Puan vermedi·80 syf.·
2026 21. kitabı
"Bu dünyada her şey tek başınadır" diye başlıyordu karakterin o amansız itirafı; halbuki o anda bir tabutun başında, ölü bir sessizlikle baş başaydı. Dostoyevski, bu anlatıyla bizi bir evliliğin enkazından içeri sokarken aslında bir insanın kendi kibrinden ördüğü zindanla yüzleştiriyor. Sahi, bir insanı sevmek miydi amaç, yoksa o ruhu kendi karanlığına hapsetmek mi? Sayfalar ilerledikçe bir adamın, gencecik bir ruhu kendi mutsuzluğuna nasıl ortak ettiğini değil, onu kendi idealleri için nasıl bir nesneye dönüştürdüğünü okuyoruz. Bu eser, sevginin yerini alan mülkiyet tutkusunun ve dilsizliğin bir silah olarak kullanılmasının en çıplak anatomisidir. ​Her şey, bir rehin dükkânının o kasvetli, her eşyanın bir bedelinin olduğu ama insan onurunun hiçe sayıldığı atmosferinde başlar. Adam, toplumdan dışlanmışlığının, geçmişte uğradığı hakaretlerin ve zedelenen gururunun hıncını alabileceği bir alan aramaktadır. Karşısına çıkan o gencecik, çaresiz kızı gördüğünde hissettiği duygu saf bir şefkat değil; nihayet birinin üzerinde mutlak hâkimiyet kurabilecek olmanın verdiği o çarpık ve karanlık hazdır. Onu evliliğe ikna ederken aslında ona sıcak bir yuva mı sunuyordu, yoksa kuralları en ince ayrıntısına kadar kendi tarafından belirlenmiş bir suskunluk hapishanesi mi? Zihninde kurguladığı o "soylu kurtarıcı" maskesi, kızın her geçen gün biraz daha solan varlığını ve gizli feryatlarını görmesini engelleyen en büyük engeldir. ​Bu sarsıcı metnin en can yakan ve ruhu daraltan noktası ise aralarındaki o bitmek bilmeyen, sistemli iletişimsizliktir. Adam, karısını "eğitmek", ona hayatın gerçeklerini öğretmek ve en önemlisi ona haddini bildirmek için susar. Konuşmamayı bir terbiye yolu, bir üstünlük kurma aracı olarak kullanır. Bir insanı yok sayarak onu kendine muhtaç etmek, sevgiden ne
1000Kitap
Uysal KızFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202310,8bin okunma
Güçlü Başlangıcın Gölgesinde Bir Üçüncü Sayı
7/10
·49 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 18:04
Diğer iki sayısıyla kıyasladığımda bu sayının daha basite indirgenmiş olduğunu ve bazı denemelerin yazılmak için yazıldığını fark ettim. Beğenip notunu aldığım bölümler de var tabi ama genel çerçeveden baktığımda biraz aceleye gelmiş, güçlü başlangıcın gölgesinde kalan bir sayı olduğu kanaatindeyim. Dönüp baktığımda hatırlamak istediğim için kısa kısa not ettiğim bölümler: - Hazreti İnsan - Salih Samet GÜR İnsan uzayı, sanatı, doğayı, teknolojiyi gerekli gereksiz her şeyi araştırıyor ama ne yazık ki kendi ruhundan ve varlığından bihaber. Her şey huzurumuzu kaybetmeye ve huzursuzluğu huzur saymaya boyun eğmekle başladı. Modern ve huzursuz insanın çilesi; hızla akıp geçen zaman içerisinde bir köşede oturup kendi içerisine, kendi karanlığına ışık tutmamaktır. - Mahir Ünsal Eriş Röportajı - Nergis SELİ Mahir Ünsal ile bu röportajda tanışmak beni mutlu etti. Onun diğer yazarlarından farklı olarak mutsuzluğunu değil de huzursuzluğunu yenmek için yazdığına şahit oluyoruz ve anne ve babasından ‘aferin oğlum’ almak için yazarak Sait Faik öykü ödülünü aldığı ‘Olduğu Kadar Güzeldik’ öykü kitabını en kısa sürede okuyacağım. Tek kitap okuma şansım olsa Melih Cevdet Anday’ın Raziyesini okurdum diyerek güzel bir tavsiyede de bulunuyor. Bunu da listeye eklememek olmaz. -Bir Sanat Eseri - Marcel DUCHAMP - Oğuz GÜNER Salvador Dali’nin bıyık ve sakalını Mona Lisa’ya çizip sergiletmesi, pisuvarı bir çeşme olarak galeride sergilemesi ve çıplak bir kadına karşı takım elbiseli şekilde satranç oynayıp fotoğrafını çektirmesiyle moderniteye karşı olduğunu gösterir. Marcel Duchamp işte böyle bir insandır. - Yazıldığı Gibi Okuyunuz: Po Polsku! - Yasemin ÖZDEMİR Ülkemizde Lehçe diyince herkesin aklına şive farklılığı geliyor fakat bu Polonya’nın ana dili ve dünyada yaklaşık 50 milyon
