Bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. Hiç beyaz karga görmemiş olsak da, aramayı sürdürmeliyiz. Günün birinde benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabul etmek zorunda kalabilir. Bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. Gerçek bir filozof olmazdım o zaman.
İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz, diye düşündü. Ve bir yandan yaşamın ne kadar harika olduğunu düşünmeden de, ölmek zorunda olduğumuzu düşünmek imkansız.
Toplumda en affedilmez günah, düşüncenin bağımsızlığı. Simgesi demokrasi olan bir ülkede bağımsız düşünceden bu denli çıplak biçimde korkulması, çoğunluğun korkunç gücünün en önemli göstergelerinden.
Bütün reformcular, çabalarını her türlü suçun atası olan sistemi yıkmak için mücadele edenlerin gayretleriyle birleştirdiklerinde ve tam bir eşitliğe dayanan bir sistem, her üyesine -erkeğe, kadına ve çocuğa- emeklerinin ürününün tam karşılığını veren, doğanın hediyelerinden faydalanmakta ve en geniş bilgiye erişmekte tamamen eşit haklar sunan bir sistem inşa ettiklerinde, kadınlar kendilerini geçindirebilecek ve bağımsız olacaklardır. Böylesi koşullarda erkek artık sağlıksız, doğal olmayan tutkular ve kötü huylar taşımazken, kadının sağlığı da artık bitip tükenmeyen zorlu çalışma ve kölelikle ezilmeyecek, erkeğin kurbanı olmayacaktır.
Şurası öylesine aşikar ki, kamuoyunun dikkati ne zaman büyük bir toplumsal yaraya çekilse, hemen bu yarayı örtbas etmek için ahlaksızlığa, kumara ve fuhuşa karşı bir haçlı seferi açılır. Böyle seferlerin sonucunda ne olur peki? Yine kumar artar, meyhaneler ticaretlerini arka kapılarında devam ettirirler, fuhuş en yüksek mertebesine çıkar, muhabbet tellallığı ve oğlancılık alır başını yürür.