Puan vermedi·500 syf.··
2026 83. kitabı
Uğultulu Tepeler, İngiltere'nin kırlarında geçen, çocukluktan itibaren birbirlerine derin bir tutkuyla bağlanan Heathcliff ile Catherine arasındaki yıkıcı, fırtınalı ve ölümcül aşkı anlatır. Emily Brontë, tek romanı olan bu gotik başyapıtta, sınıfsal farklılıkların ve intikam hırsının insan ruhunu nasıl karanlığa sürükleyebileceğini, aşkın nefrete dönüşen sınırlarını sarsıcı ve büyüleyici bir dille işler.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,8bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 25. kitabı
Körlük, aniden yayılan beyaz bir körlük salgını üzerinden toplumun ne kadar kolay vahşileşebileceğini ve medeniyet dediğimiz şeyin aslında ne kadar ince bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor. José Saramago, herkesin kör olduğu bir dünyada ahlakın, vicdanın ve görme yetisini kaybetmeyen tek bir kadının o ağır yükünü çarpıcı bir sadelikle anlatıyor.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·64 syf.··
2026 24. kitabı
Stefan Zweig bu uzun öyküde aslında bizi bir doktorun odasına oturtup, onun en büyük sırrına ve utancına ortak ediyor. Olay şu: Tropiklerin o boğucu, insanı delirten sıcağında tek başına kalmış bir doktor var. Bir gün kapısını kibirli, gizemli ve yardıma muhtaç bir kadın çalıyor. Doktorun içindeki o bastırılmış güç arzusu ve gurur, kadının o asil duruşuyla çarpışınca işler çığırından çıkıyor. "Amok" aslında Malezya kültüründe bir tür cinnet cinayeti; kişinin gözü dönmüş bir şekilde, önüne geleni yok ederek, ta ki kendisi de ölene kadar delice koşması demek. Zweig, bu fiziksel deliliği alıyor ve bir insanın saplantı anına uyarlıyor. Doktor, kadına yardım etme (veya ona sahip olma) arzusuyla öyle bir Amok koşusuna başlıyor ki, ne kariyer kalıyor, ne mantık, ne de ahlak. Kısacası kitap; bir insanın mantığını, statüsünü ve tüm fren mekanizmalarını tek bir saniyede kaybedip, kendi sonuna doğru nasıl körü körüne koşabileceğini anlatıyor. Hepsinden öte, o kurtarma ve yok etme arzusu arasındaki o çok ince çizgiyi gösteriyor.
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,5bin okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2026 23. kitabı
Kendi sınıfının sığlığından kurtulmak, aşık olduğu burjuva kadının dünyasına kabul edilmek ve zihnindeki o muazzam entelektüel potansiyeli gerçekleştirmek için kelimenin tam anlamıyla canını dişine takan bir işçinin, bir denizcinin o devasa varoluş mücadelesi. Martin’in açlıkla, uykusuzlukla ve toplumun her kesiminden yükselen o aşağılayıcı duvarlarla tek başına savaşarak zirveye tırmanışını okurken, azmin ve iradenin sınırlarına hayran kalıyorsunuz. Ancak Jack London, asıl sarsıcı darbeyi o çok arzulanan zirveye ulaşıldığında vuruyor. Martin Eden, idealleştirdiği o burjuva dünyasının aslında ne kadar boş, iki yüzlü, sanattan ve gerçek düşünceden uzak olduğunu anladığında; eski sınıfına da artık ait olamadığını fark ediyor. İki dünya arasında, o mutlak ve uçsuz bucaksız yalnızlığın ortasında kalmanın, başarının getirdiği o soğuk ve anlamsız şöhretin trajedisi bu. Kitabın o kaçınılmaz ve derin bir sessizliğe gömülen son sayfalarını kapattığınızda; insanı ayakta tutan şeyin hedefin kendisi değil, o hedefe giden yoldaki tutku ve inanç olduğunu, o inanç bittiğinde dünyanın en parlak zirvesinin bile karanlık bir okyanustan farksız kaldığını içiniz sızlayarak anlıyorsunuz.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Sabahattin Ali'nin Gözünden Anadolu ve Anadolu İnsanı
8/10
·128 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin öykülerinde Anadolu’yu ve oranın insanını okumak, benim için sadece edebi bir yolculuk değil; adeta o toprakların kokusunu, tozunu ve sızısını iliklerine kadar hissetme deneyimi oldu. Yazarın her bir metinde insan psikolojisinin en kuytu köşelerine sızması, bunu yaparken de toplumsal adaletsizlikleri tokat gibi yüzümüze çarpması inanılmaz etkileyici. Karakterlerin o çaresizlikleri, verdikleri o sessiz hayatta kalma mücadeleleri ve sistemin katı çarkları arasında nasıl unufak oldukları satır aralarında öyle bir canlılıkla anlatılmış ki, insan her öykünün sonunda derin bir sessizliğe gömülmekten kendini alamıyor. ASFALT YOL Sabahattin Ali’nin bu öyküsünü bitirdiğimde boğazımda gerçekten çok ağır bir düğüm kaldı. Hani hayatta bir şeyi çok istersiniz, bütün kalbinizi, tüm iyi niyetinizi ortaya koyarsınız da sonunda o canla başla yaptığınız şey dönüp en çok sizi vurur ya; işte tam öyle bir hikaye bu. Okurken sadece sıradan bir yol yapım hikayesi değil, idealist bir insanın o temiz hayallerinin sistemin çarkları arasında nasıl paramparça olduğunu izledim resmen. Öğretmen köye ilk geldiğinde içi umutla, enerjiyle dopdolu. Kendisinin de köylü kökenli olmasıyla gurur duyuyor, hatta dürüstçe "içimde yabancı bir yere gidiyorum hissi yoktu" diyor. Buradaki psikoloji aslında hepimize çok tanıdık: "Ben onlardan biriyim, beni anlarlar, bağ kurabiliriz." Bu inanç, öğretmenin hayattaki en büyük dayanağı aslında. Kamyonun o bozuk yollardaki sarsıntısından sersemlemiş olsa bile, kafasında köylüyle kuracağı o sıcak köprü var. Ama daha ilk günden muhtarın o umursamaz bir tavırla "beş on gün dinlen hele" demesiyle, o aşılmaz soğuk duvarı ilk kez hissetmeye başlıyoruz. Köylü için okul ya da eğitim hayati bir ihtiyaç değil, sadece hayatın (harmanın, tarlanın) arasında
Edebiyat
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
8/10
·420 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 02:24
Hayvanlaşan İnsanHayvanlaşan İnsan Émile Zola – Hayvanlaşan İnsan: İçimizdeki İlkel Canavarın Anatomisi ​Giriş: İnsanın Özündeki Vahşet ​İnsan dedikleri canlı, zaten başlı başına bir hayvan değil midir? Bizleri medeni gösteren maskelerin altında, sadece ortaya çıkmayı bekleyen ilkel ve hayvani içgüdüler yatar; tıpkı kendi çıkarlarımız uğruna bir başkasının canına kıymak gibi. Émile Zola'nın bu eseri incelenirken, hikayedeki olay örgüsünden önce bu felsefi altyapıyı ele almak gerekir. Romandaki hemen her karakter, içten içe birinden intikam almayı düşünüyor ya da öldürme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Hikayemiz gayet sakin başlarken, Roubaud’nun, karısı Séverine’in küçükken üvey babası tarafından tecavüze uğradığını öğrenmesiyle büyük bir kırılma yaşanır. ​Gelişme: Gurur, Arzular ve Raydan Çıkan Hayatlar ​Bu noktada Roubaud’nun verdiği tepki oldukça dikkat çekicidir. Roubaud, bu durumu karısının çocuk yaşta uğradığı bir trajedi olarak görüp ona şefkat göstermek yerine, tamamen kendi erkeklik gururuna ve mülkiyet hakkına yapılmış bir saldırı olarak algılar. Karısının istismara uğramasını adeta bir aldatılma, bir "boynuzlanma" gibi düşünmesi, içindeki ilkel mülkiyetçi öfkeyi tetikler. Bu hastalıklı gurur, Séverine'in üvey babası olan Başkan Grandmorin’in öldürülüp tren raylarına bırakılmasıyla geri dönülemez bir şiddet sarmalına yol açar. Olay, diğer bir karakterimiz olan makinist Jacques’ın cesede tanık olmasıyla devam eder. ​Jacques, içindeki büyük öldürme arzusuyla yanıp tutuşan bir adamdır ve bu vahşi sahne onun içindeki arzuları tekrar uyandırır. Onun bu karanlık dürtüsü genellikle kadınlara yöneliktir; onlarla yaşadığı herhangi bir birliktelik sırasında onları boğma ya da göğüslerine bıçak saplama isteğiyle yanıp tutuşur. Ta ki Séverine’i görene kadar... Jacques, Séverine’i gördüğünde ona aşık
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,960 okunma