Kur’ân ayarında bir kitap meydana getirmeye asla gücünüz yetmeyecek; Kur’ân’ın meydan okuması ve sizin bu meydan okuma karşısındaki acziyetiniz kıyamete kadar sürecektir. Bu kitabın bir insan ürünü olamayacağını, insanüstü bir kaynaktan geldiğini iyice anladıktan sonra yine de iman etmemekte diretirseniz, kendi ellerinizle kendinizi cehennem ateşine mahkûm etmiş olacaksınız. O cehennem ki, yakıtı insanlar ve taşlardır. Yani o ateşe sadece inkârcılar atılmayacak; aynı zamanda o taptıkları putlar da –taştan başka bir şey olmadıkları gösterilmek üzere– onlarla birlikte ateşin yakıtı olacaklardır. Zira cehennem, taşları ve kayaları dahî yakıp kavuracak derecede müthiş sıcaklığı olan bir ateştir. İslâm davasını yok etmek için her yolu deneyen müşrikler, bu meydan okuma karşısında sessiz kaldılar, cevap veremediler. Oysa Kur’ân ayarında bir kitap, hiç değilse bir tek sûre yazabilselerdi, Peygamber’i susturup iddiasını çürütecek, böylece canlarını, mallarını ve evlâtlarını fedâ ettikleri uzun ve meşakkatli bir mücadeleye katlanmak zorunda kalmayacaklardı. Üstelik aralarında meşhur şairler, hatipler, edîpler bulunuyordu. Buna rağmen Kur’ân’a nazire yapmaya teşebbüs dahî edemediler. Çünkü onun insanüstü bir kaynaktan geldiğini biliyor, ama kibir ve inatları sebebiyle hakikati inkâr ediyorlardı. Eğer Kur’ân’ın benzerini meydana getirmeye güçleri yetseydi, elbette bunu yaparlardı. Fakat yapamadılar ve kıyamete kadar da asla yapamayacaklar! Kur’an-ı Kerim’in, onların böyle bir şey yapamayacaklarını açıkça belirtmesi ve geleceğe dair verdiği bu haberin aynen gerçekleşmiş olması, hiç kuşkusuz başlıbaşına bir mucizedir. Ey insanlar! Bu meydan okuma karşısındaki acizliğiniz, Kur’ân’ın bir insan veya topluluk tarafından uydurulmuş olduğuna dair şüphelerinizi gidermeli ve onun
1000Kitap
Teşebbüs
bu yaz sakin geçecek dedim,şeytan güldü,ben de güldüm.duvarda takvim kahkaha attı,ilk defa aynı fikirdeydik:) bunny wailer-soul rebel 🫴🎶
Reklam
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.. -Sebahattin Ali-
Alıntı
Hem 'tesâdüf' hem de 'tevâfuk', 'teşebbüs'ün içindedir; teşebbüs etmez isen ne tesâdüf edersin ne de tevâfuk. İhsan Fazlıoğlu
Alıntı
Hem 'tesâdüf' hem de 'tevâfuk', 'teşebbüs'ün içindedir; teşebbüs etmez isen ne tesâdüf edersin ne de tevâfuk. İhsan Fazlıoğlu
TUNUSLU HAYREDDİN PAŞA VE BİTMEYEN SANCIMIZ-5
Paris’ten 1856 yılında dönen Hayreddin Paşa, Tunus’a adım attığında karşısında bulduğu manzara; yolsuzlukla delik deşik edilmiş bir hazine, kabile asabiyetine hapsolmuş bir bürokrasi ve halkın ümüğüne çöken “sömürücü” bir elittir. Bu elitin başında ise, Paşa’nın Paris’te peşine düştüğü Benaïad’ın hamisi, Tunus’un karanlık kudreti Mustafa Haznedar bulunmaktadır. Paşa için mücadele artık şahıslarla değil, zihniyetle ve kurumlarladır. Ancak bu kurumsal inşanın önündeki en büyük engel, insanın insan tarafından sömürüldüğü en köhne yapı olan köleliktir. Paşa, henüz genç bir danışmanken Tunus Beyi Ahmed Bey’i bu konuda ikna etmiş ve Tunus’un 1846 yılında köleliği yasaklayan ilk Müslüman ülke olmasında başrolü oynamıştır. Bu hamle, onun için sadece ahlaki bir duruş değil, rasyonel bir sistem gerekliliğidir. Paşa’ya göre, kendi vücudu ve emeği üzerinde mülkiyet hakkı olmayan bir ferdin, bir medeniyeti ayağa kaldıracak “teşvik” yapısına sahip olması imkânsızdır. “Hürriyetin olmadığı yerde insanlar sadece günü kurtarmaya bakar, büyük işlere teşebbüs etmezler.” 30.01.2026 Mustafa Yeneroğlu KARAR
Tarih
Reklam
Reklam