünyanın başarısını gölgelemiyor. Bünyamin'in İstanbul'dan Kars'a gidişi de hikâye için doğal bir başlangıç oluşturuyor. Asıl yolculuk ise Zencefil'in (Papağan) hikayeyi anlatmasıyla başlıyor ve roman masalsı bir havaya bürünerek merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Bulunan hikâyenin ana fikrini sevdim. Gülbadem ve Zencefil arasındaki dostluk romanın en güçlü taraflarından biriydi. Gülbadem'in İpek Böceği'ne duyduğu karşılıksız aşk, Gülbadem'in yolculuğu ve aralarındaki ilişki uzun süre boyunca beni hikâyenin içinde tuttu. Özellikle hoşuma giden ayrıntılardan biri de şuydu: Gülbadem, İpek Böceği'ne duyduğu aşk uğruna Zencefil'e "Benimle gel." derken, Zencefil'in Fülfül'e duyduğu aşkı ilk başta göremiyor. Oysa kendisi de aynı duygunun peşinden koşuyor. Zencefil'in "Ben de âşığım." dediği anda bunu fark etmesi bana oldukça dokunaklı geldi. Hikâyenin sonunda ise Zencefil ve Fülfül'ün kaderi yüzümde acı bir tebessüm bırakmadı değil. Ancak yaklaşık üç yüz sayfa boyunca büyük bir merakla takip
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Everest Yayınları · 20174,801 okunma