İsa Peygamber'in de mesleği olan marangozluğa çok düşkün olan bu adam, kaptana,
Amat'ın pruvasında baş figürü olmadığını, eğer uygun görülürse derhal arslan yahut ejderha şeklinde
bir baş figürü yontabileceğini ve iki güne kalmadan bunu baş bodoslamanın üstüne takabileceğini
söyledi. Kaptan Efendimiz bu seçimi de Süleyman'a bırakmıştı.
'Kırbaç' Süleyman,
"Baş tarafta
canavar yahut ona benzer bir şey istemem,
" dedi.
"Sen en iyisi kaburgadan bir kadın heykeli yont.
"
Bu sözü hiç yadırgamayan marangoz yardımcısı hemen sordu:
"Nasıl bir kadın olsun?"
***
Kurşunlu Mahzen Kâtibi Hamamcı Musa Efendi'nin Tezâkirü'l Mücrimin başlıklı eserinde
anlattıkları doğruysa,
Süleyman Reis bu soruya şöyle cevap vermişti:
"Öyle bir kadın olsun ki, iri elâ gözleri bir ceylanınki kadar masum ve bir o kadar da ürkek olsun;
ölüm onları kapatsa bile kendisine âşık bir zavallıya sevgiyle baksın. Saçları, gökyüzünden denize
dökülen ay ışığı gibi esrarengiz, gece kadar da siyah olsun. Kiraz gibi dolgun ve biçimli dudaklarında
öyle bir tebessüm olsun ki, zavallı âşığının kalbi ısınsın. Aydınlık yüzündeki o hilâl gibi kaşları,
karanlık bir gecedeki çifte hilâl kadar mucizevî görünsün. Sanki ak mermerden yapılmış gibi, bir
kuğununki kadar uzun ve zarif bir boynu, bir meleğinki gibi nurlu yüzü, hokka gibi bir burnu,
yanağında ise görenin yüreğini dağlayan masum bir gamzesi olsun. Hepsinden önemlisi, sevgiyle
baksın! Baksın ki, zavallı âşığının gönlünde kalan yegâne koru, ebediyete kadar sıcak tutsun.
"
Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi, Kitabü'l-İber adlı eserinde, Tezâkirü'l Mücrimin'deki
kadın tarifine katılmış, fakat ek olarak, bu tarifi verdikten sonra Kırbaç Süleyman Reis'in gözünden
birkaç damla yaş sızdığını belirtmiştir. Masraf Kâtibi Kuzgunî Halim Efendi ise, Silsiletü'l Havadis
adlı
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Günaydın! Rüzgar ne hoş değil mi? Güneş ne hoş değil mi? Her şey ne hoş değil mi? Hadi beraber cıvıldayalım, zıplayalım, kıkırdayalım. Hadi gel! Hadi!"
İnsan ancak kalbindeki kişiye cömert davranır.
Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, kayadan koparabileceği tek şey tozdur.
Ben sana güvendikten sonra bütün meydanlar ona kalsın, hiç umurumda değil. İnsan kendisi istemedikten sonra bütün dünya ona meyletse de ondan bir parça tebessüm bile alamaz.
fakat saadet kelimesini anmamak şartıyla... kelimeler hayatın ahengini bozarlar. Sokakta bir kedi yavrusunu görürsünüz, eve alırsınız, bir ad koyarsınız, o günden itibaren bu kedi sizin için bir mesele olur. Saadet kelimesini bilmeden. Fotoğrafımız çekilirken, baloda dans ederken, yeni bir insana takdim edilirken, hemen bir tarafımızda bulduğumuz o tebessüm yok mu... Onu bir yaldız gibi bütün saadete, etrafımıza, eşyaya, insanlara sürdüğümüz zaman kendimizi ne kadar mesut görürüz.
-Sonra da yavaş yavaş kazırız. Hatta bütün ömrümüz bazen böylesi bir yaldızı kazımakla geçer...
- Tam çıkardığımız gün altında paslı bir aynaya düşmüş gibi kendi çehremizi buluruz.
Dokunsalar ağlayacak gibiydim.Aklım başımdan uçmuştu sanki.Hiç halime bakmadan,haddimi bilmeden Hz.Peygamber'in mübarek ellerine dudaklarımı kondurdum.Dileğimi söyledim ama heyecandan "Şefaat Ya Resulullah"diyeceğime "Seyahat Ya Resulullah"demişim.Hz.Peygamber tebessüm buyurdular:
-Seyahat ve ziyareti bu kuluna kolay eyle Ya Rabbi,dediler ve dua buyurdular.