Aşağıda paylaştığım sözleri Yahya Kemal, Enderunlu Vasıf'tan
"Sirişk-i çeşmimin bak farkı var mı çağlayanlardan"
duymasıyla aynı hissiyatı yaşamak için Çağlayan Kasrı'nın yolunu tutmuş. Kasır'ın ahvalinden bahsederken III. Selim'i anar; zamanında sultanın huzurunda sâzende ve hânendeleri tahayyül eder. Akşamleyin dudaklardan düşen neşe sabaha doğru bülbüllere nakş eder, vazifeyi onlar devralır, şakırlar.
Enderunlu Vasıf'tan yüz yirmi yıl sonra giden Yahya Kemal, o eski Çağlayan'ı izlerken sadece öten bülbüllerin ve açan birkaç kırmızı gülün kalmasından dem vurur. Ben de önümdeki ilk İstanbul ziyaretimde nieyetime almıştım ki Çağlayan Kasrı günümüze ulaşamamış bile. Daha doğrusu yıktırılmış.
Yahya Kemal'in yüz yirmi yıl sonra gördüğü yeri ben de Yahya Kemal'den yüz yıl sonra görmek istemiştim sadece.
Kasrın geçmişine TDVİA'dan bakarken öğrendim ki kasır üç defa yeninden inşa edilmiş. Çokça tamir görmüş. Son tamir ve yeniden boyanmasını ise Sultan Abdülhamid Han yaptırmış. Yani Yahya Kemal'in hakkında sert eleştiri yapmak için Paris'e gittiğini söyleyen Şah Sultan. I. Dünya harbini takip eden mütareke zamanlarında Fransızlar bazı sarayları Osmanlı'dan istediklerinde, Beylerbeyi'ni korumak için Validebağı ve Çağlayan Kasrı'nı teklif etmişler, lakin Fransızlar bu teklifi de beğenmemişler.
Kasır işgal yıllarında yetim kız çocukları için yurt olarak kullanılmış. Bu haliyle atıl bir halde olan kasır, fiziki etmenlerden de ötürü bakımsızlıktan harabe bir hale doğru evrilmiştir.
Yahya Kemal ne nasipli adammış ki muhtemelen kasra bakıp da iç geçirdikten sadece yirmi beş ila otuz yıl arasında kasırdan bir şey kalmayacaktır.
1930'dan itibaren bazı şahsiyetlerin kasrı korumak için çabaları olsa da ekserisi neticelenememiş ve günümüze kasra ait sadece bir duvarı