Yaniii boyleyiz napim simdi 😅😅 politik davranamiyorum hic.. Nedime teyzem hakli..
1K
​Geçenlerde mahallemizde dünyamızdan ayrılan yaşlı bir teyzenin ardından evindeki eşyalara bakılırken, herkesin aklına şu soru gelmiş: "Bu kadar kitap şimdi ne olacak?" ​Hayatı boyunca kim bilir kaç hikâyenin içinde kaybolmuş, kaç satırın altını çizmiş, kaç sayfaya gözyaşını ya da tebessümünü bırakmıştı... İşte tam o anda, o koca kitap deryasının içinde akıllarına ben gelmişim. Onun ellerinin değdiği, gözlerinin nurunu bıraktığı o güzelim kitaplardan koca bir seçkiyi benim için ayırmışlar. Aslında ne ben onları tanıyorum ne de onlar beni. Malum beton yığınlarının arasında insanlıktan bi haber yaşıyoruz. Beni, balkonda kitap okurken gören birisinin yönlendirmesiyle bulmuşlar. ​Haberini aldığımdan beri içimde tarif edilemez, çok derin bir duygu dalgalanıyor. Bu sadece bir kitap hediyesi değil; bu bir ömrün, bir birikimin ve en önemlisi, bana duyulan o güvenin emaneti. O teyze artık aramızda olmasa da, altını çizdiği cümlelerde, sayfaların arasındaki o yaşanmışlık kokusunda benimle konuşmaya devam edecek. ​"Bir kitap, onu okuyan kişinin ruhundan izler taşır." ​Şimdi bana düşen; onun bıraktığı bu mirası baş tacı etmek, o sayfalara aynı sevgiyle dokunmak ve onun dünyasını kendi kütüphanemde yaşatmak. Keşke seninle yüz yüze tanışma fırsatım olsaydı, çevremde senin gibi değerli insanlar varmış da haberim yokmuş. Mekanın cennet olsun güzel teyzem; emanetin, ruhumun en güzel köşesinde saklı kalacak.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hepten hiç olunur ama hiçten sonra hep olunmaz
Çevrede yılın ilk düğünü oldu ve ilk kezlerden birisinde evde kaldık. ((: Çoğu şeyin modası geçiyor ya da bir şekilde evrimleşiyor ama düğünler çoğunlukla hep aynı kaldı. İnsanlardaki genel bozulma, kalabalık etkinlikleri daha çekilmez ve sıkıcı hâle geliyor. Bir de mesafe girmiş artık, gitsen ne gitmesen ne? Gitmesem de güzel niyetlerde bulundum tabi ki ama bu şeyler artık bana fazlasıyla boş gelmeye başladı. Bazen empati amacıyla da düşündüm "Mutluluk hasetliğimi var yoksa, gizli sinsi bir pislik miyim ne diye bu şeyleri anlamsız ya da vakit kaybı görüyorum? Ben birini sevince ve onunla evlenmeyi düşündürürse böyle mi olacaktı?.." Benim hayallerimin en ileri versiyonu sadece sevgili olmaya kadar gitmişti. O derece imkansız ve tuhaf geliyor. Ya da bazen diyorum "Evlenmeyi düşündüren insan da tamam, cidden bu saçmalıklarla uğraşacak mıyız? Düğünü kendi içimizde ve birbirimize bakarken yaşarsak yetmez mi? Allahım umarım güzel akıllı, sade ve öz düşünceli ve de öyle yaşayan birisi olur." Böyle olaylar aslında çok özelken kalabalıkla sıradanlaşıyor, bilmiyorum ben hâlâ zorundalık dışındaki kalabalıklara alışıklık gösteremiyorum. Ama yakınlarımdan birisi evlendiğinde onun tatlı heyecanına ortak olmayı da çok isterim o ayrı. Az ve öz anlayışına sahip olarak çekirdek aile ve en sevilen başka yakınlar olarak sınırlandırırdım. Çünkü olayın öznesi benim ve sadece sevdiklerimin olması yeterli. Ki günümüzde çoğu davetiye ayıp olmasın diye geliyor hissi de veriyor bazen; Onlar da ayıp olmasın diye gidiyor. Öyle bir kısır döngü. (: Güzellik merkezlerinde çalıştığımda gelini hazırlamak çok zaman alıyordu ki önceki hazırlıklar? Bana hiç samimi ve doğal gelmiyor. Heyecana bir şey dememem ama hem vakit kaybına hem de o kadar boş uğraşmaya derim. Bu arada işe girmeyi değil, işten
Duygu ve Düşünce
Annemin öfkesi...
