Düşünmenin Ehemmiyeti
7/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2025 161. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2025 13:40
Sizlerle İletişim Yayınları psikoloji serisinden Danimarkalı psikolog Svend Brinkmann'ın Düşün eserini paylaşacağım. Eskiden günümüze düşünmenin ehemmiyeti devam ettirmesine vurgu yapan yazar "düşünceli bir hayatın savunusunu yapmanın bizi her zaman daha ileriye taşıyacağını vurguluyor. Özellikle de düşünmeyi oluşturan etkenin varoluş boyuta sahip olması ise insana ithaf edilen "düşünen hayvan" tabirini geçersiz kılıyor. Çünkü düşünmek sadece yaşama devam etmek için sahip olduğumuz faydacılıktan ibaret değil. Öyle ki görüyoruz, gözlemliyoruz, soruyoruz ve en önemlisi sorguluyoruz. Sorgulamalarımızın kimi bir amacı oluyor kimi zamansa amacı sorgulamadan sonra buluyoruz. Lakin bir gerçek var ki düşünmek ilahi bir hediye. Bu hediyeyi nasıl ve nerede kullandığımız soru bizi biz yapan unsurlar. Tıpkı Brinkmann tespitindeki gibi. "Düşünmezsek kendimizi zihnin yaşamından soyutlamış oluruz. Uyurgezerlere dönüşurüz. Düşünmek, ruhen uyanık olmaktır. Düşünmek, yaşamaktır." Ruhen uyanık olmak ise eleştirel düşünce yöntemlerini uygulamak gerek. Hayatın akışı içerisinde özellikle de otomatik pilotta yaşarken kendimizi bile unuttuğumuzdan hayatı sorgulamak en imkansız durumlarda biri haline geliyor. Ve eleştirel düşünmenin özünde yer alan merak ve cesaret gibi erdemler açığa çıkmıyor bile. Hele birde günümüzün teknolojisini hayatlarımızdaki yerini düşünürsek bu ihtiyacın yani doğal olan düşünme ihtiyacının anlarız. Çünkü düşünmek dahi bilinçli bir tercihi ve zaman ayırmayı gerektiriyor. Sanıldığının aksine boş zaman uğraşı değil. Bilinçli bir şekilde hayata odaklanma merak ve cesaret erdemi bizlere hissettirecektir. Bu minvalde yazarın bahsettiği düşünce yöntemleri, bir takım düşünme pratikleri ve uygulamalar sizin içinizden dışınıza doğru bir akışı mümkün kılacak türden. Elbette
1000Kitap
DüşünSvend Brinkmann · İletişim Yayınları · 202440 okunma
Puan vermedi·295 syf.··
2025 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2025 21:20
Haftama eşlik eden kitabım, yayıncı ve yazar Ali Bektaş'ın Gün Yüzü isimli romanı oldu. İlk olarak La Kitap basımıyla çıkan, sonrasında yazarın kurucusu olduğu Romanoku Yayınları'yla yolculuğuna devam eden Gün Yüzü, kitap hakkındaki söyleşileri fırsat buldukça takip etmem nedeniyle epeydir okuma listemdeki kitaplardan biriydi. Türk insanından ve Türkiye coğrafyasındann izler taşıyan, fazlasıyla bizi anlatan bir aşk romanı olduğu söylenebilir Gün Yüzü'nün. Bazı sayfalarda Umut'un Yıldız' la ilişkisine yönelik iç döküşlerinin azaltılması daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemedim. Bir de bizim yazarlarda sıklıkla gözüme çarpan her şeyi açıklama, her şeyin en doğrusunu bilme, neredeyse okura akıl yürüteceği bir şey bkrakmama durumunu bu kitapta da yer rer hissettim. Diyalog ağırlıklı ilerleyen kısımlarda da, - erek, - arak ekiyle (özellikle "diyerek" kelimesiyle) yazılan nakillerin fazlalılığı dikkatimi dağıtan olumsuzluklardan oldu. Beğendiğim taraflara gelirsek... Yazının devamı spoiler içerebilir.... Her şeyden önce yazarın anlatım gücü, cümlelerindeki akıcılık, zengin kelime haznesi daha ilk sayfalardan kendini belli ediyor ve romanın son sayfasına kadar da hiç bozulmadan devam ediyor. Genelde anlatımı süslü ve şairane buldum. Bu durum çoğu kere estetik ve etkileyici görünse de, bazı sayfalarda daha yalın cümleler de tercih edilebilirmiş diye hissettim. Umut'un çocukluğunun anlatıldığı kısımlar daha bir hoşuma gitti. Kurguda sık sık Umut'un ve Yıldız'ın geçmişine dönülmesi ve geçmişin günümüzle olan izdüşümleri, bunlar arasındaki geçişler vs. pek hoştu. Romandaki önemli karakterlerden Yıldız'ın isminin bir metafor olarak önümüze konulması, romanın sonlarında, Handan-Nergis gizemini anlatırken, önemli olanın bir insanın hayatına dokunmak ve hayatına
Edebiyat & Roman
Gün YüzüAli Bektaş · Romanoku Yayınları · 2023405 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kendi Sanatımız
Puan vermedi·160 syf.··
2025 49. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2025 11:38
Sizlerle değerli mütefekkir Sadettin Ökten'in #geleneksanatvemedeniyet eserini paylaşacağım. Pek çok programa katılıp bireylerin dünya tasavvuru üzerine sohbetler gerçekleştiren yazar eserinde öyle muazzam ve geniş bir bakış açısıyla bu üç kavramı değerlendirmiş ki okurken geleneğin muhtevasına hayret ettim, sanatın çağları aşan sesine kulak verdim ve medeniyetin kapsayıcılığı hakkında derin derin düşündüm. Çok uzun bir eser olmamasına rağmen taşıdığı ruhi derinlik fazlasıyla etkiledi. Bu ruhi derinlik benim her kitapta rastlanmayacağınız bir detay. Hele de ilk bölümlerde Yahya Kemal'in şiirleri üzerinden yapılan medeniyet tasavvuru adeta neni kendine çekti. Hani şairimiz "Kendi Gök Kubbemiz" diye kaleme almış ya sanatı. İşte oradaki gök kubbe bizim ltında toplandığımız vatanımız diğer adı aslında. Peki sanatkarlarımızı günümüz sanatçılarından ayıran fark nedir? Soruya dikkat ederseniz sanatkar ile sanatçıyı ayırıyor Sadettin Ökten. Sanatkarı sıradan biri olarak değil, meselesi olan insan olarak teleakki ediyor ve ekliyor. "Herkesi mesut eden șartlar ve muhit, sanatkara dar gelir. O, sıradan insanların sığdığı kalıplara sığmaz, bunları zorlar ve aşmaya çalışır." Sanatçıyı ise alıp satan, maddiyata köle olan kimse olarak tanımlıyor. Kendi geleneğinden, yani özünden uzak olduğu içinde ne sanat yapmak ne de medeniyetine katkı da bulunmak gibi bir gayesi var. Halbuki sanatkar medeniyetine katkıda bulunan geçmişle günümüzü harmanlayan, geleneğe isyan etmek yerine geleneğin özündeki anlamı yakalayan ve bunu topluma sunan kişi. O madde ve manayı birleştiren bir köprü. Eğer köprüler olmazsa insanlık mütefekkirin tespitindeki aşamaya geliyor. "Yeni insanımız, hayata karşı endişelidir. Ataları kadar sakin ve huzurlu olamamaktadır. Bir türlü anlayamadığı bir acelecilik
1000Kitap
Gelenek Sanat ve MedeniyetSadettin Ökten · Sufi Kitap · 2016257 okunma
