Geçmişime, geleceğime, hayatımın bütün zamanlarına bakıyorum ve zamanın bir erozyon olduğunu düşünüyorum. Zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her şeyi toza dönüştürüyor.
“…gelenek dediğin herkesin üstünde anlaşabildiği şeylerden ötesi değildir- biliminsanları, öğretmenler, kurumlar, kurumların sahibini değiştirirsen gerçeklerin sahibini de değiştirebilirsin, inancın yapısını da değiştirebilirsin, üzerinde anlaşılmış şeyleri de, onların yaptığı da işte bu Eilish, gayet basit aslında, UBP senin benim gerçeklik dediğimiz şeyi değiştirmeye çalışıyor, bir şeyin başka bir şey olduğunu söyler ve yeterince tekrar edersen o zaman onun öyle olması gerekir, tekrar tekrar söylersen de insanlar bunu hakikat bilir.”
“…bu sessizlik hayatımın her anını tüketiyormuş, irdelersem deliririm sandım ama sonra uyandım ve bize ne yaptıklarını görmeye başladım, eylemdeki dehayı gördüm, senden bir şey alıyorlar, yerini sessizlikle dolduruyorlar, sen de uyanık olduğun her an o sessizlikle karşı karşıya oluyorsun, yaşamıyorsun, sen, sen olmaktan çıkıyorsun, bu sessizliğin karşısındaki bir şey oluyorsun, sessizliğin bitmesini bekleyen bir şey, dizlerinin üstüne çöküp yalvaran, sessizliğe gündüz gece fısıldayan, alınan şeyin geri verilmesini bekleyen bir şeysin sen ve anca o zaman devam edebilirsin hayatına, fakat bitmiyor bu sessizlik işte, istediğin şeyin günün birinde geri verilme olasılığını açık bırakıyorlar, sen de sindiğin yerde felç olup kalıyorsun, köreliyorsun eski bıçaklar misali fakat sessizlik bitmiyor çünkü güçlerinin kaynağı bu ve sessizliğin gizli anlamı da böyle işte.”
Genel olarak karar alabilen biri bile değildim aslında. Benimkiler daha ziyade kararsızlığın aldığı kararlardı ve ekseriyetle eylemsizlikle sonuçlanırdı. Hayatı boyunca tüh’lerden kaçarken keşke’lere tutulmuş biriydim.