SPOİLER İÇERMEKTEDİR!
Zeze, ailesinin ve yetişkinlerin kendisine yönelik tutumunu, gördüğü şiddeti ve yaşadıklarını bir portakal ağacına anlatmaya başlar. Etrafında onu anlayabilecek ve sevdiğine inandığı herhangi bir yetişkin görememesi onun bakış açısını ve çevresindekilere ilişkin tutumunu biçimlendirirken, yaşadıklarını bir ağaca anlatmaya başlaması, hayal gücü kadar hissettiği ve itildiği yalnızlığın bir sonucu olarak okunabilir. Zeze, her çocuk kadar saf ve masumdur ancak bunları anlayabilecek bir kalple karşılaşmadığı sürece kendini tamamen ortaya koymayı reddetmekte, yaşadıklarını bir ağaca anlatmayı tercih etmektedir. Şeker portakalı ağacı bu eserde yetişkinlerin dolduramadığı boşluğun, güven ve gerçek adaletin bir çocuk kalbinde yer alan simgesidir.
Zeze, öncelikle yoksulluğuyla çocuk yaşta baş etmeyi öğrenir. Bunun için sokakta şarkı söylemeye ve bu şekilde para kazanmaya başlar. Babasının bunu fark etmesi sonrasında ona uyguladığı şiddet kafasında güven ve adaleti simgeleyen baba figürünü sarsar;
“Gözlerinde delirmiş gibi bulanık bir pırıltı vardı.
“Seu Ariovaldo öğretti”
“Sokakta onunla gezmeni istemediğimi daha önce söyledim sana”
Oysa hiç söylememişti. Şarkıcı yardımcılığı yaptığımdan haberi bile olduğunu sanmıyorum.
“Baştan söyle bu şarkıyı”
“Çok moda bir tango,” dedim ve yineledim.
“Çırılçıplak bir kadın isterdim…”
Yanağıma bir tokat indi.
“Bir daha söyle!”
“Çırılçıplak bir kadın isterdim…”
Bir tokat daha, bir daha. Elimde olmadan gözlerimden yaşlar fışkırmıştı.
“Hadi, şarkıya devam et!”
“Çırılçıplak bir kadın isterdim…”
Dudaklarımı neredeyse oynatamıyordum, sendeliyordum. Tokat yağmuru altında gözlerim açılıyor, kapanıyordu. Susmak ya da şarkıya devam etmek konusunda kararsızdım… Ama, o acı arasında bir tek şeye karar vermiştim: Yiyeceğim son dayak