Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 20:15
Kitabı elimden şimdi bıraktım. Sıcağı sıcağına duygularımı yazmak istedim. Ben ne okudum öyle? Çok etkilendim. İyi anlamda değil ama. Fred'in deli kişiliği, Miranda'nın çaresiz çırpınışları beni çok etkiledi ve korkuttu. Kitap bitince Fred yanımda olsaydı muhtemelen öldürürdüm. Konusundan biraz bahsedecek olursam; Fred bir memurdur, kelebek koleksiyoncusu ve asosyal bir kişiliğe sahiptir. Miranda'yı görür ve ona aşık olur. Bahisten yüklü miktarda para kazanır. Miranda'ya açılmak yerine onu kaçırır ve bir mahzene hapseder. Bundan sonraki süreçte Fred'in kendini anlattığını ve Miranda ile yaşadıklarını okuyoruz. Akabinde de Miranda'nın hissettiklerini. Miranda, Fred'i sürekli hor görür; Fred ise ilkel benliğinden asla çıkamaz. Miranda'nın sanatçı kişiliğine ve bilgili, zeki olmasına karşın Fred tam bir cahil ve sonradan görmedir. Romanı okurken ister sıradan bir öykü gibi okuyun ister metaforik olarak okuyun asla sırıtmaz. Çok yönlü bir kurgu. Kitap bitince erkeklerin ne kadar bencil ve duyarsız; kadınların da ne kadar duyarlı ve hassas olduğunu görüyorsunuz. Yukarıda da belirttiğim gibi çok etkileyici bir psikolojik gerilim kitabı kendisi. Bu türe ilginiz varsa tavsiyedir. İçim kaldırmaz diyorsanız, aman ha, derim.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
8/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Aysun Koç kaleminden Tevekkül Doğum Masalı kitabının yorumu ile geldim Nisan ayının sıradaki kitabı 2025 yılı basımlı 46 sayfalık bir kitap Çok naif, kalbe şifa niyetine okunacak bir kitap. •Hikayemiz Ahsen ve Addas’ın daha bebekleri dünyaya gelmeden niyetlerini tazelemeleri, helal lokma peşine düşmeleri ve hayırlı bir nesil için dua etmeleri başlıyor. •Ahsen’in rüyasında gördüğü o siyah kutu ve içindeki Kevser yazılı kolye.. İsimlerin birer tesadüf değil, emanet olduğunu o kadar naif anlatmış ki yazar, çok etkileyiciydi. •Doğum sancılarını korkutucu bir acı olarak değil de bebeğe kavuşturan şifalı dalgalar olarak tanımlaması bakış açımızı nasıl da kökten değiştiriyor. Ahsen’in sancılar geldiğinde bedenini serbest bırakıp fıtratındaki o güce güvenmesi tam bir uyanış anı. •"Doğumda kendimi korkulara değil, sana teslim etmemi nasip et." Bu sadece doğum için değil, hayatın tüm fırtınaları için okunacak bir teslimiyet nişanı değil mi? •Aysun hocamızın dili çok duru, bir terapi seansındaymışsınız gibi güven veriyor. Zaten kitap doktor, ebe ve psikolog onaylı; yani altı çok dolu bir manevi rehberlik sunuyor. Resimler ise o kadar sıcak ki, sayfaları çevirirken Ahsen’in evindeki o huzuru, komşusu Perihan teyzenin getirdiği poğaçanın kokusunu bile hissedebiliyorsunuz •Eğer zihninizde doğumla, gelecekle ya da hayatın getirdiği belirsizliklerle ilgili korkular varsa, bu yetişkin masalı size çok iyi gelecek. Yazarımızın kalemine sağlık Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
Tevekkül Doğum MasalıAysun Koç · Az Kitap · 20268 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zekanın Ötesindeki Bir İnsan Hikayesi
10/10
·325 syf.··
2026 16. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:08
