Dar gövdemde sönmeyen
Boğuk çıkan sesim var
Tomurcuk, ama çiçek açmayan
Bahçemde bir gülüm var
Duyacak sesimi kimim var?
Gülümü derecek kimim var?
Güzel güzel söylersen,
Sesin bülbül, dilin bal
Soğukta kaldım gömlekle
Gözüme bak, hüzün var
Anlayacak bunu kimim var?
Yazma işi genelde böyle bir iştir. Yazım kurallarında hata yapmamayı öğrensek bile sözcükleri niyetlerimizi yansıtacak biçimde yan yana dizebilmek gerçekten mücadele gerektirir. Bir olayı yazıya döktüğünüz zaman yazdıklarınız onun yüzeyini şöyle bir yalayıp geçer, güneşin batışını izleriz, sonra güncemizi yazarken doğru sözcükleri ararız, 'güzel' diye betimleriz o gün batımını, ama güzelden fazlasını hak ettiğini biliriz, fazlasını bulamayınca da unutur gideriz gün batımını tam betimleyemediğimizi. Bugün olan her şeyi kayda geçirmek istediğimizde gittiğimiz yerlerin ve gördüğümüz herkesin ve her şeyin bir listesini çıkarırız, sayfayı doldurduğumuzda yazıya dökemediğimiz, küçük olayların olduğunu hatırlarız, ama onları bir türlü betimleyemeyiz, en kötüsü de biliriz ki günün gerçeklerini bir tek o anlatamadığımız küçük olaylar yansıtır.