Cihad ve Tebliğ Duası
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn, vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allah'ım! Bizlere; Senin rızan için gayret etmeyi, Ömrümüzü ve bütün nefeslerimizi Senin rızan yolunda sarf etmeyi, nefislerimizle mücadelede sebat göstermeyi ve hakka hizmet yolunda samimiyetle çalışmayı nasip eyle! Bizlere öyle bir cihat ve tebliğ aşkı ver ki; nurlu yolun olan İslâmiyet'i sahih kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeyi, anlamayı, yaşamayı ve yaşatmayı bizlere lütfeyle! Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tâbi olmayı; bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle! Tebliğ ve irşad yolunda bizlere hikmet, basiret, firaset, sabır, güzel ahlâk ve güzel üslup ihsan eyle! Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in yüce sünnetini; hikmetle, güzel ahlâkla, merhametle ve güzel örneklikle büyük şehirlerden en küçük yerleşim yerlerine, yakınlardan en uzak beldelere kadar ulaşabildiğimiz her bir insana ve her bir gönle duyurabilmeyi bizlere nasip eyle! Allah'ım! Bizden sonra gelecek nesilleri; ilimde, irfanda ve teknolojide iyi yetişmiş, ahlâkta ve fazilette örnek, kalpleri Senin korkun ve muhabbetinle dolu, dinine hizmet eden, ümmete ve insanlığa faydalı kullar olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eyle! Allah'ım! Kalplerdeki şirk, gaflet, cehalet, kibir ve batıl anlayışların yerine tevhid nurunu, adaleti, merhameti, hikmeti ve güzel ahlâkı hâkim kıl. Asr-ı Saadet'in imanını, ihlâsını, ilmini, ahlâkını, adaletini, kardeşliğini, muhabbetini ve merhametini önce kendi kalplerimize, sonra da insanlığın gönüllerine yerleştirmeyi bizlere nasip eyle! Bizleri hakkı hikmetle anlatan, hayrı tavsiye eden, kötülükten sakındıran, güzel örnek olan, dilinden doğruluğu eksik
Din İslam
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Kuran'dan ayet meali okuduğunuzda kırmızı görmüş boğaya dönenler, açıkça Kuran'ın sadece ve sadece sevap kazanmak için orijinalinden okunmak ve ölmüşlerimizin vaziyetini düzeltmek için gönderilmiş bir mezarlık kitabı olduğunu söylebilmelidirler. Çünkü kendilerinin de Kuran'dan verdikleri her ama her mesaj neticede bir "Meallendirmedir". "İçki içmeyiniz, hırsızlık yapmayınız, domuz yemeyiniz vs..." ifadeleri de birer meallendirmedir. Bırakınız Arapça bilmeyip meal okuyanları, en mükemmel bir şekilde Arapça bilen bir Türk alimin yaptığı da neticede bir meallendirmedir. Meale, meallendirmeye bu kadar karşı olanlar, zihinlerde bile anlamlandırılmamış (meallendirilmemiş) orijinal lafzın neden gönderildiğini de açıklamak zorundadırlar. *** Kuran'ın ilk ayeti ve emri olan ve genellikle "OKU" olarak çevirilen "İKRA" kelimesini iniş ortamına ve bağlamına bakıldığında; "Eline bir şey al ve oku, Kuran'ı oku" gibi anlamak isabetli değildir. Çünkü Hira'da o ayet geldiğinde Hz. Muhammed'in elinde okuyacağı bir metin olmadığı gibi daha ortada Kuran/mushaf diye bir şey de yoktu. Bir arayış içinde olan peygamberimize; "düşün, araştır, tefekkür et, kevni ayetleri oku.." ya da ilk vahiy olması açısından; "insanları davet et, çağır, tebliğ et..." gibi anlamlardan biri veya birkaçının verilmesi mümkün ve daha isabetlidir. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa: 50
