İronik olan şu ki, hükmet, Türkiye tarihinin en özgürlükçü anayasasını ilga ederken, aynı tarihlerde Deniz ve arkadaşlarını anayasayı ilgaya teşebbüs etmekten idamla yargılıyordu.
Denekler burasının sırf düşünceyle işleyen bir yer olduğunu söylemektedirler.
İstisnasız, birbirleriyle temas etmek isteyen ruhlar, teşebbüs ettikleri anda, sadece istedikleri varlığı DÜŞÜNMEK sayesinde bunu gerçekleştirirler. Çağrılan bir varlık bir anda, yolcunun ruhsal zihninde ortaya çıkar.
Aşkın içindeyken kişi sorgulamaz, yaşardı. Ancak aşkın dışına çıktığında geriye dönüp sorgulardı. Onunla tanıştığımda yaşım otuzdu. Kendisi yirmi yaşındaydı. İlk görüşte çarpılmıştım, vurulmuş, afallamıştım. Bir şey suratıma çarpmıştı beni uyandırmak için. İşimi yeni kurmuş başarılı adımlarla ilerliyordum. Tanya üniversiteye gidiyordu. Mimarlık okuyordu. Kendi halinde, içine kapanık, nispeten sosyallikten uzak biriydi. Hiçbiri kusur değildi. Ona âşıktım. Her haliyle onu seviyordum. Sebebi yoktu. Bir kişiyle bin duyguyu yaşamıştım. İnsan nedense âşık olduğunda hayatı daha iyi anladığını zannederdi. Anlamsız görünen her şey birden farklı anlamlara bürünürdü. Fakat maşuk dahil her şey aynıyken değişen sadece âşığın kendisi olurdu... Aylar sonra içini bana açtığında iki kez intihara teşebbüs ettiğini söyleyecekti. Şok olmuştum. Darmadağın bir hale gelmiştim. Şeytanıyla savaş halindeydi. Bu savaşa dışarıdan kimse müdahil olamazdı. Annem ve babamın onu bırakmam gerektiğini söylemeleri beni derinden yaralamıştı. "Başına bela alacaksın. Bu kızdan sana hayır gelmez..." sözleri kulağımda çınlıyordu. Oysa aşk yekti, tekti, bölünmezdi; sadece paylaşılırdı!
Fâlih Rıfkı, Atatürk'ün yukarıdan hızlı değişim, inkılap metodunu şu misâlle açıklamaktadır. Mustafa Kemal'e, harf inkılabı için beş-on yıllık bir hazırlık dönemi gerektiği söylenmiş; Atatürk, 'Hayır! Bu iş üç ayda olur, yahut hiç olmaz. Bir buhran çıkar, bizim teşebbüs de Enver'inkine döner' demiştir.
Millî Kurtuluş Hareketi, artık tasfiye saati çalan Türk cemiyet ve şahsiyetinin, her şeye rağmen bütün bir tarih boyunca gelen iman ve hayat şevk ve iradesiyle kendi kendisini kurtarmak için ruhunda hazır tuttuğu bir hamledir.
Bu hamleyi nefslerine mal edenlerse, onun ruhuna tam zıt bir seciye belirten ve Tanzimattan beri hiçbir zaman misline rastlanmamış mikyasta ruhumuzu Garba teslim etmek kararını besleyen bir hiziptir. Bu hizbin, yüzlerine bir «suret-i hak» maskesi takıp dâvayı aziz gösterdiği ilk devirlerin gerçek kahramanlarından Mersinli Cemal Paşa, Ordu Kumandanı Nureddin Paşa gibi şahsiyetler ve daha nice isimli ve isimsiz hüviyet, hakikatte, Millî Mücadeleyi bizzat ve ilk defa olarak hazırlamış olmanın da şeref hissine mâliktirler. Nihayet, sadece Allah’ın lûtfu ve Türk milletinin yok olmamak cehdiyle muvaffak olunan hareket, semeresini vereceği zaman derhal bu hizip vaziyete hâkim olmuş; İsviçre’de Türk mukaddesatını ve iman kökünü Batı hegemonyasına satmak suretiyle her vasıf dışı bir istiklâl sağlamış; ve ondan sonra güya madde plânında kurtarılmış olan Türk, ruh plânında ve doğrudan doğruya sayelerinde imha edilmek istenmiştir. Kurtaran ve ilk defa kurtarmayı düşünen ve ona teşebbüs eden kendileri olmadığı halde, faraza kendileri olsa, bu kurtarıcılığı takip edici devrede gayenin büsbütün öldürmek için kurtarmak olduğu meydana çıkınca bu kurtarıcılığa, kurtarıcılık mı, öldürücülük mü ismini takmak lâzımdır?
Böyleyken, tam 27 yıl boyunca, Allah’tan esirgenen saygı ve korku, birtakım put şahıslara ve mefhumlara karşı zorla besletilmiş, yeni nesiller bütün bir tarih ve hakikat tahrifçiliği metodiyle yetiştirilmiş, insanlık hayatının hiçbir devrinde görülmedik bir hak ve hakikat zalimliği edası altında, (Tabu) şahıslar ve mefhumlara dair ne lâf söyletilmiş,