Edebiyat
KafkaOkur - Sayı 3 (Ocak-Şubat 2015)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2015333 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·120 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 22:54
Tenha ~ Ali Volkan Erdemir Merhaba sevgili kitapseverler; Bugün size sadece bir öykü kitabı değil, bir iç coğrafya atlası tanıtacağım:Tenha. Ali Volkan Erdemir, Murakami, Mishima ve Oe başta olmak üzere Japon edebiyatının dev isimlerini Türkçe’ye kazandıran o titiz çevirmen ve yazar kimliğini, bu kez kendi öykü dünyasını kurmak için kullanmış. Öykülerde Japon edebiyatının o duru ve minimalist hüznü ile Türkçe’nin duygusal derinliği öyle güzel harmanlamış ki Tenha, bildiğimiz o ıssız yer değil; insanın en kalabalık anlarında bile içinde taşıdığı o dokunulmaz oda. Erdemir’in öyküleri tam da bu cümlenin peşine düşüyor. Onbir öykü, onbir farklı tenhalık hali. Bu rota; bir yastan başlayıp Huzurlu Ejderha Tapınağı’nın dinginliğine uzanırken, bazen bir nikâh masasının tam ortasında kopan sessiz bir çığlık, bazen de Tokyo’nun devasa gökdelenleri altındaki o derin kimlik sancısına dokunuyoruz. Kyoto’da Kamo Nehri’nin sularıyla arınırken, bir kafe köşesinde kolektif yalnızlığın tadına bakıyor ve nihayet yorgun bir gezginin iç hesaplaşmasında kendi yolumuzu buluyoruz. Tabii ki kediler ve yalnızlık hissinin en samimi arkadaşı tren rayları da öyküler arasında. Erdemir, insanın modern dünyadaki yalnızlığını, hiçbir yere sığamama halini anlatıyor. Bunu sade ve çoğu zaman umuda bulanmış bir dille yapıyor. Karakterlerinin ruh hallerini bazen bir Metallica tişörtünde, bazen bir Klimt tablosunda, bazen de bir nehrin akışında gizliyor. Edebiyatın büyük isimlerine (Sait Faik, Mishima, Cevat Çapan) yaptığı saygı dolu göndermeler ise öykülere derin bir katman daha eklemiş. Bazen en uzağa gitmek, aslında en içeriye, kendi tenha’mıza dönmek olabilir. Kitaptaki öykülerde başkalarına kapattığımız o gizli odaya usulca sızan, “başka hiçbir şeyin önemi yok” (nothing else matters) dedirten o
TenhaAli Volkan Erdemir · Doğan Kitap · 202619 okunma
Puan vermedi·330 syf.·
2026 5. kitabı
İnsan zihni öyle tuhaf bir yer ki; bazen katlanamadığı bir acıyla karşılaştığında, sırf ayakta kalabilmek için kendine tamamen yeni bir dünya inşa edebiliyor. Zülfü Livaneli bu romanda bizi o zihinsel oyunların, insanın kendi içine ördüğü gizli çıkmaz sokakların tam ortasına bırakıyor. Hikâye boyunca hissettiğimiz o sürekli saklanma hali, aslında hepimizin hayata karşı taktığı maskelerin birer yansıması. Bu anlatı aslında bize çok çarpıcı bir gerçeği gösteriyor: "En yakınınızdaki insanı bile aslında hiç tanımıyor olabilirsiniz; çünkü insan, en büyük yaralarını her zaman en derine gömer ve oraya kimsenin dokunmasına izin vermez." ​Sakin bir balıkçı köyündeki o gizemli cinayet, aslında sadece bir başlangıç. Asıl mesele, emekli mühendis Ahmet’in o buz gibi, kimsenin yaklaştırmadığı temassız dünyası. Ahmet’in hayatından dokunmayı tamamen çıkarmış olması basit bir takıntı değil; dünyaya karşı ördüğü devasa bir