Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım
Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım
Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi
Ansızın toprakla dolması gözlerimizin
Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi
Ne vardı uzak ülkede olsaydık seninle
Orada hiç kimse tanımasaydı bizi
Aşkımızı renk renk kuşlara söyleseydik
Çiçeklerle süsleseydik ottan kulübemizi
Ne vardı yaşamak ağır bir yük olmasaydı
Aksaydı ömrümüze mutluluğun çeşmeleri
Öyle bir zaman başlasaydı hazdan, sevinçten
Pırıl pırıl bir ay lambamız olsaydı geceleri
Ne vardı bilinmez yarınları düşünmeseydik
Yaşasaydık seninle her günü uzun uzun
Yalanlardan, iki yüzlü dostlardan uzak
Bulutlar şahidi olsaydı var olduğumuzun
Ne vardı adımdan başka adları
Bir gün kendiliğinden unutsaydı dudakların
Benzeri bir daha yaşanmaz gecelerde
Toplansaydık seninle meyvelerini aşkın
Ne vardı bu kahreden zamanlar tükenseydi
Başka bir zaman başlasaydı zamanların ötesinde
Ve musikilerin en güzelini duysaydık
Bir ekvator kuşunun büyüleyen sesinde
Ne vardı uzak bir ülkede olsaydık seninle
Saatler bitmezdi orada, dakikalar uzardı
Yaşardık sevgilerin, aşkların en büyüğünü
Birlikte yaşanacak bir ömrümüz olsaydı, ne vardı
Yıkılmak, ezilmek, her gün biraz daha
Dostlar değişiyor, aldanmalar değil
Aksimizden eser yok şimdi o sularda
Çirkin olan biziz aynalar değil
Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları
Şişeler, kadehler, o cam kırıkları
Götürün, götürün bu aydınlıkları
İçimde güz başladı, ilkbahar değil
Ne bir anlayışlı el, ne bir dost bakış
Biraz ümit, biraz hayal, sonra aldanış
En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
Deniz o deniz değil, dağlar o dağlar değil
Aslında ben hep söylerim, romanlar ve tiyatro oyunları üzerine tartışmaya girmemek lazım. Herkesin bakışı farklıdır, benim en beğendiğim şeyden siz nefret edebilirsiniz.”