Daniel Keyes'in Algernon'a Çiçekler adlı romanı, ilk bakışta zekâ üzerine yazılmış bir hikâye gibi görünse de aslında insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan son derece dokunaklı bir eserdir. Romanın kahramanı Charlie Gordon, düşük zekâ seviyesine sahip bir bireydir. Çocuk yaşta ailesi tarafından terk edilmiş, hayatını bir fırında çalışarak sürdürmüş ve çevresindeki insanların çoğu tarafından küçümsenmiştir. Ancak Charlie'nin en dikkat çekici özelliği zekâsı değil; insanlara karşı duyduğu sevgi, öğrenme isteği ve bitmeyen umududur. O, daha zeki olursa insanların onu seveceğine, arkadaş edinebileceğine ve ailesini gururlandırabileceğine inanır. Charlie'nin deneysel bir ameliyatla üstün zekâlı bir bireye dönüşmesi, romanın asıl trajedisini ortaya çıkarır. Çünkü insanlar Charlie'nin zekâsını kazandığını görürler ama onun zaten bir insan olduğunu unuturlar. Daha önce onunla alay edenler, bu kez de zekâsından korkmaya başlar. Charlie, hayatının hiçbir döneminde tam anlamıyla kabul göremez. Düşük zekâlıyken küçümsenir, dahi olduğunda ise dışlanır. Böylece roman, insanların çoğu zaman bireyin kendisini değil, kendilerine hissettirdiklerini sevdiklerini gösterir. Kitabın en etkileyici yanlarından biri de Charlie ile Algernon arasındaki ilişkidir. Aynı deneyden geçen bir laboratuvar faresinin yaşadığı değişimler, Charlie'nin geleceğinin habercisi olur. Algernon'un bozulmaya başlayan zihinsel durumu, okura yaklaşan sonun ağırlığını hissettirir. Bu nedenle roman yalnızca bir yükseliş hikâyesi değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir düşüşün de hikâyesidir. Eserde beni en çok etkileyen bölümlerden biri Charlie'nin terapi sırasında yaşadığı mistik deneyimdir. Evrenle bütünleştiğini hissettiği, ışıklar, mağaralar ve lotus benzeri çiçek imgeleriyle anlatılan bu sahne, Charlie'nin
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
10/10
·312 syf.·
2026 30. kitabı
“Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar yaşanır.” Gibi klişe bir cümle vardır ya hani… Aşkın Celladı benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Başlangıçta aşk hikâyelerinden oluşan bir terapi kitabı sanmıştım ama yanıldım. Basit bir aşk kitabı ya da ilginç vakaların anlatıldığı bir psikoloji kitabı değil. Bu kitap; yas, yalnızlık, utanç, özsaygı, ölüm korkusu, sevilme ihtiyacı ve insanın kendine anlattığı hikâyeler üzerine yazılmış. BURADAN SONRA BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN KARAKTERLERLERLE İLGİLİ YORUMLAR BULUNMAKTADIR. Thelma’da aşkın bazen bir kişiden çok o kişinin bize hissettireceklerine duyulan özlem olabileceğini düşündüm. Ayrıca Thelma’nın terapistinin de kendi terapi sürecinde olmadan bir başkasını terapiye almasının zararlarını gördüm. Yalom’un bir terapist olarak Thelma ve Matthew’i yüzleştirmeye zorlaması, ama bunun hiç işe yaramaması ve Yalom’un kendini eleştirmesine hayran kaldım. Carlos’ta “Ben ayakkabılarım değilim.” ve “Herkesin bir kalbi var.” cümleleriyle insanın değişebilme gücüne bayıldım. Başlangıçta “Sapık bu adam” dediğim adamın geçirdiği değişim şok etti. Betty beni en çok sarsan karakter oldu. Babasını kaybettikten sonra kilo alması, kendini sevilmeye layık görmemesi ve içindeki acımasız ses beni kendi hayatımla yüzleştirdi. Belki de ilk kez bedenime başka bir gözle bakmaya başladım. Ayrıca burada beni etkileyen bambaşka bir şey oldu. Yalom’un şişman kadınlara karşı duyduğu önyargı ve bunun sürece yansımaları. Terapistler de insan ve bu önyargılara bakmak kıymetli. İkisi açısından da geliştirici bir süreçti. Penny’de bir insanın yalnızca sevdiği kişiyi değil, onunla birlikte kurduğu hayalleri de kaybedebileceğini gördüm. Yanlış çocuk öldü, doğru hayalleri öldü. Ve bu yas onun 2 oğluyla ilişkisini zedeledi. Süreç Penny ve çocukları
