Yarın Allah'ın huzuruna çıkacağız diye söze başladı derviş... Meczup tebessüm ederek şöyle dedi; "Şimdi kimin huzurundayız ki"
Alıntı
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin ayağını basdın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde ağladın, avuçlarıma döküldü inciler gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam…🫂 Kadınımmmmm… ❤️ Benim en güzel yanım, en huzurlu limanım… Hiç eksilme olur mu? Çünkü sen eksilirsen, içimdeki en güzel şey de eksilir. 🫂 Sana bir iyi, bir de kötü haberim var sevgilim… Önce iyisinden başlayayım; Artık hiçbir sabaha bana küs uyanamayacaksın. Çünkü her gününü sevgimle sarıp sarmalamaya, yüzünde bir tebessüm bırakmaya niyetliyim. Elin yüzünde her yeni gün görmek isterim. Şimdi sıra kötü haberde… Her sabah beni çekmek zorunda kalacaksın. ☺️ seni ne kadar sevdiğimi anlatışımı… beni, her halimle her sabah çekmek zorunda kalacaksın. Yok öyle küs uyanmak🫂 Ama biliyor musun? Ben de her sabah seni sevmeye, sesini özlemeye, gözlerini düşünmeye ve seni kalbimde seve seve taşımaya, gözümü seninle açmaya dua ediyorum🙏 Bu yüzden aslında o kötü haber ikimiz için de en güzel haber olabilir…
Reklam
"Kendinden ödün veren gururunu, bir celladın insafına ipotek eder." Ve başlar çarşılarda o amansız lekelerin satışı, Kumaşlar kirlenir, dualar kirlenir, gökyüzü ufalır. Bir adam ki kendi toprağına yabancı basan ayaklar gibi, Eğilir, eğildikçe göğsündeki o eski mızrak kırılır. Biz ki çeliğin ve imanın koyu kıvamından gelmiştik, Şimdi hangi fiyata fit olduk bu rehin dükkânlarında? Bileklerimizde pranga yokken, ruhumuzu teslim ettik; Karanlık, bir urgan gibi dolanıyor nefesimizin hatlarında. Söyle ey kalbim, hangi meydanda unuttun o dik duruşu? Hangi panayırda harcadın heybendeki o ağır öfkeyi? Celladın satırı parıldarken güneşin altında, Boynunu uzatıp bir tebessüm beklemek... İşte budur insanın, kendi elleriyle kazdığı o derin kuyu. ✍️ Murat
1000Kitap
Bir Tebessüm Hafifliği
Sosyal mecraların uçucu ve laubali ikliminde, nedense bazı kişilerin elinin altına kolayca yerleşen şu 🤭 imojisi bir tek bana mı sakil ve tuhaf geliyor, bilemiyorum. Belki de bu platformda en çok karşıma çıkan sembollerden biri olduğu içindir, lakin bana fersah fersah uzak, bir o kadar da hafif ve ciddiyetten yoksun geliyor. Ekranı kaydırırken ne kadar derin cümleler kurarsa kursun, satırının sonuna bu imojiyi iliştiren bir profili bir türlü ciddiye alamıyorum; adeta kelamın asaletine, zihnin vakarına sürülen çocuksu bir leke gibi duruyor önümde. Ya olduğun gibi görün ya göründügün gibi ol düsturu sadece fiziki hayatımızı değil, klavyemizin ucundan dökülen her karakteri de bağlayan mizan hükmindedir. Kalbi derinliğini, fikri haysiyetini ve şahsiyetinin vakarını muhafaza etmesi gereken mümin bir zihnin, ciddiyet yüklü mesele dahi olmasa bile ardına böyle ağzını kapatıp kıkırdayan bir suret iliştirmesi tam bir tenakuzdur. Müminin şiarı vakar ve ciddiyettir; komedyen yada şaklaban değilsin ki uluorta rahat davranasın. Modern çağ kelimeleri tahrif edip insanı suretlerin hamalı haline getirirken, bizler de kelamın asaletini bu tip hafifliklere kurban ediyoruz. İhlas ve samimiyet ehli bir ruh, ne amellerini ne de düşüncelerini vitrinlerin eğlencesine meze yapmaz. Şayet burası kişinin görseliyle değil, zihniyle ve kalbiyle var olduğu bir tefekkür sahası ise, o halde harflerin vakârını ihlal eden her türlü sululuğu ve gayriciddi imayı elimizin tersiyle itmek şer’î bir adabın gereğidir.
1000Kitap
Bir şiir olarak sıyrıl kalabalıktan
Sen saadeti o görkemli hayallerinde arıyorsun ya, arama… Bırak dünya bir yerlere usulca aksın. AVM’lerin ve şık görünen vitrinlerin bizim kalbimizde işi ne? Bir kedi uyuyorsa otur yanına, uykusuna kıvrıl. Seni var etmeyecek maaş bordrosuna bakıp tebessüm etmek… Sokağın karanlık yerinden aydınlığa bakabildiğin bu dar yapılarda kendin olmanın nimetini yaşa. Bir şair olarak sıyrıl onlardan. Bir yazar, bir üst bilinç, bir merhamet gönüllüsü… Ne fark eder ismi… Ben bugün yaşlı bir adamın, eşine aldığı bir demet gülü, yoldan geçen engelli ve siyahi bir adama verdiğini gördüm. Ne diyordu? İşte, bakmanın görmek olduğu -şiir olduğu o andaydık. Gördün mü? Bak, sıyrıldım kalabalıktan… Vapur seyir hâlindeyken Kafkas bir kadının lezginka yaparak martılara eşlik ettiğini gördüm. Gördün mü? Sıyrıldım bu dar yapılardan. Sen kendini başarmış sayıyorsun; bu kadar emin olma, efendim. Geçmişin intikam hançerleri bırakmıyorsa yakanı, bırak o gülü de sök yakandan. İnsana hata yapma imkânı veren Allah ve affa layık olamasak da affa layık olmayı dileyen bizler… Sıyrıldım bu kalabalıktan. İmkânsız gördüğümüz bu aydınlık sabahlar, inan, zor değil. Bize de hüzün gömleği iliştirilmiş, ne yapalım? Şiir var neyse ki, neyse ki mahşer var, neyse ki bir kez olsun kendimizi ifade edeceğimiz bu satırlar var. Bir şiir olarak sıyrıldım bu dar yapılardan, kalabalıklardan, yalnızlıklardan; sıyrıldım maddiyatın karanlık sokağından. Bir çocuğun tebessümü kadar aydınlık bir geleceğe inancım var. Diyeceğim şu ki, efendim: Nasılsın?
Tebessüm eden yüzler, en güzel manzaralardan biridir.
Reklam
Reklam