Reklam
MEHDİ AS. AYETLERİ
​"Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin." (Kalem, 68/1-2) ​"Arkadaşınız asla mecnun değildir." (Tekvîr, 81/22) ​"O halde, sen hatırlatıp öğüt vermeye devam et. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne bir kâhinsin ne de bir mecnun." (Tûr, 52/29) Bu ayetler, nüzul (iniş) sebebi ve zahiri (görünen) anlamı bakımından doğrudan Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında indirilmiştir. Ancak İslam düşüncesinde, tasavvufta ve özellikle ahir zaman hadislerini yorumlayan tefsir ekollerinde (örneğin Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur külliyatında veya benzeri tecdid/mehdi analizlerinde), peygamberlerin başından geçen olayların ve onlara hitap eden ayetlerin ahir zamandaki varisleri (Müceddidler ve Mehdi) için de birer "işaret" ve "sünnetullah" (ilahi kanun) olduğu kabul edilir. ​1. "Mecnun" (Deli/Divane) İftirası Ahir Zamanda da Tekrar Edecektir ​Ayetlerin İşareti: Peygamberlerin karşılaştığı en büyük psikolojik saldırılardan biri "akıl sağlığı yerinde değil" iftirasıdır. ​Mehdi İçin Yorumu: Mehdi, yerleşik ve bozulmuş olan düzene, materyalist felsefeye ve manevi çöküşe karşı tek başına veya az bir toplulukla büyük bir fikri mücadele başlatacaktır. Toplumun genel akıntısına karşı duracağı, radikal ve ezber bozan doğruları haykıracağı için, dönemin egemen güçleri veya mevcut düzenin savunucuları onu da tıpkı peygamberler gibi "akli dengesi bozuk, hayalperest, mecnun veya marjinal" olarak nitelendirebilirler. Ayet, Mehdi’nin de bu küresel/toplumsal baskılara ve "delilik" ithamlarına maruz kalacağına, ancak davasında son derece rasyonel ve haklı olduğuna işaret eder. ​2. "Rabbinin Nimeti Sayesinde..." (İlahi Koruma ve Hidayet) ​Ayetlerin İşareti: Hz. Peygamber’in aklı, feraseti ve tebliği kendi dehasından değil,
Din
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 💢Küfürde saplanıp kalmış olanlar, birbirlerine alaylı alaylı şöyle diyorlar: “Size, tamâmen dağılıp paramparça olduktan sonra, evet bu halde iken, yepyeni bir hayatla tekrar dirileceğinizi söyleyen bir adamı gösterelim mi?” 7 “Bu adam, Allah adına yalan mı uyduruyor, yoksa onda bir delilik mi var?” Hayır! Böyle bir şey yok! Fakat âhirete inanmayanlar azapta ve derin bir aldanış içindeler. 8 Peki onlar, kendilerini önlerinden arkalarından ve bütün çevrelerinden kuşatan göğe ve yere bakmazlar mı? Dilesek onları yerin dibine geçirir veya üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Elbette bunda, samimiyetle Allah’a yönelen her kul için bir ibret, bir ders vardır. 