Yunanistan ve ''Doğu'dan Gelen Tehlike'': Türkiye
7/10
·352 syf.··
2023 15. kitabı
·
122 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2023 21:17
Öncelikle kitap bir Yunan akademisyen tarafından hazırlanmış akademik bir çalışmadır. Bu yönüyle ülkemizde çıkan benzer çalışmalardan ayrılmaktadır. Türk-Yunan ilişkileri üzerine kaleme alınan bu eserde ikili ilişkilerin tarihsel sürecine odaklanırken aynı zamanda konu jeopolitik, din, siyaset gibi birçok boyutta incelenmiştir. Benim için ilgi çekici olan kısım Türk-Yunan anlaşmazlıkları konusunda kitabın Yunan tezlerini ele alış biçimi oldu. Yunan milliyetçiliğinin ''inşa'' sürecine eleştirel bir çerçeveyle yaklaşmıştır. Ortaya konan Yunan milli tarih anlatısındaki çelişkilere ve sebeplerine değinirken buradan yola çıkarak iki taraf arasındaki anlaşmazlıklardaki Yunan tezlerini detaylı bir şekilde açıklamıştır. Bu yaklaşım da Yunanistan'ın meselelere bakışını anlamak için okuyucuya uygun bir zemin vermektedir. Aynı zamanda söz konusu anlaşmazlıklara yönelik Türk tezlerine de yer veren çalışma, Türk milliyetçiliğinin gelişimi gibi konular üzerinde durmamıştır. Kitabın ana konusu olmadığı için bu da anlaşılabilir bir durumdur. Ayrıca Türk-Yunan anlaşmazlıklarının çözümlenmesi için yapılan girişimler, karşılıklı kaçan fırsatlar, algılamalardan kaynaklı sorunlar üzerinde de durulmuştur. Özellikle Adalar, kıta sahanlığı ve Kıbrıs Meselesinin süreçleri, karşılıklı tezleri, sorunların çözümü için atılan adımlar, ya da atılamayan adımların nedenleri üzerinde detaylıca durulmuştur. Kitapta tarafların birbirlerine yönelik tutumlarının ve algılarının gelişimi üzerinde de durulmuştur. Kitabın sonunda benzeri birçok çalışmada görüldüğü gibi çözüm önerileri sunan çalışma, maalesef bu konuda benzerlerinden bir adım ileriye geçememiştir. İki taraf arasındaki sorunların tespitindeki başarısına rağmen çözüm önerileri klasik iyi niyet temennilerinden öteye geçememiştir.
Tarih ve Siyaset
Yunanistan ve "Doğudan Gelen Tehlike" TürkiyeAlexis Heraclides · İletişim Yayınları · 20032 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2023 20. kitabı
“Minyatür Tanrılar” Üzerine Derkenar "Minyatür Tanrılar" Şair İsmail Delihasan'ın, İnsancıl Yayınları etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu, "Ateşlerle Top Oynamak" şiir kitabı sonrası ikinci şiir kitabıdır. Seksen sayfa hacmindeki kitapta kırk şiir yer almaktadır. Kitaba önsöz yazan Afşar Timuçin gibi söylersek; kısa ve kırık şiirlerle şair, toplumsal düzeyde eleştirici ve düşünen bir aydın gerçekçiliğini taşıyan bir tutumla şiirlerini yazar. Düşünceye ağırlık verilen, estetiğini bulmuş güzel şiirler bunlar. İki defa pürdikkat okuduğum kitapta künhüne eremediğin noktalar olmuştur elbet. Kavramam ölçüsünde kitabın bir cihetine de olsa değinmek istiyorum izninizle. Dervişane bir dokunuşla, hissiyatta şiirler ruhunu buluyor. Diyebilirim ki hem Derviş Yunus gibi hem de Asaf Halet Çelebi gibi, felsefi bakışları