Türk edebiyatında durum öyküsü denince akla gelen ilk isimlerden olan Memduh Şevket Esendal'ı daha önce hiç okumamıştım. Yazarın kalemiyle tanışmamız hikayeleri ile değil de romanı ile oldu: Ayaşlı ile Kiracıları.
İnsanı sıkmayan bir dili var yazarın. Akıp gidiyor; öyle sanatlı, övgüler dizecek büyülü bir dil de değil günlük hayatın içinden birini dinler gibi sanki. Kitapta adı anılmayan bir bankada sözü muteber bir memur olan kitabın anlatıcısı aynı zamanda ana karakterimiz. 9 odalı bir evin bir odasını Ayaşlı İbrahim Efendi'den kiralaması ile başlıyor anlatmaya. Aslında kitabın özü "dedikodu"ya dayanıyor desek yanlış olmaz. Kahramanımız geriye kalan 8 odada yaşayan, gelen, giden kim varsa hepsi ile ilgili en az üç beş cümle kuruyor. Ayaşlı, karısı, Ayaşlı'nın üvey kızı Faika, Faika'nın kocası Fuat ve kaynanası, Abdülkerim ile karısı İffet, onların sürekli ağlayan huysuz oğlu, cimri Şefik Bey, Fabrika sahibi İskender Bey, ana karakterin hemşehrisi Hasan Bey, Haki ve kumarbaz karısı Turan, dairede sırasıyla hizmetçi olarak çalışan Halide ile Ziynet ve diğerleri...
Bir de bu dairenin dışında kalan anlatıcının dostu aklı selim birisi olan Doktor Fahri ile Hasan Bey'in Ayvalık'tan gelen kızı Selime var tabii. Lise yıllarımda bu kitabın adını duyduğumda şirin bir mahallede geçen özenilesi bir hikaye gibi düşünürdüm bu eseri. Hiç öyle değilmiş! Pisliğin, batağın, kokuşmuş bir hayatın hikayesi adeta. Bazen diyoruz ya hani toplum bozuldu iyice diye, toplum eskiden de pek farklı değilmiş! 1930'lar Türkiye'sini anlatıyor bu kitap. Tamam belki kurgu bu ama illaki yazar bunu kafasından uydurmuş değildir ya!
Kitaptaki öne çıkan erkek karakterlerden birkaçını düşündüğümde örneğin Ayaşlı gençliğinde eşkıyalık yapmış ve bu işi bırakması için devlet memurluğu teklif edilmiş- bu da