9 #Tefsir: 📖 📖 Böylesine bir küfür ve cehalet karanlığına gömülenler Kur’an’ı inkar eder, çok iyi tanıdıkları halde onu tebliğ eden Rahmet Peygamberi’ni bilmezlikten gelerek alaya alır, âhiretle alakalı verdiği bilgileri reddederler. İnsanlar üzerindeki tesirini kırmak için de onu Allah adına yalan uydurmakla ve delilikle suçlarlar. Bunlara iki şekilde cevap verilmektedir: › Âhirete iman etmeyenler dünyada da azap içindedirler, âhirette de azap içinde olacaklardır. Dünyadaki azap; ulvî bir gayeden mahrumiyet, geleceğe yönelik ümitsizlik, karamsarlık, ölümden kaçış ve âhiret inancı yerine nefsâni ihtiraslarını ikâme etmenin doğurduğu ıstıraplardır. Âhiretteki azap ise cehennemdir. Yine onlar, iman nimetinden mahrumiyetleri sebebiyle derin bir sapıklık içindedirler. › Göklere ve yere ibret nazarıyla bakan insan, kendisinin her yönden ilâhî kudret tarafından çepeçevre kuşatıldığını anlar. Öyle bir kudret ki, istese gökyüzünü parçalayıp üzerimize düşürebilir; istese yeri yarıp bizi içine gömebilir. İşte bu kudret sahibi, bizi öldükten sonra da kendi halimize bırakmayacaktır. Kesin fikirli,
HZ. MUAVİYE'YE "Radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -I-
Bugünlerde en çok üzüldüğüm şeylerden birisi de; mürşidlerinin külliyât içerisinde defalarca vurgu yapmasına rağmen, Ehl-i Sünnet olduğunu belirtmesine rağmen veya istikametli olanın Ehl-i Sünnet cadde-i kübrası olduğunu ifade etmesine rağmen, kimi nurcu kardeşlerimin Ehl-i Sünnet'ten farklı görüşlere sahip olabilmesidir. (Hatta "Ehl-i Sünnet kalıpçılığı" gibi meş'um ifadelerle fırka-i nâciyeyi eleştirebilmeleridir.) Sorun sadece "sahip olabilmeleri" de değildir üstelik. Bunu Üstad'a da dayatabilmeleridir. [...] Bazı nurcu kardeşlerimiz, nasıl yapmışlarsa yapmışlar, Muaviye radyallahu anhın "radyallahu anh" duâsına lâyık olmadığına dair çıkarımlarda bulunmuşlar. Neye dayanıyorlar peki? Bediüzzaman'ın sahabe arasındaki ihtilaflara dair yazdığı birkaç metne. Peki o metinlerde hakikaten Muaviye radyallahu anhın "radyallahu anh" denilmeye seza olmadığı mı söyleniyor? Hâşâ! Böyle hiçbir beyân yok. Hiçbir metin böyle birşey söylemiyor. Fakat hayatı okumayı siyaset, siyaseti okumayı da demokrasi çerçevesine sıkıştıranlar, hilafetin saltanata dönüşüm süreci üzerinden uçuyorlar da uçuyorlar. Kimbilir: Belki demokrasiyi itikatlarından da fazla önemsiyorlar. Allah böyle bir şeye kapılmaktan cümlemizi muhafaza eylesin. Âmin. Ben bu yazıda dayandıkları metinlerin ne kadar onların "arzularını" söylediğini irdelemeyeceğim. (Bunu belki başka bir yazıda yapacağım.) Fakat Risale-i Nur'da bizzat kendisinin de Hz. Muaviye hakkında "radyallahu anh" ifadesini kullandığı sabit olan Üstad'ın bir mürşidine uzanacağım. **Kimdir bu mürşid? Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbanî rahmetullahi aleyh. Bu arkadaşlar, bizim sözlerimizi (yaşımız gibi) belki küçük görürler, fakat herhalde İmâm-ı Rabbanî Hazretlerinin adı anılınca ceketlerini ilikleyecekleri gelir. Nihayetinde zikredilen kişi
Hazreti Muaviye
Şehadet, müşahededen doğar.
Allah, melekleri ve adaleti yerine getiren İLİM sahipleri Allah'tan başka ilâh olmadığına tanıklık etti. O aziz ve hakîmdir." Âl-i İmrân Suresi, 19. Ayet Şehadet, müşahededen doğar; yani görmediğin hakikatin şahidi olamazsın. Kulaktan duyma bir iman, sadece bir haberdir; oysa ilim, perdenin kalkıp Hakk'ın birliğini seyretmektir. Hâlık, kendi Bir'liğine melekleri ve ilim sahiplerini şahit tutarken, onları sıradan bir inanmanın ötesine, mutlak bir idrak makamına yükseltmiştir. Arif olan anlar.
Din
Reklam
Reklam