çağrıştıran, izlerini taşıyan şiirler okudum. Şöyle ki "…yaşamadın/ gerçekte düştü güneş/ sende bir sen vardı/ zamanı mekânı ölümsüzleştiren…" (sayfa 41) veya “…ben ol da gel…” (sayfa 14) gibi ifadeler ne kadar Yunusça bir bakış ve bir felsefi yaklaşım değil midir? Şair; şiirlerine ve şairliğine dair öz bir açıklamayı da “Andan Göklere” şiirine adeta eklemlendirerek yapmaktadır. İlgili şiirinin son bölümünde şair şöyle seslenir; “zamanın ve göklerin şairi diyecekler bana/ hoşuma gider desinler/ gökleri çok sevdim/ ölünce beni andan göklere gömsünler” (sayfa 70) Şiirlerin ana fikri; iyiye, doğruya, güzele gidiştir. Şair; kötülere ilenerek, iyilere övgülerde bulunur bir taraftan. Şiirlerin daha çok zaman, deniz, gök ve adam perspektifi ve kavramları üzerinden yol aldığını söyleyebilirim. Bir nevi bu kavramlar üzerinden doğruya ve iyiliğe gidiş portreleniyor. Bir nevi zamana, deniz ve göğe ruh biçen mahir bir terzi hüviyetinde görevini ifa ediyor. Bunlarla birlikte
Minyatür Tanrılarİsmail Delihasan · İnsancıl Yayınları · 20164 okunma
10/10
·153 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
“Zamanı Aşan Şehirler” Üzerine Okuma Notları "Zamanı Aşan Şehirler" Yazar Ersin Nazif Gürdoğan'ın, İz Yayıncılık aracılığıyla, 2022 yılında okurla buluşturduğu eseri. Yaklaşık iki yüz sayfa hacmindeki eser, beş bölümden ve yirmi beş konu başlığından oluşmaktadır. Kitap; "Bakü, Şeki, Taşkent, Semerkant, Buhara" bölümlerinden müteşekkildir. Daha çok şehir, medeniyet, gezi ve fikir yazılarından tanıdığımız yazarın bu alanlarda birçok kitabının olduğunu biliyoruz. İslam dünyası başşehirleri ve diğer bazı şehirlerinin tarihini de içine alacak şekilde, İslam düşünce ve eylem dünyasının en öncelikli görünür alanları olan şehirler özelinden konu etraflıca ele alınmaktadır. Bu miras ve bu etki gücünün kattığı değer bir bir kritik edilmektedir. İslam coğrafyasının bu zirve şehirlerinin kültür, din, dil ve ekonomi olgularının hepsi de İslam inancı çerçevesinde ele alınmaktadır. Biz Türklerin, Samanoğullarıyla birlikte İslamlaşmamızın devamında Karahanlılar, Gazneliler, Babürlüler, Selçuklular ve Osmanlılarla devam eden süreçte geniş bir perspektif çizilir ve konu etraflıca ele alınır. Kadim şehirlerden olan “Bakü, Şeki, Taşkent, Semerkant, Buhara” dışında başka hangi şehirlerle bir duygudaşlık sağlanmış bir bakalım. Mekke, Medine, Kahire, Şam, Bağdat, Basra, Kurtuba, Grozni, Kırım, Saraybosna, Gence, Tiflis, Gümrü, Kars, Kaşgar, Kazan, Bişkek, Almatı, Ankara, İstanbul, Bursa, Erzurum, Sivas, Belh, Merv, Nişabur, Herat, Tebriz gibi şehir isimlerini ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim. Her ne kadar bu örneklerle, Müslüman şehirlerine yönelik ekonomik ve üretime dair bir başlık atılsa da ekonomiden daha çok özne olarak kültür görülmektedir. Entelektüel sermaye en temel zenginlik kaynaklarından birisi olarak görülmektedir. "Ülkeler zengin ekonomileriyle değil, derin
Zamanı Aşan ŞehirlerErsin Nazif Gürdoğan · İz Yayıncılık · 201313 okunma