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi ÖyküleriIrvin D. Yalom · Remzi Kitabevi · 20199,4bin okunma
Puan vermedi
Günübirlik hayatlar, Irvin Yalom un Psikiyatri seanslarında danışan olarak ona gelen hastaların hikayelerinden oluşuyor. kitapta yaklaşık on adet öykü var, kimi uzun kimi kısa. Seansların ana temaları, yalnızlık, yaşlılık, ölüm ve kendini bulma gibi konular üstünden ilerliyor Hastalardan biri kendini önemli hissetmek için, bir diğeri gerçeklik algısını düzeltmek için, ya da başka bir hasta kendisinin iyi yönüyle tanışmak için seanslar alıyor. Artık yazamayan bir yazarın tekrar yazma yetisine kavuşması, ya da ölüm döşeğinde olan bir kanser hastasının Çevresine ölüm konusunda öncülükk etmesi gibi konularda bu hayatlara Tanıklık ediyoruz. konuların ana teması yaşlılık, hastalık, ölüm. Ana tema bu olmasa da, her seansta yine yaşlılıktan tükenmiş ya da tükenmekte olan hayattan bahsediliyor. Tabii ki konuşulması normal konular ancak bir terapi kitabı okurken seansları anlatılacağı yahut aktarılacağı bir kitap okuduğumuzu bilirken daha değişik konular, daha enteresan saptamalar beklerdim. Edebi olarak kitaptan bir şey beklemek çok iyimser olur, çünkü romanın esas hedefi Yaz arca enteresan bulunmuş ilginç seansları okuyucuya aktarmak. Ancak konuların dönüp dolaştığı yer ölüm ve yaşlılık olunca hem Okuyucuda karamsarlık bırakıyor, hem de beklentiyi karşılayamıyor. Son hikayedeki seansta marcus aurelius tan Alıntılar yapılıyor, romanın en güzel seansı kısmı da burası zaten. Romanda adını zaten buradan bir alıntıdan oluyor. "Hepimizinki Günübirlik hayatlar, hatırlayanın hatırlayandan farkı yok" "Her şeyi unutacağın, Ve her şeyin seni unutacağı günler yakın."
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma
Ölümün Gölgesinde Yaşamayı Öğrenmek
Puan vermedi·208 syf.··
2026 22. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 23:45
Günübirlik Hayatlar bana göre insanların ruhlarına konulmuş gizli dipnotları okumaya çalışan bir kitap. Yalom'un odasına giren her insanın farklı bir hikâyesi var gibi görünür; ama sayfalar ilerledikçe bütün yollar aynı yere çıkar: yalnızlığa, ölüme, pişmanlığa ve anlam arayışına. Kimi aşk acısıyla gelir, kimi öfkeyle, kimi kaygıyla... Fakat çoğu zaman yaranın adı başka olsa da kökü aynıdır. Kitabı okurken şunu düşündüm: İnsan bazen geleceği planlamaktan yaşamayı unutur. Oysa hayat, sürekli ertelenen büyük bir proje değil; her gün elimizden biraz daha kayan bir zamandır. Belki de Yalom'un anlatmak istediği şey tam olarak budur. Ölüm, yaşamın düşmanı değil; ona değer kazandıran sessiz bir sınırdır. Bu yüzden kitap bende bir terapi metninden çok bir ayna etkisi bıraktı. Başkalarının korkularını okurken kendi korkularımla karşılaştım. Başkalarının yaralarına bakarken kendi kırık yerlerimi gördüm. Ve kitabın sonunda zihnimde şu cümle kaldı: "İnsan çoğu zaman ölümden değil, gerçekten yaşamamış olmaktan korkar. Çünkü mezara giren beden değil yalnızca; ertelenmiş hayaller, söylenmemiş sözler ve yaşanmamış ihtimaller de onunla birlikte gömülür."
Psikoloji
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma