Puan vermedi·200 syf.··
2026 79. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 08:36
Kitabın temel fikri, insanların çoğu sevmenin kolay olduğunu, asıl zor olanın “sevilecek doğru kişiyi bulmak” olduğunu düşündüğünü; oysa asıl meselenin sevebilme yetisini geliştirmek olduğunu anlatmasından ibarettir.. “Sevgi bir duygu değil, bir sanattır. Ve her sanat gibi bilgi, emek, sabır ve disiplin gerektirir”
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,9bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:22
Ahmet Şerif İzgören, samimiyetine ve anlatım diline her zaman çok saygı duyduğum, Türkiye'de kişisel gelişim ve yönetim süreçlerini yerelleştirerek en iyi aktaran yazarların başında geliyor. Onun o kendine has, anekdotlarla süslü ve bizden olan tarzını okumayı her zaman seviyorum. ​Kapakta da altı çizilen emek, bilgi, iş kalitesi, girişimcilik, planlama, ekip, etik, eylem ve tutku gibi 9 temel kavram üzerinden şekillenen "At Şu Adımı" da aslında kendi kulvarında oldukça başarılı, içi dolu ve özellikle iş hayatının başında olanlar ya da bir şeyleri harekete geçirmek isteyenler için kılavuz niteliğinde iyi bir kitap. ​Ancak dürüst olmak gerekirse, bu kitap kişisel olarak benim beklentimi tam anlamıyla karşılamadı ve çok fazla içine çekemedi. Belki de yazarın diğer işlerini veya benzer konuları daha önce çok fazla tükettiğimden, bendeki etkisi biraz "bilinen doğruların tekrarı" hissi yarattı. Kötü mü? Kesinlikle hayır. Sadece benim okuma yolculuğumda o aradığım vurucu, farklı kıvılcımı bu kez yakalayamadım.
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,732 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Karanlık, Anlamın İlk Halidir
8/10
·88 syf.·
2026 182. kitabı
Geçen gece deniz kenarında oturuyordum. Hava sakindi. Ayın ışığı denizin üzerine düşüyor, dalgaların hareketiyle birlikte parçalanıp yeniden birleşiyordu. Uzun süre gözümü o ışıklardan alamadım. Bir süre sonra nedensizce aklıma yıllar önce fotoğraflarını gördüğüm Nasır el-Mülk Camii geldi. O meşhur renkli pencereler, güneş ışığını yüzlerce parçaya ayıran vitraylar birden zihnimde canlandı. Deniz üzerindeki ay ışığıyla o pencereler arasında görünmez bir bağ kurmuştum sanki. Ardından Kör Baykuş düştü aklıma. Çünkü Sadık Hidayet’in romanında da gerçeklik tek bir yüzle karşımıza çıkmıyordu. Her şey kırılmış bir camın parçaları gibi dağılıyor, her parça başka bir görüntü gösteriyordu. O gece denizin kıyısında otururken kendimi bir anda Şiraz’daki o caminin içinde hayal etmeye başladım. Zihnimde pencerelerin önüne geçtim, renklerin arasına oturdum ve Kör Baykuş üzerine konuşmak için Ravi, Münzevi ve Hiç’i çağırdım. Kör Baykuş, adı bilinmeyen bir anlatıcının iç dünyası etrafında kurulur. Olay örgüsünden çok, zihinsel çözülme anlatılır. Anlatıcı dış dünyayı yaşarken aynı anda kendi iç dünyasının içinde kaybolur. Gerçek ile hayal arasındaki sınır giderek silinir. Romanın temel gerilimi burada oluşur, dışarıda ne olduğu değil, içeride neyin gerçek kabul edildiği. Bu romanın merkezinde ne var? diye sorduğumda Ravi kısa bir cevap verdi “İnsanın kendine kapanması.” Münzevi bunu genişletti “Bu kapanma bir seçim değil, varoluşun kendisi. Anlatıcı dış dünyadan değil, kendi zihninden kopamıyor.” Hiç ise daha keskin bir yerden yaklaştı “O zaman hikaye diye bir şey yok mu?” Kör Baykuş’un en önemli özelliği burada ortaya çıkar. Geleneksel anlamda net bir olay zinciri sunmaz. Bunun yerine parçalı bir bilinç akışı kurar. Okur, olayları değil, olayların zihinde bıraktığı kırılmayı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Bilginin, Kabul Görmenin ve İnsan Olmanın Hikâyesi
10/10
·325 syf.··
2026 21. kitabı
Eser, ilk bakışta zihinsel engelli bir gencin olağanüstü bir deney sonucunda zekâsının gelişmesini anlatıyor gibi görünse de aslında insanın kabul görme ihtiyacını, aile ilişkilerini, bilginin sınırlarını ve insan olmanın anlamını sorgulayan derin bir romandır. Charlie Gordon, çevresindeki insanlar tarafından çoğu zaman dışlanan, küçümsenen ve tam anlamıyla anlaşılmayan bir gençtir. Charlie'nin ailesi üzerinden de farklı bakış açılarıyla karşılaşırız. Babası Matt, oğlunun durumunu kabullenmiş ve onu olduğu gibi sevmeye çalışan bir karakterdir. Annesi Rose ise Charlie'nin diğer çocuklarla aynı olabileceğine inanır ve bu uğurda hem kendisini hem eşini hem de çocuğunu yıpratır. Charlie'yi "normal" hâle getirme arzusu zamanla bir sevgi biçiminden çok bir takıntıya dönüşür. Bu durum, engelli bireylerin yaşadığı birçok sorunun aslında onların durumlarından değil, toplumun ve ailelerin beklentilerinden kaynaklandığını düşündürür. Charlie'nin zekâsı ameliyat sonrasında olağanüstü bir şekilde gelişir. Kısa sürede birçok alanda uzmanlaşır, bilimsel tartışmalara katılır ve çevresindeki insanları bilgi düzeyiyle geride bırakır. Ancak burada romanın en önemli sorularından biri ortaya çıkar: Bilgi gerçekten insanı tamamlar mı? Charlie'nin zihinsel gelişimi ile duygusal gelişimi aynı hızda ilerlemez. Bilgi bakımından bir dâhiye dönüşürken, duygusal dünyasında hâlâ birçok eksiklik yaşamaktadır. İnsan ilişkilerini yönetmekte zorlanır, duygularını anlamlandırmakta güçlük çeker ve yalnızlaşır. Böylece eser, insanın yalnızca zekâdan ibaret olmadığını; duygu, empati ve ilişkilerle de var olduğunu gösterir. Roman boyunca Charlie ile ilgilenen bilim insanlarının tavırları da dikkat çekicidir. Özellikle Profesör Nemur ve ekibi, büyük bir başarı elde etmek isterken Charlie'nin bir insan
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma
İnceleme
Puan vermedi·384 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:58
Türk mitolojisini, efsaneleri ve alternatif tarih kurgusunu seven biri olarak Oz’un Kalbi Mu Kıtası benim için oldukça farklı bir okuma deneyimi oldu. Kitap, Mu ve Atlantis gibi gizemli uygarlıkları merkezine alırken, Boğa, Börü, Gök Geyik ve Aslan gibi semboller üzerinden güç, bilgelik, adalet ve liderlik kavramlarını işliyor. Mu kıtasının görkemi, Oz Birliği'nin kudreti ve Atlantis ile yaşanan büyük mücadele kitabın temel çatışmasını oluşturuyor. Okurken en çok hoşuma giden şey, yazarın Türk kültüründen ve mitolojik unsurlardan beslenen zengin bir dünya kurmuş olmasıydı. Sadece bir savaş hikâyesi okumuyorsunuz; aynı zamanda sadakat, inanç, ihanet ve medeniyetlerin yükselişine dair düşünmeye sevk eden bir anlatının içine giriyorsunuz. Özellikle karakterlerin temsil ettiği değerler ve kutsal güçler, hikâyeye epik bir hava katıyor. Bununla birlikte kitap zaman zaman yoğun bilgi aktarımı ve geniş evren tasviri nedeniyle dikkatli okunmayı gerektiriyor. Fantastik ve mitolojik kurgulara alışkın olmayan okurlar için bazı bölümler karmaşık gelebilir. Ancak sabırla ilerledikçe olayların ve karakterlerin birbirleriyle olan bağlantıları daha anlamlı hâle geliyor. Genel olarak Oz’un Kalbi Mu Kıtası, Türk mitolojisini fantastik bir kurgu içinde okumak isteyenler için oldukça ilgi çekici bir eser. Ben kitabı okurken kendimi bazen bir destanın içinde, bazen de kadim uygarlıkların kaderini belirleyen büyük bir savaşın ortasında hissettim. Özellikle tarih, mitoloji ve epik anlatıları seven okurların şans vermesi gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Duygu ve Düşünce
Oz’un Kalbi Mu KıtasıÇağlayan Yılmaz · Panama Yayıncılık · 2017624 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2026 88. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:00
#fundaokuyupyorumluyor Kariyer yolculuğunu sadece iş hayatı üzerinden değil, insanın kendini tanıma ve geliştirme süreci üzerinden anlatan bu eser, özellikle iş hayatına yeni başlayanlar ya da yönünü arayanlar için güçlü bir rehber niteliğinde. Kariyer, aslında bir ağaca benzetilir. Bir ağacın göğe uzanabilmesi için önce kök salması gerektiği gibi, başarıya ulaşmanın da sağlam bir temel gerektirdiğini hatırlatıyor. Günümüzde çoğu kişi unvanların, maaşların ve görünür başarıların peşinden koşarken, yazar asıl önemli olanın görünmeyen kökler; yani bilgi, sabır, deneyim ve karakter olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor. Kitapta yer verilen örnek hikâyeler de oldukça düşündürücüydü. Özellikle Nokia'nın değişime ayak uyduramayarak liderliğini kaybetmesi üzerinden verilen mesaj çok değerliydi: "Mevcut başarı, geleceğin garantisi değildir." Bu bölüm bana, hayatın her alanında öğrenmeye ve yenilenmeye devam etmenin ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlattı. Dün işe yarayan yöntemlerin bugün yeterli olmayabileceğini, değişime direnmenin aslında geride kalmak anlamına geldiğini güçlü bir şekilde hissettiriyor. Thomas Edison'un hikâyesi ise kitabın en ilham veren sayfalarından biriydi. Başarının çoğu zaman başarısızlıkların üzerine inşa edildiğini, pes etmeyen insanların sonunda kendi ışıklarını bulduğunu anlatıyor. "Tüm ampuller ışık saçar ama bazıları karanlıkta icat edilmiştir." cümlesi uzun anlamlı. Çünkü hepimizin hayatında karanlık dönemler oluyor ve bazen en büyük gelişimler tam da o dönemlerde gerçekleşiyor. Yazarın samimi ve sohbet havasındaki anlatımı kitabı oldukça akıcı hale getiriyor. Karmaşık kariyer teorileri yerine gerçek hayat örnekleri, sade anlatımlar kullanılmış. Bu da kitabın okunmasını ve uygulanabilirliği kolaylaştırıyor. #beyazyakanındörtmevsimi
Beyaz Yakanın Dört MevsimiEren Gülsever · Ceres Yayınları · 20265 okunma