Ah.. nihayet! Nihayet buradayım. Vaktimi doldurdu sonunda! Hafif bir yorgunluğu da yenerek geldim buralara!Yoksa yine ertelenecekti bu yazı başka zamanlara...
Kitabı iki yıl önce de okumuştum. Tekrar okumak istedim çünkü özümseyememiştim onu fark ettim. Haksız mıyım? Çoğu kitabı okuyoruz sadece, ne kadar özümsediğimizi düşünmüyoruz bile. Birkaç cümle kalıyor belki dimağımızda..sonrası sararan yapraklar gibi dökülüp karışıyor toprağa. Peki çok uzattım, huyum kurusun.
Peyami Safa'nın kitaplarında tereddüt ve şüphe bizim başkahramanlarımızın biricik yoldaşı. Yalnızız kitabında şüphe daha ağır basıyor. Çünkü olaylardan çok unsurların tahlilini yapıyor kahramanlarımız. Tahlil de şüpheyi getiriyor. Biraz da tereddüt serpiyor araya Peyami Safa... İki kardeş, Besim ve Mefharet bizi karşılıyor diyaloglarıyla.. Mefharet'in şüphesi ve Besim'in yeme arzusu çatışsa da şüphe tekelini sağlıyor ikisi arasında. Bu şüpheden de tereddütler doğuyor, Samim, ablasının ya da kardeşinin tereddüt öznesi oluyor bir süre.. Selmin'in oyunu ortaya çıkana kadar.. Bu sırada Samim'in kendi içinde sezgileri var, Meral'e karşı..bu konuda ben de tereddütteyim aslına bakarsanız...Aslında böyle bir kitap üzerine yapılan incelemede olayları üstü kapalı yazıp özetlemek kitaba haksızlık olur değil mi? Oysa tahliller var, müthiş cümleler var kitapta! Altını çizdiğim çok yer var.. sayfa 30 ve 31in bütün bir paragrafı çizili mesela.
Yeşil rengini Meral gerçekten sevmiş miydi?.. Yoksa his birliği aldanışı mı vermek istemişti, his kopuşu azabı mı?
syf45 "insanın kendi kendisi hakkındaki bozuk telakkisini değiştiren bir dünyaya muhtacız." belki de bu yüzden Samim ütopik ülkesini tasarlamıştır: Simerenya. Mümkün olsaydı "Eski dünya problemleri" şubesine uğramak isterdim. syf61" Bir şeyin içinde her şey mevcut