Karga, beni daha ilk sayfalarda içine çeken bir hikâyeydi. 1970’lerin karanlık yeraltı dünyasında geçen roman, Diego Servillo’nun aile içi ihanetlerle, güç mücadeleleriyle ve intikamla örülü yükselişini anlatıyor. Diğer yanda Rosanna De Luca’nın küçücük yaşta zorla girdiği dünyanın onu nasıl şekillendirdiğini okudukça görüyoruz. İkisini bir araya getiren o mecburi nişan ve ardından başlayan kaçış, kitap boyunca tansiyonu hiç düşürmeyen bir maceraya dönüşüyor.
Ben güçlü kadın karakterleri okumayı sevdiğimi her fırsatta söylerim ve Rosanna tam anlamıyla okumayı sevdiğin karakter tarzı. Yara almış ama pes etmeyen, korkmuş ama güçlenen, hata yapan ama bedelini ödemekten çekinmeyen bir kadın… Onun özgürlüğünü geri kazanma çabası, zamanla gölge gibi dolaşan soğukkanlılığı ve kendi iç savaşları beni çok etkiledi.
Diego ise daha farklı bir enerjiydi. Padrino’nun oğlu olarak sürekli izlenmesi, küçümsenmesi, düğün günü rezil edilmesi… Bütün bunların altından kalkarken nasıl bir “Karga”ya dönüştüğünü görmek hem şaşırtıcı hem de keyifliydi. Unutmayan, affetmeyen ama doğru zamanı beklemesini bilen bir adam… Rosanna ile yolları kesiştiğinde ise ikisinin arasındaki tehlikeli gerilimi okumak gerçekten çok hoşuma gitti.
Mafya ilişkileri, ihanetler, aile bağları, sürpriz seyahatler… Özellikle İtalya’ya yapılan dönüş yolculuğu beni en çok içine çeken kısımdı. O atmosfer, o gerilim, karakterlerin geçmişe dönüp tekrar yüzleşmeleri… Yeraltı dünyasına okudukça çekiliyorsunuz .