Çoğu zaman düşüncelerini açmayı denemiş ama kendisini dinleyenleri şaşırtmaktan başka bir işe yaşamamıştı bu ve tıpkı düşüncelerinin onların ötesinde olduğu gibi kendisinin de onların ötesinde bir insan olduğu yargısına varmıştı.
Genel bir davranış kuralını öğrenmişti. O da yabancı olduğu bir oyuna girdiğinde önce karşısındakinin oynamasına izin vermekti. Bu ona binlerce kez yardim etmiş ve onu iyi bir gözlemci olarak yetiştirmişti. Yabancısı olduğu şeyi izlemeyi ve zayıflık anını, oyuna katılabileceği bir anı beklemeyi öğrenmişti. Tıpkı dövüşürken bir açık aramaya benziyordu bu. Böylesine bir açığı yakaladığında oyunu kuralına göre nasıl iyi oynayacağını deneyimleriyle öğrenmişti.
Niçin en iyi insan bile karşısındakinden bir şeyler gizliyormuş gibi, bütün düşündüklerini açıklamıyor da aklının bir köşesinde saklıyor? Niçin sözlerimizin boşa gitmediğini bildiğimiz zamanlarda bile içimizden geçenleri olduğu gibi söyleyemiyoruz? Sanki herkes olduğundan daha sert görünmek istiyor, duygularını hemen ifade ederse, haksızlık etmiş olacağından korkuyor.
Batan güneşin son ışıklarının neşeyle parıldayışı boşuna değildir. Bu ışıkların ısıttığı kalbinde binlerce duyguyla hareketlenmiş ruhu son derece zenginleşmiştir.