Bazen büyümek için kendimizi değil, bulunduğumuz ortamı değiştirmemiz gerekir…
Kendinize iyi gelen insanlarla, huzur veren anlarla ve ilham veren kitaplarla çevrelenin. 📖✨
... hayat denen şeyin ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha anlıyorum. Bir dağı aşarsınız, karşınıza başka bir dağ çıkar, onu da aştığınızda bir başkası. Başlarda ümitle bu dağları tırmanır, bir yerden sonra pes edersiniz. Oysa hayat durup sizi bekleyecek kadar hoşgörülü değildir. Ne hoşgörü ne de tolerans beklenebilecek bir düşmandır hayat. Bu düşmana eninde sonunda yenileceğiniz bir savaşın içindesiniz. Öyle bir savaş ki bu, yalnızca kaybettiğinizde son bulur.
“Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyecek bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark, dokunuştadır derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.”
İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.