“Devlet aklı” denilen şey, modern siyasetin en eski bahane ya da silahlarındandır.
Kavramı deştiğimizde karşımıza oldukça aşina olduğumuz bir isim çıkıyor, Makyavelli. Ya da orijinal yazımıyla
Mürekkep kokusundan yağ kokusuna giden yol, insanın kendi içine yaptığı en uzun yolculuklardan biridir. İletişim fakültesinin o havadar, teorik koridorlarında gazetecilik okurken, dünyayı kelimelerle
İnsanlık tarihi boyunca imparatorluklar yıkılıyor, teknolojiler eskiyip gidiyor ve gündelik yaşamın telaşı tamamen unutuluyor. Geriye baktığımızda bir dönemin ruhunu, korkularını, aşklarını ve varoluş mücadelesini bize gerçekten aktaran tek şey sanat oluyor. Bilim ya da mimari de dünyaya büyük izler bırakır fakat onlar daha çok neyi nasıl yaptığımızı gösteren somut kayıtlardır. Sanat ise o zaman diliminde yaşayan insanın ne hissettiğini fısıldar. Bir mağara duvarındaki el izinden bir romana veya bir melodiye kadar her eser, aslında zamana karşı verilen bir ölümsüzlük çabasıdır.