Onun ağır bedensel hastalığına yol açan şey, bitmek bilmez bir minnet gösterme zorunluluğu duyması ve annesinin
hakimiyetine, kısıtlamalarına herhangi bir direnç gösteremeyişiydi. Marcel Proust'u isyanını bastırmaya zorlayan içselleştirdiği ahlâktı.
Bu yüzden, bütün hayatını kendi hakikatini
arayarak geçirdi, ancak bulamadı, çünkü annesinin ona yaptıkları yüzünden çok erken yaşta kendisinden nefret etmeyi öğrenmişti. Kendisini bir canavar, eşcinselliğini
bir kusur, çaresizliğini bir günah olarak gördü. Ancak bir kez bile sonsuz ve haklı öfkesini gerçek suçluya, onu kendi hapsinde tutabileceği kadar uzun tutan kadına yöneltmedi.
Rimbaud'nun annesi çocuklarının üstündeki tam hakimiyetini sürdürmüş ve buna anne sevgisi demiş. Keskin bir zekâya sahip oğlu ise bunun bir yalan olduğunu görmüş,
annesinin bu etkileyici kaygısının sevgi ile bir ilgisinin olmadığını fark etmişti, ancak bu gözlemini tamamıyla kabul edemedi, zira bir çocuk olarak sevgiye, en azından onun yanılsamasına ihtiyacı vardı. Annesinden nefret etmemeliydi, görünüşte oğlu için kaygılandığından bunu yapamıyordu. O yüzden onun yerine kendisinden nefret
etti, anlaşılmaz bir şekilde böylesi bir sahteliği ve soğukluğu mı haketmiş olması gerektiğine şuursuzca inanmıştı.