savunma duvarı. "Kimseye dokunmazsam canım yanmaz, kimseyi sevmezsen eksilmem" diyerek kurduğu bu kale, aslında onun kendi hapishanesi. Ama hayat, genç bir gazetecinin gelişiyle o güvenli sandığı duvarları sarsmaya başladığında, her şey bir anda darmadağın oluyor. ​Beni bu anlatıda en çok sarsan, aşkın o alışık olduğumuz pembe tozlu anlatımının yerini, saplantılı ve yıkıcı bir gerçekliğe bırakmasıydı. Livaneli, bildiğimiz o eski destansı aşkları anlatırken aslında onların içinde gizlenen o hastalıklı yanları bir bir ortaya döküyor. Karakterler arasındaki bağ, bir süre sonra sevgiden çıkıp ürkütücü bir kimlik karmaşasına dönüşüyor. Biz yazarın rehberliğine güvenip hikâyenin peşinden gidiyoruz ama öyle bir noktada bizi ters köşe yapıyor ki; kendi algımızın bile nasıl ustaca yönlendirildiğini görünce insan gerçekten dehşete düşüyor. Psikolojinin edebiyatla bu kadar sert
1000Kitap
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,6bin okunma
Korkacak bir şey yok.
Puan vermedi·208 syf.··
2026 4. kitabı
Babasının on yedi yıl sonra tekrar kanser hastalığına yakalandığını öğrenen yazar, tedavi süreciyle alakalı araştırmalara başlar ve anlamlarını araştırdığı latince tıbbi kelimelerden, babasının hayatla yavaş yavaş vedalaştığını öğrenir. ‘Şimdiye kadar latincenin ölü bir dil olduğunu bilirdim. Şimdi onun ölümün dili olduğunu biliyorum. Ölüm, latince konuşur.’ Romanın başlangıç cümlesi ‘Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.’ Bu cümleden de anlaşılacağı üzere yazarın bahçıvan olan babası ölüyor. Romanda kronolojik sıraya dikkat etmeden yazar babasının bahçıvanlık dönemine de bahçe olduğu döneme de değiniyor. Bolca babadan alıntı var. Babanın en büyük özelliği en basit şeylerden bile anlatacak hikaye çıkarmasıydı. Yazarımız da babasının izinden giderek, asla basit olmayan babasının ölümü konusundan bir hikaye çıkarmış. Ancak bu hikaye yas sürecinde bocalayan yazarımızın babasıyla olan anılarını hatırlayarak acısını hafifletme amacı taşır. ‘Ölürken ellerini tutmak önemli, diyorum kendisi de babasını kaybeden bir arkadaşıma. Daha sonra bırakmak da önemli, cevabını veriyor kısa bir sessizlikten sonra.’ ‘Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?’ Ebeveynlerimizin kaybından sonra en önemli zamanlarımız da onlarla gömülüyor sanki ve siz ondan kalanların üzerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyorsunuz. İşte bu anlamda yazar ölürken tuttuğu babasının elini daha sonra hiç bırakamamış. Ben de babanın izinden giderek yazarımıza elimi uzatıyorum ve ‘Gel buraya bir süre tihnalık(tenhalık) içinde otur. Korkacak bir şey yok.’ diyorum.
1000Kitap
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Bana neler oldu? Neden dünyada bu kadar yalnızım ben..!
10/10
·325 syf.··
2025 18. kitabı
Zihinsel ya da bedensel engelli insanların bizden bekledikleri sadece "SEVGI" kitap bunu çok çarpıcı bir dille anlatmış. Charlie'nin üstün gayretine, insanlar tarafından sevilme ve kabul görme isteğine şahit oluyoruz. Acı gerçekse; zekası geliştikçe sorunları da o ölçüde artan adamın, sevgi ve merhametini de kaybettiği ölçüde ruhunun acılarla dolarak, adamın hep eksik kalması. Yazarın ihtisas alanının psikoloji ve edebiyat üzerine olması sayesinde böylesi bir deneyim yaşayan karakterin psikolojik değişimlerinin adeta fotoğrafı veriliyor okuyucuya. Bu bakımdan kitap bir film tadındaydı. Keyifli okumalar…
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma