Gece Kahvesi
Uykumu kaçıran şey eldeki kitap mı, yoksa aklımdaki düşünceler mi, ben de çözemedim... Gecenin bu saatinde kahvesini alıp sayfaları çeviren tek uykusuz ben olamam di mi?
1000Kitap
¹⁸İnsan ilişkilerinde yeni ölçü: Fayda
Eskiden bir insan anlatılırken “Çok iyi biridir”, “Vefalıdır”, “Eli açıktır”, “Dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “İş bitirici”, “Bağlantıları kuvvetli”, “İşe yarayan biri.” Bu yalnızca dilin değişmesi değil; insanın değerinin nasıl ölçüldüğünün değişmesi. Çünkü dil, toplumların bilinçaltıdır. Hangi özellikler parlatılıyorsa, hangi sıfatlar ödüllendiriliyorsa toplum aslında neye dönüştüğünü orada ele verir. Bir zamanlar sadakat karakter göstergesiydi; şimdi birçok yerde ‘fazla duygusal olmak’ gibi algılanıyor. Eskiden birinin iyi günde kötü günde yanında durması kıymetliydi. Şimdi ise birçok ilişki görünmez bir performans sözleşmesi gibi işliyor: Ne kadar fayda sağlıyorsan, o kadar varsın. Üstelik mesele yalnız para da değil. Kimi insan güçlü çevresi olduğu için hayatlarda tutuluyor, kimi statü sağladığı için, kimi yalnız kalınca aranacak bir ‘duygusal mola alanı‘ olduğu için. İnsan artık yalnız insan biriktirmiyor; kendine görünmez bir ilişki portföyü kuruyor. Ve kırılma tam burada başlıyor. Bir insanın karakterinden önce işe yararlılığı konuşulmaya başladığında, ilişki yavaş yavaş duygusal bağ olmaktan çıkıp stratejik yatırım alanına dönüşüyor. İnsanlar artık çoğu zaman birbirine ‘Kimdir?‘ diye değil, ‘Hayatımda neyi kolaylaştırır?’ diye bakıyor. İyi biri olmak tek başına yeterli görülmüyor; hız kazandırması, kapı açması, görünürlüğü artırması bekleniyor. İlişkiler hâlâ sıcak ve samimi görünüyor belki ama derinde giderek daha hesaplı hale geliyor. İlişki piyasası __Kapitalizm yalnız çalışma biçimimizi değiştirmedi; duygusal dünyamızı da dönüştürdü. İnsan artık yalnız CV hazırlamıyor; kendisini de tasarlıyor. Nasıl göründüğünü, kimlerle yan yana durduğunu, hangi çevreye ait
Makale|Yazı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ahmed Arif, Leyla’sına seslenirken : “Başın, gözün ağrımasın.” diyor. Sevmek tam da bu. Eskilerin dediği gibi; “Tek canı sağ olsun da; Yel essin, kokusu gelsin.”
Öncelikle her şey için teşekkür ederim ne diyeceğimi nasıl başlayacağımı bilmiyorum söylencek konuşulcak bir çok cümle ve kelime var vardı yada ama artık belkide elimizde sadece can kırıklıkları yarım kalmış hayaller ve umutlar kaldı. Olsun... Seni hep çok sevdi o kadar sevdimki kendimden bile vazgeçtim ama artık galiba sendende geömem gerekiyor. OLSUN... Kendimi hiç gide bileceğine ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın gide bileceğine alıştırmamıştım inandırmamıştım ve galiba şuan da çektiğim zorlukta bu gerçek oldupuna olabileceğine inanmadığım bir şey ellerimle ellerinler ellerimizle gerçekleştirdik gerçekleşiyor yada. saksıda oraman çiçeklerini yeiştiremiyorsun. OLSUN... Çok üzgünüm ama gitmeyede kalmayda yorgunum artık biliyorum sende. Hatalar artık yaşama dönüş müyor hatalar havada kalıyor bizide bu yoruyor seni ittirmelerim (senin değiminle tabi )seni çok yıprtı biliyorsum, beni değersiz hissetirmelerin ve değmemelerin (benim değimile tabi) beni çok yıpratı biliyorsun. OLSUN... Bi yedi aya herşey sığar mı bilmiyorum ama sığdı çok güzeldi muhteşemdi her şeyiyle bu yedi ay benim için dünyanın en güzel şarkısının en güzel yeri gibi hep aklımda dönüp duracak bana bu yedi ayda cenneti tantırdığın için teşekkür ederim umarım sende benle bu konuda aynı şeyleri paylaşıyorsundur. Sen hala benim hayallerimde kalan yaşayacak olan çocuklarımın annesi hayyalerimde kurduğum evimin hanımısın ama artık belkide hiç yaşayamayacağımız ve zihnim en güzel kalbimin en temiz ruhumunda her zerreisinda tek başıma yaşatacak olduğum hayyallerimin. OLSUN... Seninle hep gurur duydum hep sana bazen laf söyledim bazen kızdım bazense eleştirdim ama kötülüğün için değil senin içindi anlamadın belki artık anlarsın anlamzsanda artık önemli değil yüzün gülsün. OLSUN... Sana bu
KULAKLARIN DEĞİL GÖZLERİN İŞİTEBİLECEĞİ NASİHAT
İnsan bazen öğütten değil, öğütlerin çokluğundan yorulur. Herkesin konuştuğu, herkesin anlattığı, herkesin yol gösterdiği bir dünyada hakikatin sesi gittikçe kısılır. Söz çoğalır, mana azalır. Cümleler büyür, hikmet küçülür. Oysa insanın ihtiyacı her zaman yeni sözler değildir. Bazen tek bir hâl, binlerce kelimeden daha fazla şey anlatır. Bazen sessiz bir duruş, uzun konuşmalardan daha etkili olur. Çünkü bazı hakikatler kulağa değil, göze hitap eder. Bu yüzden büyükler, “hâl dili”ni söz dilinden üstün tutmuşlardır. İnsanları değiştiren şey çoğu zaman duydukları değil, gördükleridir. Bir babanın vakarı, bir annenin merhameti, bir öğretmenin sabrı, bir dostun vefası… Bunlar anlatılmaz; yaşanır. Ve yaşanan şey, söylenenden daha derin iz bırakır. Yüzyıllar öncesinden Yunus Emre de aynı hakikate işaret eder: Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi, Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası. Yunus’un anlattığı yerde kulaklar yetersizdir. Çünkü bazı haberler sesle gelmez. Bazı sözler dile dökülmez. Onları anlamak için bilgi değil, can gerekir. Hakikat, bazen bir insanın yaşayışında saklıdır; onu ancak gönül gözü açık olanlar görebilir. Belki de bu yüzden insan, bir noktadan sonra kelimelerin sınırına dayanır. Hakikati anlatmaya çalışan sözlerin bile hakikatin önüne geçtiğini hisseder. O zaman içinden, Necip Fazıl’ın o derin mısraları yükselir: Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik; Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden; Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! Buradaki yorgunluk konuşmaktan duyulan bir yorgunluk değildir. Kelimelerin taşıyamadığı bir hakikatin özlemidir. İnsan bazen anlatmaktan değil, anlatılamayandan yorulur. Çünkü bazı duygular, bazı idrakler ve bazı tecrübeler
"Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.. Dinledikçe susması, düşündükçe susması; Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi." Özdemir Asaf