Doğan Cüceloğlu ve İrfan Erdoğan gibi donanımlı, iki değerin karşılıklı sohbet havasında yaptıkları konuşmalardan derlenerek kaleme alınmış bir kitap.
Her bölüm başka bir şehirde bambaşka bir havada geçen eğitim sohbetleri üzerine kurulu aynı zamanda her bölüm bir eğitimci anılarak ona ithaf ediliyor. Bu durum bana hem çok zarif geldi hemde bilmediğim eğitimcileride merak edip öğrenme imkanı tanıdı. Dolayısıyla kitap iki kişinin sohbeti gibi görünsede bir çok eğitimcinin fikriyatından besleniyor.
Öğretmen adaylarıiçin nasıl bir öğretmen olmalıyım sorusuna cevap verirken sahadaki öğretmnelerin de kendini sorgulaycağı yer yer özeleştiri yapacağı satırlar bir solukta okununyor. Kelimeler akıp gittikçe ister istemez kitaptaki o soruyu soruyor insan, ben öğretmen mi oldum öğretmenlik mi yapıyorum ? İkisi arasında nasıl bir fark var dediğinizi duyar gibiyim, o fark kitabın satırlarını okudukca ortaya çıkıyor. (Söylersem spoiler vermiş olurum )
Öğretmenin, eğitim sisteminin sorunlarından tutunda fiziki şartlara kadar eğitim-öğretim sorunlarının sebepleri, sonuçları ve yer yer çözüm önerilerine yer verilmiş. Bir tarafta öğretim ve sınav odaklı mekaniklekmiş öğretmenler öbür tarafta çocuğun hayatına dokunmuş öğretim ve eğitimi harmanlamış öğretmneler...
Özünde öğretmenin, öğrenme serüveninin meslek hayatı boyunca devam ettiği ve öğrenciliğinde bunun mukabilinde sürdüğü yani hem öğreten öğretmen hem de öğrenen öğrencileriz aslında öğrencilerimizle birlikte yaşıyoruz bu serüveni, bu duyguyyu hissettim bir çok satırda.
Şöyle bir öğrencilik yıllarımıza dönüp baktığımızda hepimzin hatrında kalan öğretmenler vardır, kimini anınca yüzümüz aydınlanır kimini andığımızda ise yüzümüz gölgelenir, kısacası öğretmenler iyi ya da kötü mutlak bir iz