Bazı korkular insanın kendi hikâyesinden doğmaz. Bazen insan, kendisine hiç ait olmayan yaraları miras alır. Benim hikâyem de biraz böyle başladı. Annem daha çocuk sayılacak bir yaşta evlendirilmiş. Ne hayatı tanıyacak kadar büyüktü, ne kendini savunabilecek kadar güçlüydü. Ama onun çocukluğu, kendi iradesinden önce toplumun korkularına teslim edildi. Çünkü yıllar önce teyzem genç yaşta bir ilişki yaşamış ve hamile kalmış. O olaydan sonra ailede büyüyen şey sevgi değil, korku olmuş. Ve o korku annemin hayatını elinden “Sana da güvenemeyiz.” “Sen de başımıza aynı şeyi getirirsin.” “Kadın korunmalı.” “Kadın kontrol edilmeli.” Belki yüksek sesle söylenmedi bunların bazıları. Ama hissettirildi. Ve bazen hissedilen şeyler, söylenenlerden daha ağır olur. Annemin çocukluğu yarım kalmış. Kadın olmayı öğrenemeden eş olmuş. Kendi kimliğini kuramadan bir hayatın içine bırakılmış. Belki de yıllarca kendi korkularını bastırarak yaşamış. Ve insan bastırdığı şeyleri yok edemiyor. Sadece fark etmeden başkalarına taşıyor. Psikoloğum bana erkeklere karşı duyduğum korkunun, çekinmenin, hatta zaman zaman nefretin yalnızca bana ait olmayabileceğini söylediğinde içimde çok şey yerine oturdu. Çünkü ben bazı şeyleri yaşamadan da yorulmuş gibiydim. Sanki biri bana daha en başında “erkeklerden korkmalısın” demişti. Sanki küçüklüğümden beri içime görünmeyen bir alarm sistemi yerleştirilmişti. Bir erkek yaklaşınca tetikte olmak. Güvende hissedememek. Kolay kolay inanamamak. Kendini sürekli koruma ihtiyacı duymak… Bazen bunun karakterim olduğunu sanıyordum. Ama şimdi düşünüyorum da; belki bu, annemin hayatta kalma biçimiydi. Ve ben, onun hayatta kalmak için geliştirdiği korkuları miras aldım. Çünkü travmalar sadece yaşayan kişide kalmıyor. Sessizce çocuklarına da geçiyor. Bir annenin sustuğu
Galanthus
Teyzem bana hakaret etti telefonda. Sonra kardeşimi arayıp üzülmememi söylemiş. Tabi canım neden üzüleyim ki?
1000Kitap
Nerede o eski bayramlar yüzsüzlüğü: Siz eski insan mısınız ki?
Bugün bayram diye nenemlere gittik. Bir baktım bizden 1-1.30 saat önce giden teyzem ve kuzenim salonun yerlerini süpürüp koltukları siliyordu. Şaşkınlıktan sonra nenemle selamlaşınca söylediklerinden ayrıyetten sinirlerim bozuldu. Halı süpürüldükten sonra bezle silinecekmiş bir de. Saat 12. 30 olmuş ve bayram temizliği, gün öncesi yerine gününde yapılıyordu. Daha saçlarım bile ıslaktı. Direkt kokacaktık yani, normal hijyen takıntım bayramda son seviyeydi, neyse. Süpürmeye el attım. Kirada kaldıkları ev, dubleksin normal bir kat oluşu gibi büyük ve genişti: Allah kolaylık versindi. "Madem az kişiyiz ve sınırlı süre var. Halılar süpürüldükten sonra suyla şehadetlensin. Bezle temizlenmesi yeterli olmayacak zaten." deyince teyzem "Olsun yine de yapılsın, temiz olsun." dedi. "Sen buna temizlik mi diyorsun, gerçek temizlik istiyorsan böyle olmaz. Ya halı yıkamacıya vereceklerdi ya da günler öncesinden kendileri yıkayıp namaz öncesinde açacaklardı. Benim temizlik ağzımı açtırmayın." diye yükselmiştim biraz. Çünkü bayram anne tarafının ve dayımların ailesi temizliğe dokunmamış. Bize de denmedi. Yoksa sabahtan gidilirdi o zaman duş alınıp geri gidilirdi. Koskoca ev için 4 kişiydik. Sadece dayım ve nenem varken her zaman dip bucak temizlik yapılmıyordu. Tam aile olan dayımların evlerinde yapılması gerekirken onların evi tercih ediliyor ve temizlikte kimse yok, şaka gibi. Onun dışında da ağzımı açmadım. Bayram diye ve Allah rızası için yapıldığından onları fırçalamadım ve eve dönmedim. Dayımda etrafta dolanıp "Yapmayın, oturun. Gerek yok." tarzı laflar ediyor. Var ya kendimi zor tuttum "Yapılsaydı gerek olmazdı ama yapılmadığı için gayette gerek var ve gerizekalı gibi konuşacağına sadece eline sağlık de en fazla ve sus!" demedim. Cevap vermemeyi seçtim ama 5-6' dan sonra "Ne
Gadir-i Hum