İman kuşunun bir kanadı "ümit", bir kanadı da "korku" idi. Tek kanatlı kuş uçamadığı gibi sadece ümit ya da sadece korku ile mümin olunamazdı. Bu sebeple Rabbimiz bizleri zaman zaman ümitlendirecek, zaman zaman korkutacak sahneleri zikrediyordu ki O'nun rahmetinden ümidimizi kesmeyelim, kendimizi O'nun azabından garantide görmeyelim.
Altındaki sandığı yıllar önce Maraştan almıştı. Çıngıraklı bir sandıktı. İçi hep defne, yaban elması, mantıvar, dağ nanesi kokardı. Kokulu ne bulursa Melek Hanım doldururdu sandığın içine. Sandık nakışlıydı. Kapağın üstüne kocaman, iri Osmanlı gülleri işlenmişti, dallı, yapraklı, tomurcuklu. Önüne, kilidin altına da bir top yaban gülüyle salep çiçeği işlenmişti. Çiçeklerin üstünden üç yavrulu bir ceren bacaklarını öne arkaya uzatmış, iyice germiş uçarcana koşuyordu. Sandığın sağı solu da uçan kartallarla bezeliydi.
Ceviz ağacı çok değerlidir ama altında uyumayacaksın, gölgesi ağırdır. Bir de ceviz ağacının bir huyu vardır, budaklarından birisi oluşurken yakınında kim varsa, ne varsa hemencecik budağın içine resmini nakşediverir. Zamanla budakla birlikte resim de büyür.